Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitabı hiç okumamış olanlar için önerimdir, bu kitabı okumak için sağlam bir psikoloji gerekiyor. Çünkü epey ağır bir kitap. Esther isimli bir karakterimiz var, rivayet odur ki Esther'i kendisinden esinlenerek yazmış Plath. Kendisinin de psikolojik olarak sağlam bir noktada olmadığını yaşadığı bir depresyon sonucunda intihar ile yaşamına son verdiğini okumuştum. Kitabı okurken bu bilgi kafamda döndü durdu sanıyorum. Yer yer ölüm duygusunu insanın aklına sokuveriyor. Bu yüzden dedim okumaya başlamadan önce psikolojinizi hazırlayın diye. Ne diyordum? Esther... Bu kızcağız büyük şehirde kendisini ispat etmeye çalışan bir arkadaşımız. Fakat kitaba da adını veren zihnindeki o fanus yavaş yavaş Esther'i etkisi altına alıyor. İçine çekiyor ve etrafında hayat akıp gitmesine rağmen o hep fanusun içinde nefessiz kalıyor. Genç ve ışıldamaya çalışan bir kadın için acı bir son. Spoiler vermek değil amacım, kaldı ki her son da ölüm değil. Bu kadar söyleyip fitili de ateşleyeyim.
İngiltere'nin sömürge günlerinde Burma'da yaşayan bir grup İngiliz memurun hayatlarının bir bölümünden bahsediyor. Kendilerini yerlilerden yukarıda gören, kendi ülkelerinde yerlilere ikinci sınıf insan muamelesi yapan bir güruhu okuyoruz kitapta. Irkçılığın, işkencenin, ten rengine olan nefretin dibini gösteriyor kitap. Bunu bir İngiliz'in yazmış olması da kitabı daha da kıymetlendiriyor açıkçası. Kitabın ilk bölümü müthiş sıkıcı. Karakterleri oturtup kim, necidir anlayana kadar epey zorlandım açıkçası. Bir de kitaptaki betimlemeler harikaydı. Bugün Myanmar olarak bildiğimiz Burma'daki yapış yapış sıcaklığı öyle müthiş bir anlatımla yazmış ki Orwell, karla deli gibi boğuştuğum bugünlerde o yapış yapış sıcağı hissetmek nefisti açıkçası. "Kitaplar olmasaydı yaşam neye benzerdi ki (syf. 107)" diyerek kitaptan bir cümleyle de sonlandırayım.
Cibran ile tanışma kitabım. Seçimimin doğruluğunu sorgulattı bana. Tanışmak için doğru kitap değil bir kere onu bilelim baştan. Çarpık bir kitap. Ne düşüneceğinizi şaşırtıyor okurken. Belki diğer "ünlü" kitabı Ermiş'i okuyup tarzını anladıktan sonra tekrar düşünmek gerekir, bilemiyorum altan. "Nasıl meczup olduğumu bilmek ister misiniz?" diye başlayan kitaptan beklentim, işte şunlar oldu, bunlar yaşandı, beni siz delirttiniz minvalinde bir işken, birkaç cümlelik pasajların yer aldığı bir kitap çıktı karşıma. Kitaba demin çarpık dedim ya, yazarken aklıma geldi. Böyle bir çarpıklığı ben bir de Zerdüşt'te hissetmiştim. Aynı akıl tutulması, aynı kafa karışıklığı, aynı sorgulayan gözler... Velhasılı, kitap beni çok çarpmadı.
Güz Bitiği, ölmeden önce yazdığı son kitapmış. Sağda solda görürsünüz "keşke yalnız bunun için sevseydim seni" mısralarını. İşte her keşkesi bu kitabın sayfalarında geçiyor. Kitapta "Siz Saatleri" adını verdiği bir yazı var. Akabinde yirmi şiir adını verdiği ve keşkelerini sıraladığı şiirleri var. Sonra bir tane şarkısı, 11 tane beyiti ve son olarak da 16 dize adı verdiği de bir bölüm var. İçinden ne geliyorsa onu anlatmış; kimi zaman şiirle, kimi zaman düz yazıyla. Bir saat bile sürmeden okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Bize anlatmak istediği bir aşk var. O aşkı okuyabildiğim için kendimi şanslı sayarım. Siz de okuyun, ıskalamayın.
Siyasal Sistemler kitabı biraz daha teferruata girdiğinden midir yoksa ben hazır olmadığımdan mıdır kestiremiyorum biraz ağır geldi. Bir kere kitapta en göze çarpan şey sol eğilimli olmasıydı. Marksizm'den diktatörlüğe tek adamlıktan temsili demokrasilere kadar birçok sistemi, örnekleriyle birlikte anlatıyor. İlgilisi, bu alanda akademik çalışma yapanı için bir başucu eseri elbette. Ben akademiden uzaklaştım galiba :) Kitapta en sevdiğim taraf ise; örneklendirmenin çok başarılı olması. Bir fikir sürüyor mesela. O fikri de örneklendiriyor. İşte ben o örneği hayata oturtup, yazılı olan bir bilgiyi gözümün önüne getirebiliyor ve anlayabiliyorum. Bir öğretmenden daha ne beklersiniz ki?