Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Nesli Gelen Tarafından Yapılan Yorumlar
İngiliz yazar, 2 yüz yıl önce kendi toprakları ve insanları için yazmış, düşünmüş ve faaliyette bulunmuş. Ancak taa uzaklardan yurdumuza bakıyor sanki ve bize sesleniyor gibi. " Anarşinin Maskesi " şiirinden çok etkilendim. Yer yer gezi olaylarını, Soma maden işçilerinin dramını hatırladım. Yer yer benzer olaylar karşısında yöneticilerimizin takındığı olumsuz ve çirkin yaklaşımları anımsadım.
Ben de isyan ediyorum bazen, şairin dediği gibi:
" Kalkın Aslanlar gibi uykudan
Sel olup akın sokaklardan,
Silkinin, kırın zincirlerinizi korkunç
Siz hıncahınç, onlar bir avuç! "
İyi okumalar.
Lisedeki edebiyat derslerinden kısa kısa metinlerine aşina olduğum Servet-i Fünun yazarlarındandır Mehmet Rauf. Romanlarında dönemin İstanbul'undan kesitler sunar. Güçlü betimlemeleriyle sizi konunun içine itinayla çekmeyi başarır. Söz konusu mekanlar ve kahramanlar gözlerinizin önünde canlanır adeta. Yüz yıl önceki o yaşanmışlıklarla, insani değerlerle, doğanın cömertçe sunduğu güzelliklerle günümüzü kıyaslayıp kendinizle yüzleşme imkanı bulursunuz. ( Bu yazdıklarım " Eylül " romanı için de geçerlidir. )
Bence genç okurun, öncelikle kendi klasiklerimizin lezzetine varması, ardından dünya klasiklerini okuması gerekir. Onlardan öğrenecek çok şey var.
Ayrıca " Kapra " Yayınlarına da teşekkürler. Güzel Türkçemize, imla kurallarına, orijinal metinlere gösterdiği itinayla ve uygun fiyat politikasıyla övgüye değer.
Herkese iyi okumalar.
1920' li yıllar, Cumhuriyetimizin ilk yılları. Anadolu' nun göbeğinde yurdun değişik yerlerinden gelmiş kimi kalburüstü, kimi sıradan insanların buluştuğu eski, köhne bir pansiyon. Farklı kültürlerden oluşan yaşamlar. Sarhoş, kumarbaz, düzenbaz insanlar, kirli ilişkiler. Aralarında eğitimli, dürüst devlet memurlarının da bulunduğu, kötülük ve iyiliğin iç içe yaşandığı bir ortam. Böyle bir ortamda yavaş yavaş filizlenen tertemiz iki aşk hikayesi...
Daha ne olsun!
İyi okumalar.
Dünyanın şeytanını uzaklarda aramaya gerek yok. O çok çok yakınımızda; o şeytan biziz. İnsan...
Bir yazar düşünün. Yatmakta olduğu hastane odasında, henüz teşhis edilememiş hastalığının pençesinde. Tarifsiz acılar içerisinde, şiddetli ağrılarla ve sesini yitirmenin kaygısıyla boğuşuyor. O hasta aydın bir insan, yazarımızın ta kendisi. Yaşadığı tüm olumsuzluklara inat memleket ve dünya meselelerine de kafa yormaktan geri durmuyor. Aydın insan böyle oluyor demek ki. Bunu kaçımız yapabilir ki?
Kısa süre önce ölen yazar M. Auge' den ölürken hissettiklerini, mezardaki ilk izlenimlerini anlatmasını istemek müthiş ironi, mükemmel bir zeka ürünü.