Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
1999 yılında yola çıkılan Sabancı Üniversitesi'nin kuruluş hikayesini anlatmış Güler Sabancı. Ailenin kendisine tevdi ettiği bu görevi layıkıyla yerine getirmek için doğru insanlarla bağlantı kurmaya, çok çok araştırmaya, fikirleri bilimin ışığında geliştirmeye çaba sarf etmiş. Başta birkaç lisansüstü programla başlayıp, çok fakülteli, müthiş bir kampüsü olan bir okula çevirmiş Sabancı ailesinin okul projesini. Vakıf katkısıyla da olsa kendine özgü bir eğitim anlayışı ortaya çıkarıp YÖK kararlarını etkileyecek kadar öncü de olmuş. Kitaptan kendi payıma birkaç öğüt çıkardım.
Hikayeyi bilenler için şöyle özet geçmek mümkün; June'un Gilead'a gelmeden önce Hannah isimli bir kızı vardı. Sonra bu çocuk evlatlık verildi ve ismi Agnes oldu. Bir de Gilead'da Nick ile yaptıkları Nicole isimli bir kızı vardı. İşte Ahitler, Hannah ile Nicole'ün Gilead'dan kaçma çabasını anlatıyor. İlk kitaptan tanıdık bir yüz olan Lydia Teyze de bu kitapta bizimle. Kitap Damızlık Kızın Öyküsü'nden benim tahminimce 10 - 12 sene sonrasını falan anlatıyor. Çünkü Hannah genç bir kadın, Nicole ise bir ergen olarak karşımızda. June'un kızlarından da akıllı uslu kızlar olmasını beklemiyorduk herhalde?! Kitap güzel, hikaye de tanıdık olunca aktı gitti. Özgürlüğün, kadınların da birer birey olduğunun, kendilerini ispat etme çabasına girmedikleri bir dünyanın hayalini kurduruyor ister istemez. Distopik kitapları seviyorum. Feminist distopyalar ise kitaplardaki favori evrenim. Beni birçok yerden yakalamayı başarıyor çünkü.
İlber Hoca'nın sanıyorum İnsan Geleceğini Nasıl Kurar veya Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitaplarından birisinde geçiyordu öneri olarak. Okurken listeye eklediğimi hatırlıyorum. Körlemesine okumayla kendimi şaşırtmaktan hoşlanıyorum galiba. Öyle ki kitabın kapağında Latince - Türkçe yazınca aklıma hiç gerçekten Latince içerik olacağı gelmemişti ne yalan söyleyeyim. Sonra kitabın sol sayfalarının Latince, sağ sayfalarının ise Türkçe olduğunu görünce sırf merakımdan ve Latinceye duyduğum hayranlıktan yapıştım kitaba. Okurken kelime anlamlarını çıkarmaya çalıştım, bulmaca çözer gibi kitap okuma fikri keyifliydi itiraf etmem gerekirse. Antik Roma'da bir devlet görevlisi Cicero. Kitabı diyalog şeklinde kaleme almış. Bir grup insanın oturup sohbet ederek dostluğu kendilerince ifade edişlerini okuyoruz kitapta. Dostluğun kıymetinden, dostların vasıflarından, Cicero'nun yarattığı karakterlerin dostluktan beklentilerinden bahsediliyor.
Nora isimli bir genç kadın kitabın baş karakteri. Nora bir gece kendine acımaların ardından intihar ediyor. Buraya küçük bir parantez açayım. Sanıyorum kitaba baştan ısınamayışımın sebebi bir kadının böyle güçsüz durumda görünüp kendine acıması ve yaşamına son vermek istemesi. Depresyonun varlığına ve gücüne kesinlikle inanıyorum ama ben yapamam, ben edemem, eziğin tekiyim kafasını kabullenmeye karşıyım. Neyse intiharın ardından ölmüyor Nora. Arafta kalıyor. Araf da kitaba adını veren Gece Yarısı Kütüphanesi. Bu kütüphanedeki kitaplar Nora'nın hayatının paralel evrendeki karşılıkları. Her yaptığı tercihin sonucu olan bir hayat var ve kitabın tamamında o hayatlar arasında geziniyor, en iyi halini bulabilmek için. Aslında bu "paralel evrenler" konusu sıklıkla düşündüğüm, okuma yaptığım, ilgimi çeken bir konu fakat dediğim gibi baştan sevemedim ben Nora'yı. Kitabın devamını da etkiledi ister istemez bu hal.
Aklımda Hep Sen, Ebru isimli bir ana karakteri ve onun hayatının çocukluktan genç bir kadınlığa uzanışını anlatan bir kitap. Zaman zaman kendimden bir şeyler yakalayıp gülümsediğim, okurken kesinlikle sıkılmadığım, birçoklarının belki de ucuz bulacağı türden bir sevgiyi barındırıyor. Ebru kadar yaşayabilmeyi diletiyor ister istemez. Kürşat Başar kitaplarında ekseriyetle beni rahatsız eden "şey" kelimesinin yazılışının ısrarla hatalı olması dışında kitaba dair eleştirilecek bir taraf yok. Bir erkeğin böyle feminen şekilde düşünüp, yazabiliyor olması ayrıca takdire şayan.