Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

GÜNAY TAŞ Tarafından Yapılan Yorumlar

07.12.2025

Hamsun (1899) ve Andersen (1841) 58 yıl arayla büyülü “Asya”ya, “modern”, “ileri” Hristiyan dünyası dışında bir dünyaya, Türk dünyasına, adım atmanın tüm heyecanı ve önyargısıyla Osmanlı topraklarına geliyorlar. Hamsun İstanbul’u anlatıyor, Andersen ise İzmir'le başlıyor, İstanbul’da bitiriyor. Her iki yazarın da muhteşem dil kullanımı ve anlatım zenginliği nedeniyle kitabı elinizden bırakamıyorsunuz; adeta bütün manzaralar ve karakterler kanlı canlı bir şekilde çevrenizi sarıyor; Abdülhamit dönüp yazara baktığında, adeta biz de padişahla göz göze geliyoruz. (Bu noktada çevirmene sonsuz saygılar sunmak gerekli: AI’sız dünyanın harikulade insanları.) Bu iki yazar çocukluğunuza dair bilmediğiniz anıları size anlatan, yıllar sonra çıkıp gelmiş eski aile dostları gibi bize ülkemizi, insanlarını ve halihazırda aklımıza takılan pek çok tarihsel soruya ilişkin olan biteni çok dostça ve sevgiyle anlatıyor. Yine de şairane Andersen'dense, ironik anlatımlı muzip Hamsun kısmını daha çok sevdim.
04.11.2025

Sonunda orijinal bir yazarla, akıcı bir Türkçe’yle ve zihnimizde sarkmayan, gözümüze batmayan dolu dolu anlamlı bir dil uyumu sağlanmış harikulade bir çeviriyle ve üstelik yazım ve dilbilgisi hataları olmayan özenle basılmış bir kitapla karşılaşmak mutluluk verici. Öyle ki kitap içeriği çok cazip ve merak uyandıran türden olmasına rağmen bitmesin diye az az okumaya çalışıyorum. Kitabın, içine AI kaçmamış, yazım dili anlatım zenginliğiyle dolu; bu tarz yazara mı ait çevirmene mi bilemiyorum ama hangisine aitse bayıldım. Doppler ile tanışmak çok güzeldi. İlk kitaptan sonra mutlaka serinin ikincisi okunmalı. Zira ancak o zaman bazı şeyler anlam kazanıyor. Ama sonuçta günümüzün dünyasının bunaltıcı popüler kültürüyle kapitalist bir yaşam sürmeye zorlanan insanının bu Stockholm sendromundan kurtulma çabasının nasıl da bataklık hissi yarattığını harikulade mecazlar, zeki bazen gülümseten tanımlamalar ve düz pürüzsüz bir anlatımla veriyor.
04.10.2025

Doğrusu ülkemizin gündemi ve kitabın başlığı birleşince onu almaya yönlenmemek elde değildi. Ancak, maalesef daha ilkten, kitap okuyucuyu kendisiyle birlikte düşünen, konuşan, gülen bir varlık olarak görmüyor. Bunun yerine kendisini paylaşmak için kapılarını açtığı dünyayı anlamayacağına baştan hükmederek, okuyucunun özgürce o dünyada çevresine bakınarak yürümesine olanak tanımak yerine, onun yanında ve adeta her şeyi parmakla işaret eden bir tarzda anlatıyor. Bu hayal kırıcı ve rahatsızlık verici. Kitap kurtlarının hayatında okuma önemli bir yer tutar ve öğrenmek, bilmek onları en doyuran şeydir, ancak çoğunlukla bu konularda sosyal çevreleri eksik kalır. Eğer okuyucuya daha baştan hayatımızın entelektüel kısmında boşluklara neden olan kişilerden oldukları önyargısıyla yaklaşılırsa, güzelim hikayeler can sıkıcı nasihatlar haline gelir. Kitapları kağıda baskı ya da camdan okumak üzere para verenlerin de “gümüşsü” olma olasılığının oldukça yüksek olduğunu hatırlatmak isterim.
03.10.2025

Özenerek aldığım bir kitaptı, ama yazılış tarzı okumayı zora sokuyor. Eğer eski efsaneler tarzında yani şiirimsi ve devrik cümlelerle yazılmak istenmişse, nokta işareti kullanarak düz yazı yazıyormuş gibi yan yana cümleler halinde yazmak hedefe ulaşmayı başarısız kılmış, zira hikayeleri anlaşılmaz hale getirmiş. Tüm dilbilgisi kurallarına meydan okunması da verdiği rahatsızlık nedeniyle yazılana odaklanmayı zorlaştırıyor. Türkçe’nin hem Dünya’nın teknolojik ve finansal önderlerine yetişememekten kaynaklanan hem de akıllı telefonların ve sosyal medyanın icadından sonra ucube söylem biçimlerinin ortaya çıkması sonucu gördüğü hasara, bu kitabın acımasızca destek veren satırları bana acı verdi. Örneğin: “…padişah bir gün dışarıya çıktı. O sırada, büyük kilisenin çatısında, düşüp ölmüş. Adeta oraya saplanmış bir kılıçbalığı gördü.” Bir başkası: “Daha önceki ermişlerin ve …yüzlerce yıl oralarda çıplak ayaklarla dolaşıp durmuş ve. Dünya malına hiçbir zaman tamah etmemiş dervişlerin...”
31.07.2025

Harari pek çoğumuzun endişe ettiği üzerine düşünüp/tartıştığı, savunma/korunma yolları araştırdığı bir konuyu akademik olarak ele almış. Kendi terminolojisini ürettiği, bazen tekrara düştüğü ama sonra yeniden ilgi çekici örneklerle dikkatimizi üzerinde toplayabildiği bir kitap yazmış. Maalesef çok fazla popüler ve ticari bir yazar haline geldi. Diğer yandan kitabın çevirisi çok sorunlu. Yazar felsefesini kendi ürettiği terminoloji üzerine konuşlandırdığı için kitaba özel sözlüğün özgünlüğüne azami dikkat gerekir. Moda mod çeviriler tercih edilmese de anlamı ve söylemi bozmayacak şekilde sözcük ekleme ve çıkarması yapılabilir. Özellikle yazarın kastetmediği daha da kötüsü söylemediği sözlerin olmaması gerekir. Anlam sorunları hissettiğimde dönüp kitabın İngilizcesiyle karşılaştırdığım için tüm bu sözleri söyleyebiliyorum. Bu konuda bir epostayı yayınevine ulaştırdım. Kitabın okuyucularının, özellikle kitaptan öğrenen genç okuyucuların bu noktalara dikkat etmelerini tavsiye ederim.