Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar

16.07.2023

Yazılanlardan anladığım, 80lerin sonu 90ların başından itibaren bir on senelik makalelerinden seçmece yayınlar sergilemiş Kürşat Başar bu kitabında. Siyasetten gündelik yaşama, ikili ilişkilerden çocuklara birçok konuya ilişkin fikirlerini yazdığı bu yazılarda lafını kimseden esirgememiş. Kürşat Başar gibi bir gazetecinin, bu işlerden elini eteğini çekip müziğe kanalize olması acı gelse de, ülkenin durumunu, sırf mesleğini yaptığı halde birilerinin tavuğuna kış dediği için meslekten ihraç edilen hukuk insanlarını falan gördükçe iyi mi yaptı diye düşünmüyor değilim. Çalıyor saksafonunu, yaz aylarında deniz kıyısında kalan zamanlarda İstanbul'da yapıyor müziğini, bakıyor keyfine. Gündemmiş, siyasetmiş, böyle dertleri yok artık ne güzel.
11.07.2023

Sosyal medyada şiirlerini çok görüp, gerçekten çok merak edip aldım. Ahmet Telli'yi hiç tanımıyordum kitaptan önce. Biraz körlemesine aldım gibi oldu. Yazarın şiirlerinin yanı sıra kısa pasajlarının da bulunduğu bir kitap. Herhangi bir kafiye ve/veya ölçü çabası gütmeden yazıp gitmiş şiirlerini. Eğer şiirde ölçüyü ve bazı kalıpları seviyorsanız, büyük ihtimalle hoşlanmayacaksınız. Ben biraz aradayım. Böyle çarpılarak okuduğum şiirleri de var, ne diyorsun dayı diye düşündüğüm şiirleri de var. Şöyle söyleyeyim, okumaya devam eder miyim? Pek sanmıyorum. Bir şekilde elime geçerse okurum ama satın alarak okumaya biraz uzağım. Hayatta insani ve politik olarak durduğu yere kendimi çok yakın hissetmeseydim, körlemesine alır mıydım, sanıyorum hayır. Güzel bir adam Ahmet Telli, belli ki öyle. Ama ben şiirde biraz romantizm bekliyorum sanırım. Kalbimi vurmalı. Pek vuramadı. Seveni vardır, saygı duyarım. Bende çalışmadı diyeyim.
09.07.2023

Normalde ödüllü kitaplar yorucu olur, bu kitap hiç yormadı ve favorilerim arasına girdiğini itiraf etmem gerekiyor. Çünkü bir avuç sayfadan oluşan bir kitapta o duyguyu bana geçirdi ve epey takıntılı sevme şekliyle beni yakaladığını itiraf etmem gerekiyor. Kitabı bir kadının ağzından dinliyoruz. Hayatını bir adamla yaşadığı ilişkiye bağlayacak kadar körlemesine sevgisini, adama karşı hissettiği tutkuyu ve şehveti şaşkınlıkla okudum. Bana Masumiyet Müzesi Kemal'i anımsattı. Yasak bir aşk, derin bir tutku, bolca cinsellik, takıntılı bir bağlılık... Tek fark onda bir sayfa sayısıyla başarmış olması. Böyle körlemesine bir bağlılığa epey meyilli olan beni yer yer duygulandırarak kendine tertemiz bağladı bu kitap. Zweig kitapları gibi tek nefeste bitmesi de üzerine cabası! Son cümlesinde lüksü "bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmek" olarak tanımlıyor ve bence kitabı zirvede bitiriyor.
08.07.2023

Ekseri İş Bankası Kültür Yayınları eserlerinde olduğu gibi öncelikle çevirmen Ari Çokona'ya tüm kalbimle teşekkür ederim bu tertemiz ve dupduru çeviri için. Yunanca aslından çevirmesine rağmen cümle düşüklüğü ve anlam kayması gibi problemler hiç olmadı ve su gibi akıp giden yalın bir dille kendisini okutturdu. Kitabı Platon'un kaleme aldığı düşünülünce felsefi yönünün ağır basmasından ötürü yorar mı diye korkulabilir, kesinlikle hayır şeklinde cevap vereyim kendi adıma. Kitap Antik Yunan döneminde Sokrates'in düşünceleri sebebiyle birkaç kendini bilmez tarafından suçlanarak mahkeme önüne çıkarılmasını ve neticede ölüm cezasına çarptırılmasına müteakip hücredeki son gününde dostlarıyla yaptığı konuşmaları anlatıyor. Doğru ve yanlıştan, karşıt kavramlardan, mantık kurma şeklinden bahsedildikçe ufuk açıyor.
30.06.2023

Hayatımda okuduğum en şahsına münhasır kitap bu muhtemelen. Sartre'nin varoluşçuluk sorgulaması yaptığı, bir parça felsefik, öte yandan da aslında sadece bir yazarın günlüğü olarak kaleme alınmış. Şahsına münhasırlığı da bu kadar derin konuları sorgulamasına rağmen adamın gündelik hayatını anlatıyor en sıradanlığı ile... Mesela diyor ki "bugün kalktım şu kafede bununla sohbet ettim" vs. böyle bir sıradanlık. Fakat sonra sonra farkına vardırıyor ki kitap, o sıradanlık dediğimiz varoluş sorgulaması. Kitapta bulantı olarak tanımlanan his bence iç sıkıntısı. Bana o şekilde geçti yani. O kadar gerçek geliyor ki okurken, karanlık dehlizlerde yürür gibi bir sıkıntı basıyor. Yanlış zamanlamayla okunursa, insanı depresyona götürür elinden tutup.