Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Çok zor kitap, öncelikle buradan başlayayım. Aslında birçok kişi tarafından feminizmin 101 kitaplarından birisi olarak görülüyor. Ben de bunu öğrendiğimden beri okumak için fırsat kolluyordum. Neticede kitabı edindim ve yaklaşık bir ay evvel okumaya başladım. Kişisel okuma serüvenimin en ağır akan ve en uzun süre elimde kalan kitap olarak tarihime geçti diyebilirim. Kitapta nesiller boyu aktarılan ve kadınların hayata hazırlanmasını sağlamaya çalışan hikayelerden bahsediliyor. Sonra da bu hikayelerin alt anlamlarına değiniyor uzun uzun. Bir kadının ayaklarını sağlam şekilde yere basmasından tut da arkadaş seçimine, çocuk eğitiminden yangında ilk kurtarılacak şeyin kendisi olması gerekmesinden değinmediği şey kalmıyor. Kimi yerlerinde hissettiğim tatmini ve bu bağlamda da yüzümde oluşan tebessümü anlatacak güzel bir cümlem yok.
Öncelikle şunu söyleyeyim, kitap elbette bir polisiye ve ben bu kez katili bulamadım. Hani polisiyelerin klişesidir ya, katil ilk 50 sayfada kendini belli etti diye, hah işte bu kitapta o yok. Müthiş sürprizli bir son da diyebiliriz, yok artık bu kadarı da zorlama da diyebiliriz. Ben ilkini tercih ediyorum. Çünkü beni gerçekten şaşırttı. Kitabın konusu şu şekilde; Cemal Ölmez isimli bir Türk genç Berlin'de yaşadığı evde ölü bulunuyor. Hem de duvardaki Zeus resminin önünde, kalbi eline verilerek. Olay çoğunlukla Berlin'de geçtiği için bir Nevzat Amirimin hikayesi değil. Kitapta hem cinayetin çözülme hikayesini hem de Zeus'un hikayesini eş zamanlı olarak okuyoruz. Mitoloji ile ilgili bir şeyler okumak isteyen benim için çölde bir serap gibiydi. Kesinlikle sıkılmadan müthiş bir keyifle okudum.
Turgut Uyar, Cemal Süreya ile birlikte benim en sevdiğim şiir yazan insanlar. Hangisini daha çok sevdiğime bir türlü karar veremiyorum yıllardır. Büyük Saat, Uyar'ın tüm şiirlerinin basılı olduğu bir eser. Turgut Uyar külliyatı diyebileceğim bu eseri aslında böyle yekten sıradaki kitap kafasıyla okumak yerine şiir okumayı canım istediğinde elime alıp okumuş olsam daha keyifli olurdu muhtemelen. Çünkü 100-150 sayfa şiir okumak keyifli evet ama 700 sayfa üst üste şiir, bir parça yoruyor bünyeyi. İnsan bir diyalog, bir noktalama işareti görme ihtiyacı duyuyor okurken. Tüm şiirler içerisinde hala beni en çok çarpan şiir Göğe Bakma Durağı olmaya devam ediyor. Bu şiirde ne var bilmiyorum, nerede görsem, ne zaman duysam, hangi ruh haliyle okusam hep aynı şekilde hissettiriyor; kırık bir özleme hali... Neyi, kimi, hangi ruh halimi özlediğimi bile bilmiyorum, böyle de gri bir alan...
Kitabı bana öneren arkadaşım, kitabın yıllarca yasaklı olduğundan bahsetti. Okuduktan sonra bunun sebebini görebiliyorsunuz. Çünkü o superman'dir, batman'dir, kelebek gibi uçar, arı gibi sokar kafasından uzaklaştırılan "Atatürk" imgesinin de bir insan olduğunu hatırlatıyor. Hani bir banka reklamı vardı, hatta Haluk Bilginer onuyordu sanıyorum Mustafa Kemal'i, reklamdaki çocuk Atatürk'ün parmağı kanar mı gibi bir soru soruyordu. İşte o putlaştırma fikrinden uzaklaştırması açısından farklı bir bakış açısı sunduğu için bile kıymetli.
Ayşe Kulin'in hayatını tüm içtenliği ile paylaştığı satırlarda kimi yerlerde gözlerim doldu, kimi yerlerde kahkahalarıma engel olamadım. Kitaptaki en beğendiğim pasaj İkinci Dünya Savaşı sırasında genç diplomatlarımızdan Almanya'da çalışanların, Hitler rejiminin zulmünden kurtardıkları Yahudilerin anlatıldığı bölümdü. Dönemin insanlarının zarafeti, yaptıkları düpedüz kahramanlık olan bu müthiş olayı böbürlenerek anlatmak yerine bunu devlete mal etmeleri, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün savaşa ilişkin söyledikleri... Yazarken bile duygulanıyorum. Konuyu değiştireyim. Kitapta daha önceden yazdığı kitapların yazılış hikayeleri, annesini kaybettiği dönem (yine paramparça okuduğum bir bölüm), yol arkadaşını tanıdığı dönem, yaptığı çeşitli işler ve edindiği tecrübeleri içeriyor. Ayşe Kulin'e aşinaysanız, otobiyografi okumayı seviyorsanız, Hayal'i de ıskalamayın.