Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar

28.05.2023

Kitap iki bölümden oluşuyor. İlkinde Seneca'nın "bilge" olarak tanımladığı insanın özelliklerinden bahsediyor. Bu bölümde bilge diye tabir ettiği kişilerin aslında yüzyıllar sonra Maslow'un meşhur hiyerarşisinde insanın en üst mertebesine ulaştığı "kendini gerçekleştirme" aşamasından bahsetmiş. Bilgenin ne kadar kusursuza yakın bir insan olduğunu ve toplum için ne kadar kıymetli olduğundan dem vuruyor. İkinci bölümde ise insanın o kendini gerçekleştirme aşamasına ulaşması için yaşaması gereken inzivadan bahsettiği inziva üzerine isimli bir bölüm mevcut. Seneca, Stoa Okulu olarak anılan felsefi akımın öncülerinden olduğundan kitabın genelinde Stoacı bakış açısı hakim. Nedir bu açı? Mutluluğun hakimiyeti, doğaya teslimiyet ve mantığın eğitiminin ön planda oluşu. Latinceden çevrilen kitapların anlaşılmaları ekseri zor oluyor kendi açımdan fakat bu kitapta öyle bir zorluk yaşamadım.
25.05.2023

Kitapta 5 farklı insan var. Bir çocuk, bir çiftçi, bir soylu adam, bir soylu kadın ve dükkan sahibi bir kadın. Bu insanlar Fransa'nın farklı yerlerinde yaşıyorlar. Beş bölümlük kitabın her bölümü bu insanlardan birinin ölümüyle ilgili. Ölümün nasıl hayatın bir parçası olduğunu okurken yarattığı farkındalığa şaşırıp kalıyorsunuz. Kitabın benim için en çarpıcı yönü buydu büyük ihtimalle. İnsanlar ölür ve etrafındakiler hayatına devam eder, etmek zorundadır. Ailenin yokluk yüzünden çocuklarını iyileştirememesi ve kaybetmesi, hem de bunun bugün bile bazı ülkeler ve insanlar için geçerli olduğunu düşününce üzülmekten kendimi alamıyorum. Kitabın verdiği mesajdan benim aldığım alt metin ise şöyleydi: Çocuk olmanızın, hayatınız boyunca çalışmış olmanızın, zengin biri olmanızın hiçbir önemi yok. Belirlenmiş bir son kullanma tarihiniz var, o tarih gelince dönüşü olmayan o yola çıkıyorsunuz. Bu yüzden her anın tadını çıkarmaya, hayatı ıskalamamaya bakmak lazım, bana bunu hissettirdi.
17.05.2023

Bir evde altı kişi oturup sohbet ediyorlar. Bu altı kişinin içinde yaşlı bir hanım, genç bir hanım, bir doktor, bir dedektif bir de asilzade var. Bu ekipten her biri, neticesini yalnızca kendilerinin bildiği gizemli olaylar anlatıyor ve bu gizemli olayları diğerlerinin çözmesini bekliyor. Vakaları dikkatli okuduğunuz takdirde ekseri çözüyorsunuz. Gizem unsuru var evet, fakat ben polisiyeyi böyle bölüm bölüm değil de serüven olarak seviyormuşum, bu kitapla bunu anladım. Bir polisiyeye başlayacağım 300-500 sayfa meraktan kıvranacağım, sonra çözünce de ohh bee diye gevşeyip arkama yaslanacağım, bunu seviyormuşum. Cinayetler Kulübünü okurken de bu özelliğimi fark ettim. Görüyorsunuz, öğrenmenin yaşı yok.
13.05.2023

Kürşat Başar, roman yazdığında okumaktan çok keyif alıyorum. Çünkü kalbimin kuytu köşelerinde dolaşacak kadar sıcak bir dili var. Akıp gidiyor ayrıca. Sayfaları uçarak okuyorum adeta. Sonra bu makalelerden oluşan kitabı geçiyor elime ve tuhaf tuhaf fikirleri çıkıyor. Kurgu işini bu kadar iyi yapan bir yazarın, normal hayatla ilgili fikirleri nasıl böyle oluyor anlam veremiyorum. Okurken okurken bir kadın karşıtlığı peyda oluyor bünyesinde. Bu deneme işini pek beceremiyor. Bu kadar iyi "romantik" taklidi yapanını hiç görmemiştim. O karizmanın altında gölgeli bir adam var, çok enteresan, beni her seferinde tekrar şaşırtıyor.
10.05.2023

Memed ile vedalaşıyoruz artık. Tanıştığıma ne kadar memnun olduğumu anlatamam. Yaşadığı yerler benim için tam toprak. Torosların zirvesinde bir köyden geliyor bütün soy ağacım. Sıcağı sevmem bundan. Denizi tepelerden görünce cıvıldamam bundan. Kapalı yerlerde duramayıp bir ağacın gölgesinde oturmaktan keyif almam bundan. Zalime değil, zulüm edene değil, mazluma empati göstermem bundan. Tıpkı Memed gibi. Kitap aslında Memed isimli genç bir çocuğun hikayesi üzerinden Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin ilk yılları Türkiye'sine bir bakış atıyor. Bilhassa Güney Anadolu'nun durumunu bize Memed'in hayatının etrafından şekillendirerek gösteriyor. İnce Memed ile Yaşar Kemal'in bize anlatmak istediği sanıyorum şu; her zaman güçlüler, zenginler kazanmaz. Bazen bir köylü, bir yetim, cılız bir oğlan çocuğu gelir, zenginlerin, güçlülerin, o sırça köşkte yaşayanların kurduğu düzeni bir tekmesiyle yıkıverir.