Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
CumaTan Tarafından Yapılan Yorumlar
Joyce’un on ayrı anlatıdan oluşan ve yakın zamanda Ketebe’nin Türkçesini yayımladığı Finn’in Hoteli yazarın diline bir giriş yapmak için iyi geldi. Zor ama güzel kelimelerle kısa bir yolculuğa çıkaran ufacık bir eser.
Dönüş, Matar’ın hem kendi kimliğiyle hesaplaştığı bir süreç hem de ailesini kaybeden bir birey olarak travmalarıyla yüzleşmesiyle dolu. Matar, aynı zamanda bireysel hikayesinden yola çıkarak geniş bir tarihsel ve siyasal arka plan da sunuyor. Libya'nın baskıcı rejim altında geçen yıllarına dair etkileyici betimlemelerle birlikte, özgürlük, kayıp, vatan hasreti ve adalet gibi evrensel temaları ele alıyor. Dahası, yazarın kitap boyunca çeşitli yazarlara göndermeler yaparak eserlerinden alıntılara yer vermesi eseri salt otobiyografik bir eser olmaktan kurtaran ve dile akıcılık katan bir özellik olarak ön plana çıkıyor.
Kitapta Yourcenar'ın kelimelerle taçlandırdığı rüyalarını okurken aynı zamanda rüya'nın neliği üzerine çeşitli notlarına da tanıklık ederiz. Yourcenar'ın rüyaları ilk bakışta birer mensur şiir olarak düşünülse de yazar bu yanılgıyı kitabın 116. sayfasında bertaraf ediyor.
Yourcenar'ın rüyaları öylesine renkli ve kelimeleri öylesine büyülü ki, okurken bir hikâye okuyoruz izlenimine bile kapılmak mümkün. Zira, kaçımız gördüğümüz rüyaları kopukluk olmadan ve anlamsızlık barındırmadan aktarabildik veya aktarabiliyoruz? Kendi rüyalarımı düşündüğümde, bu sorunun yanıtının epey olumsuz olduğunu düşünüyorum.
Kitaptaki rüyaları okurken metinlere nüfuz edebilmek oldukça meşakkatli, zira metinler bir rüyanın karmaşıklığı kadar karmaşık. Yine de eser, farklı bir rüya anlatımı için ve Yourcenar'ın büyülü kelimelerle dolu dünyasına dahil olmak için okunası.
Borges’in Atlas’ında tarihten mitolojiye, coğrafyadan dinlere birçok izlekte metinler görülür. Yazar metinlerini insanın “bilinmeyeni keşfetme hevesi”yle yazdığını her defasında okura hissettiriyor. Nitekim Borges’e göre “Bilinmeyeni keşfetme hevesi Sinbad’a, Kızıl Erik’e ya da Kopernik’e özgü değil. Dünyada keşfetmeye meraklı olmayan tek bir insan bile yoktur. Her şey acıyı, tuzluyu, eğriyi, düzü, pürüzü, gökkuşağının rengini ve alfabenin yirmi küsur harfini keşfetmekle başlar; ardından sıra simalara, haritalara, hayvanlara ve yıldızlara gelir; en sonunda insan ya kuşkuyla dolar ya da imanla, üstelik önceden ne kadar cahil olduğu sonucuna ulaşması da neredeyse kaçınılmazdır.”
Borges’in anlatım boyunca devam eden yarı fantastik yarı gerçekçi dili okuma sürecini kanımca çok keyifli hale getiren en önemli unsur.
Jorge Luis Borges'in ilk kez 1970'te yayımlanan "Brodie Raporu" adlı kitabı on bir öyküden oluşuyor. Borges, geç dönem eseri olarak kabul edilen bu eserindeki öyküleri 1953'ten sonra yazdığını ifade ediyor. Koleksiyondaki öyküler biçim ve tema bakımından yazarın önceki dönem yazma biçimiyle kıyaslandığında gözle görülür derecede bir değişimin varlığını ortaya koyuyor.
Borges’in kendi deyimiyle öyküler "karmakarışıklık" özelliğiyle ön plana çıkıyor. Zaten ona göre "evrenin peşinden giden tek bir yalın sayfa, tek bir yalın sözcük yoktur yeryüzünde." Borges, üslubundaki bu "karmakarışıklığı" ise kendisinin hiçbir zaman "güdümlü" bir yazar olmayışıyla ilişkilendiriyor. Sonuçta yine kendi deyimiyle "öykülerinin amacı Binbir Gece Masalları gibi insanları inandırmak değil, eğlendirmek ve coşturmaktır."