Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Yazarımız olan adam, bu kitapta d-f arasında bulanan harfi hiç kullanmıyor. İşin tuhafı kitabı dilimiz için okunur kılan adam C.Yardımcı da aynı harfi hiç kullanmamış. Şahsım da kullanmamak için çabalıyor şu an
Kitabın alt başlığı "Türkiye Vasatlıktan Nasıl Çıkar?" hatta. Çıkış noktası, Türkiye'nin dünyadaki kaynaklardan yaklaşık üç yüzyıldır %1'lik bir pay alabildiği ve bunun asla yükselmediğine ilişkin bir veriye sahip olmasıymış. Ortanın altında bir oran olduğu ve Türkiye gibi ortanın altından belli ivmelerle yükselerek orta üstü hatta dünyanın enleri arasına giren ülkeler olduğundan da dem vurmuş kitapta. Peki neden diye sorgulamış. Aldığı cevaplar hepimizin -yani düşünen kısmımızın en azından- bugün "Türkiye neden kötüye gidiyor?" sorusuna vereceği cevapların birebir aynısı. Eğitimin eksikliği, hukukun güvensizliği, rant kavgası, günü kurtarma politikaları gibi... Bir kısım insanın aynı şeyi düşünüp teşhis ettiği bu vasatlıkları birazcık daha büyük kısmın göremiyor olması ne acı değil mi?
Evlilik üzerine, aldatma üzerine, yaşam hakkı üzerine, bağnazlık üzerine, ebeveyn olmak üzerine nefis fikirleri olan bir kitap çıktı karşıma. Okurken ne taraftan okursan orayı haklı buluyorsun. Bu yüzden kitabın ana karakteri olan Hakim Fiona'nın verdiği kararları veren kişi olmayı istemezdim. Çok bıçak sırtı konuları çok ince düşünerek neticeye bağlamak durumunda. Zaten ömrünü vakfettiği takdirde böyle üst seviye bir yargıç oluyor ve karşına gelen davalara kılçıksız şekilde karar verebiliyorsun. Öte yandan özel hayatının görece daha sancılı ve yaşamak isteyip yaşayamadıkları olduğunu görünce de hayatın kusursuz dengesini görüyorsunuz büyük resme bakınca.
Kitap Christie'nin baş karakter olarak yazdığı Jane Marple serisinin bir parçası. Londra'da bir otelde kalan Jane Teyze, kendini yine olayların içinde buluyor ve yaşlı, örgüsünü örüp köşesinde oturan bir hanım olduğu ve silik kaldığı için tüm mevzuyu şipşak çözüveriyor. Her zamanki gibi başından benzer olaylar geçen bir tanıdığı illa ki var ve kadere bak ki insanlar hep aynı şeyleri yaşıyorlar. Ben Jane Hanımın içinde olduğu Christie romanlarına çok da yükselemediğimi fark ettim son iki kitabında. Alırken dikkat etmekte fayda var notunu da ekleyerek bağlıyorum.
Bir kere nefis bir dili var kitabın. Ağdalı değil, dümdüz. Ama bu demek değil ki sıkıcı, tam aksine çarpıcı bir yalınlığı var. Menderes döneminde geçiyor kitap. İstanbul'da bir kitapçı olan Kenan karakteri kitabımızın başrolünde. Evli ve bir kız çocuğu babası. Dışarıda yemek yediği bir akşam Günsel isimli bir kızla tanışıyor ve olaylar gelişiyor. İki karakterin ayrı ayrı hikayelerinin ilerlemesi, ayrı hikayelerdeki farklı karakterlerin hepsini elle tutacak kadar canlı hale getirmesine hala şaşırıyorum.Kitabın politik yönüne eğilmek gerekirse de o dönemde yaşananları kabak gibi ortaya döküşü geliyor önümüze. Okulların basılması, öğrencilerin toplanarak götürülmesi ve maruz kalınan işkenceler Kenan & Günsel aşkının fonunu oluşturuyor. Rahatsız bir kitap. İnsanı konfor alanına çıkarıp sorgulayarak yoruyor ve bir köşeye atıveriyor.