Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar

31.07.2022

Aylin Devrimel isimli bir kadının hayatını anlatıyor Ayşe Kulin. Aylin ile çocukluk arkadaşı. Aylin bir gün Amerika'daki evinin önünde kendi arabasının altında evdeki yardımcısı tarafından ölü bulunuyor. Çocukluk arkadaşına, bu ışıklı ve müthiş renkleri olan kadına bir saygı duruşunda bulunuyor Kulin, Adı: Aylin ile. Aylin Devrimel gerçekten şahsına münhasır bir kadınmış. 40'ından sonra doktor olmaya karar verip 50'sinden sonra Amerikan ordusunun içinde yarbay rütbesi ile göreve başlayan bir kadından bahsediyorum. Kitap bana alt metinden sürekli şunu dürttü; konfor alanı diye bir şey yoktur Serap, sadece cesaret edebildiklerin ve edemediklerin vardır. İnsanların doktor olduğu yaşta doktorluk eğitimine başlayan, bununla da kalmayıp vatandaşı olmadığı bir ülkenin ordusunda verdiği ışık terapisi tedavileriyle subay olan bir kadının varlığı bu dünyadan geçtiyse, yeterince azmi gösterdiğimiz takdirde her şeyi deneyebiliriz. Yeter ki isteyelim.
28.07.2022

Atwood'u BluTv'de yayınlanan Handmaid's Tale (Damızlık Kızın Öyküsü) isimli kitabın uyarlaması olan diziden biliyorsunuz. Benim okuduğum 2. kitabı oldu. Yine bir kadın hikayesi. Fakat durum bu kez biraz farklı. 19. yüzyıl sonlarının Amerika-Kanada eksenindeyiz. Grace isimli bir kız evinde çalıştığı beyefendinin ölümüyle yargılanıyor müşterek suçlu olarak. Grace'in çocukluğundan yaşadığı zamana doğru bir yolculuğa çıkarıyor Atwood okurunu ve bunu da öyle sürükleyici şekilde yapıyor ki kayboluyorsunuz hikayenin içinde. Bu arada 1996'da yazılan eserin kurgulanışı ne kadar Atwood'a ait olsa da olayın merkezindeki hikaye gerçek bir olaymış ve gerçekten dönemin sansasyonel mevzularından da birisiymiş. Kitapta Atwood'un okuduğum kadarıyla sevdiği iki olgu yine başı çekiyor: Feminizm ve sınıf çatışması. Yine de diğer kitabın distopya olduğunu düşünürsek bu kitaptan ayrıldığını söylemekte fayda var.
19.07.2022

Ütopos tarafından kurulmuş bir ada devleti olan Ütopya üzerinden anlatıyor. Ütopya ada devleti, Ütopya tam bir cumhuriyet, Ütopya'da herkes bir şeyler ürettiği için ülke dışa bağımlı değil, Ütopya'da önemli olan para değil karakter... Tam bir ütopya yani. 21. yüzyıldan baktığım bugünden bir ülkenin Ütopya'daki gibi yaşaması imkansız görünüyor. Öte yandan insan düşünmeden edemiyor; ya başarabilseydik? Ya Ütopya gibi bir ülkede yaşıyor, yaşayabiliyor, bunu başarabiliyor olsaydık? Haydi bizi, yani Türkiye'yi geçtim, herhangi bir ülke yalnızca üretime dayalı bir coğrafya olsa ve dünyanın herhangi bir yerinde bu başarılabiliyor olsa, gerçekten insanlık için o kadar sevinirim ki... Elbette bir o kadar da özenirim. Çünkü dünyayı üretmenin kurtaracağını düşünen ekibe dahil görüyorum kendimi ve dünyadaki bütün sorunların özünde de bir şekilde tüketmenin üretmenin yerini almasını, en azından önüne geçmesini görüyorum.
09.07.2022

Vedat Milor'un en sevdiğim yanı o entelektüel tarafı. Bilhassa eğitimini aldığı konulara olan hakimiyetini gıpta ile izlerim yıllardır. Bir kitap sahibi olacağını duyduğumdan okuduğum ana kadar kitapla ilgili müthiş bir beklentiye girdim. Beklentimi de fazlasıyla karşıladı kitap. Nurhak Kaya'nın sorduğu sorulara verdiği yanıtlarla çok güzel pencereler açtı karşımda. Bir kere Milor hayattan zevk almasını sonuna kadar bilen birisi. Yemek yiyebilmenin verdiği Milor'a hazzı düşününce kendi hayatıma dönüp baktım. Keyif aldığım şeylerden asla ödün vermemem gerektiğini düşündürdü bana sık sık. Çünkü keyif almadığım bir yaşamın yalnızca beni değil bir şekilde hayatıma dokunan her insanı da olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum. Kitapla ilgili bir diğer güzel yanıysa Milor'un sosyolog olmasından kaynaklı yaptığı tespitler. Büyük ihtimalle bir tür "mesleki deformasyon" ile sürekli etrafı gözlemliyor. Bu gözlemlerden de topluma ilişkin nefis tespitler çıkarıyor.
02.07.2022

Kitaba başlamadan önce, hatta başladıktan sonra bile bu kadar çarpılmış şekilde kitaplığa kaldıracağımı hiç düşünmemiştim. Marquez kitapları beni hep allak bullak eder ama bu kez içim ezildi. Kitap doktor Juvernal Urbino'nun ölümüyle başlıyor olsa da aslında Fermina ile Florentino'nun elli küsur yıllık aşkını anlatıyor. Kitabın başında okumaya çalıştıkça kaybolduğumu hissediyor olsam da asıl hikaye başladıktan sonra gözlerim dolu dolu okudum birçok sayfayı. Kitabın adında geçen aşkın yanı sıra bir de kolera var elbette. Olay kurgusunun geçtiği ülkede kolera salgını ile başlıyor akabinde de ülkenin durumu, insanların yaşadıkları olay örgüsünün arka planına yerleşiveriyor. Marquez'in betimlemeleri sayesinde de o ülkenin bir bireyi gibi hissediyor ve bu öğrenilmiş çaresizliğin içerisinde adeta boğuluyorsunuz. Kasveti iliklerinize kadar hissederken bir yandan da Mazhar Alanson gibi "aşkın kenarından" geçiyorsunuz.