Michel Foucault, 1970 ile 1984 yılları arasında Collège de France’ta yürüttüğü Düşünce Sistemleri Tarihi kürsüsünde dinleyicilerine her yıl araştırmalarının en güncel sonuç ve güzergâhlarını aktarıyordu. 1972-1973 ders yılına denk gelen Cezalandırıcı Toplum, düşünürün önemli yapıtlarından Hapishanenin Doğuşu’na giden kuramsal hattın hazırlık evresini oluşturuyor. Foucault’nun geride bıraktığı elyazmaları, daktilo metinleri ve ses kayıtlarından titizlikle derlenen bu eser, klasik ceza teorisinin soyut kabullerini sorunsallaştırarak iktidarın kılcal damarlarına uzanan soybilimsel bir kazıya girişiyor. Cezalandırmayı ceza hukukunun bir aracı ya da salt ideolojik bir aygıt olarak değil, bizzat egemenliğin işlediği bir “iç savaş” taktiği olarak konumlandıran metin, bedene kazınan görkemli damgalamadan modern kapatma mekanizmalarına uzanan ceza taktiklerinin tarihsel anatomisini açığa çıkarıyor.
“Bu tuhaf hapishane kurumu neden var; işlevsizliği başından beri malum olan bir cezalandırma biçimi nasıl oldu da kendini vazgeçilmez kıldı?” Aydınlanma reformcularının tasavvur ettiği kısas, itibarsızlaştırma veya kamu köleliği gibi modelleri bir kenara iten modernitenin neden münhasıran hapishaneyi benimsediğini sorgulayan Foucault, hapis-formu ile kapitalizmin kurucu unsuru olan ücret-formunun tarihsel ikizliğini gözler önüne seriyor. Yaşam zamanının ölçülebilir, el konulabilir ve disipline edilebilir bir hale gelişi, atölyenin zamanı ile hapishanenin zamanını aynı iktidar matrisinde buluşturuyor. Quaker ahlakından panoptik gözetime, halkın yasadışılıklarının zapturapt altına alınmasından kriminolojinin ve beşeri bilimlerin doğuşuna kadar Foucault düşüncesinin anahtar kavramlarını müjdeleyen Cezalandırıcı Toplum, çağdaş denetim toplumunu anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.