Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitap bir yol kitabı. 70'lerdeki malum furya ile Almanya'ya işçi olarak giden Bayram isimli bir karakterimiz var. Bayram öksüz, Bayram yetim, Bayram'ın tek amacı "yaptım, başarabildim" diyebilmek kendini büyüten insanlara... Almanya'da çalışmasını müteakip senelik izninde aldığı sarı mercedesi ile köyüne gitmeye karar veriyor. İşte kitabın yol hikayesi olması da buradan kaynaklanıyor. Eskişehir yakınlarındaki köyünden çıktığı zamanki Bayram olmadığını göstermek ister kendisini tanıyan tanımayan herkese. Sonuyla ilgili spoiler vermeyeceğim fakat gerçek bir sonu var kitabın. Bir "fairy tail" olmadığını söylemekte fayda var. Bayram'ın arabasına duyduğu derin aşk insana kendi arabasıyla arasındaki ilişkiyi sorgulatıyor açıkçası. Neyse teferruata girersem çenem düşecek.
Zweig'ın İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği Anlar kitabında birkaç sayfada İstanbul'un fethi anlatılınca çok sevmiştim. Sonra bunun başlı başına bir kitap olduğunu öğrendiğimde ise hemen kitabı edindim. Çünkü kitabı Bizans ile hiçbir alakası olmayan en sevdiğim yazar kaleme almıştı, İstanbul'un fethini bambaşka bir bakış açısıyla okuma fırsatı bulamamıştım ve son olarak külliyatının sonuna geldiğimi düşündüğüm Zweig'dan bir kitap daha okuma şansım olmuştu. Fakat hayal kırıklığı yaşadığımı söylesem yeri var. Bir kere daha önce okuduğum kitaptaki pasajın biraz daha gelişmiş hali, kesinlikle kitap havası yok. Bölümler birkaç sayfa ve arasında boş sayfalar geçiyor, bir de bölüm başlarında tam sayfa resimler falan var, bazı yerlerde de Zweig, Fatih'ten biraz kötü bahsediyor galiba ona kızdım ben asıl. Neyse, neticede öyle alınsın okunsun bir kitap değil ama en azından farklı bir bakış açısından fethi görmek maksadıyla denenebilir, öyle boş bir zamanda falan...
Hiç adıyla bu denli çelişen bir kitap okumamıştım. Kitap boyunca mutluluğu aradım durdum adeta. Kitap öncelikle müthiş bir kurgu barındırıyor. Kitaptan kopamıyorsunuz. Olay örgüsünde bir boşluk bulmak güç. Anlatım dili tüm Livaneli kitaplarında olduğu gibi yalın ve akıcı. Kitabın ne kadar çarpıcı olduğunu şuradan anlıyorum; kitap tam 20 sene önce yazılmış ve bugün, yazık ki, hala aynı sorunlar güncelliğini koruyor kalp acıtacak şekilde. Ülke halen kutuplaşmaya devam ediyor, kadınlara halen tecavüz ediliyor, kadınlar halen bir şeylere kurban edilmeye devam ediliyor, terör hala bir sorun olarak karşımıza dikiliyor. Kitapta bunların tamamına bir temas var. Livaneli, tüm sorunlara dokunup geçiyor ve bu sorunlara dokunurken de kitabın olay örgüsünü ve ana konusunu ıskalamadan yapıyor. Üç ana karakterimiz var Meryem, amcasının oğlu Cemal ve Profesör İrfan. Başta birbirinden bağımsız bölümlerle ilerleyen bu üç karakterin hikayesi bir noktadan sonra birleşiyor ve tek hikaye olarak sürüyor.
Kitap hikayelerden oluşuyor. Genel olarak da kadın hikayeleri bunlar. Fakat bir türlü beni içine çekemedi. Duygulandığım hikayeler oldu, kızdığım hikayeler oldu, Akrep gibi çarpıldığım hikayeler oldu ama genele baktığımda bir olmamışlık mevcuttu maalesef. Oysa ben tarih kitabından sonra bir mola olması maksadıyla almıştım elime. Bu sefer de biraz hafif kaldı sanıyorum.
Mustafa Kemal'in ve ülkenin gelişip büyümeye en açık dönemi olan 3 senelik periyot işlenmiş bu kitapta. İlk cilt biraz daha insaniydi zira bahsedilen olaylar ya doğrudan Mustafa Kemal ile ilgiliydi ya da Mustafa Kemal üzerinden işleniyordu. Bu kitapta ise biraz daha yavaş bir akış var. Üç senenin 500+ sayfada kaleme alındığını düşününce şaşırtıcı olmasa gerek. Kitabın bir tarih kitabı gibi hissettirerek yoruyor olması da sanıyorum bu yüzden. Kitap Paşa'nın Samsun'a gelişi ile başlıyor, Büyük Taarruz Zaferiyle sona eriyor. Arada geçen periyotta meclis kuruluyor, bazı cephe savaşları oluyor, ülkenin kurtuluşu için savunan pozisyonundan saldıran pozisyonuna geçiliyor. Mustafa Kemal'in zaman zaman yaşadığı umutsuzluklar ile ülkenin topyekûn savaşa hazır olması, aslında neredeyse hiç kaynağı olmadan hem de, okurken beni en çok duygulandıran bölümler oldu.