Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitapta Tolstoy'un üniversiteye başladığı dönem anlatılıyor. Annesinin kaybından sonra babasının yeniden evlenmesini, hayatının mentoru ve idolü olan abisinin etkisinde kalışını, aşık olduğunu zannettiği kadınları ve okulda edindiği arkadaşlarını okuyoruz Gençlik'te. Kitabı okurken anlıyoruz ki, aslında üzerinden onlarca yıl geçmiş olsa da, Nikolay Rusya'da biz Türkiye'de de olsak, o büyük savaşlar yaşayan bir toplumun bireyi durumundayken bizde en azından "fiziksel" bir savaş yaşanmıyor da olsa, gençlik zaman/coğrafya fark etmeksizin aynı hisleri yaşıyor. Aynı sorunlar, aynı heyecanlar, aynı mutluluklar, aynı dertler, aynı hayal kırıklıkları ve benzer hikayeler... Kendi zamanının değil tüm zamanların sanatçısı olmak da sanırım bu anlatım becerisi ve sağlam üsluba bağlı oluyor. Saygı duymamak imkansız açıkçası.
Nazım'ın Rusya'ya gidişinden ölümüne kadar geçen süreye ailesi, sevdiği kadınlar, arkadaşları, çevresindeki profesyonellerin anıları ile ışık tutuyor Can Dündar. Fotoğraflar, şiirler, birinci ağızdan anlatılanlar da cabası. Bu kadar güzel seven bir adamın kalbine yenilmesi de sanıyorum hayatın aslında kocaman bir şaka olduğunun göstergesi gibiydi. Hani şakaysa komik dediğimiz türden... Sevgiden kastım yalnızca karşı cinse olan sevgi de değil. Hasret kaldığı memleketine, savunduğu davasına, hapishanedeyken düşlediği o ütopik dünyaya... Hep çok sevmiş, her şeyi çok sevmiş, çok da hasret çekmiş ama işte kalbi bu kadar yorgunluğu kaldıramamış. Kitap bir çırpıda bitti. İçinden 2 tane de DVD çıkıyor ve orada da Nazım Hikmet'in fotoğrafları ve kısa videolar da mevcut.
Biz onu en çok hikayelerinden tanıyor olsak da, Sait Faik'in bu kitabı şiirlerinden oluşuyor. Kitapta 18 şiir ile birlikte en sonda da Leyla Erbil tarafından yazılmış bir sayfa kadar bir pasaj var. Kitabın içindeki şiirler tıpkı hikayeleri gibi deniz kokuyor.
İş Bankasının Türk Klasiklerini nefis kapaklar ve sade bir Türkçe ile yeniden yayınlaması olayından ne kadar keyif aldığımı anlatamam. Tam böyle yeşilçam filmi afişi gibi kapağa bak... Kitap Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşayan genç bir beyi anlatıyor. Ali Bey, -arka kapakta yazdığı şekilde söylüyorum- hafifmeşrep bir kadına tutuluyor. Aşk hayatında yaptığı bu yanlış tercih hayatında iyi sayılabilecek her şeyden ediyor kendisini. Acı bir aşk hikayesi açıkçası. Kapak yeşilçam afişi gibi yazdım ya, kitaptaki hikaye de tam bir yeşilçam filmi gibi. Acaba filmleştirilmiş mi diye araştırdım, 1970 yılında Hülya Avşar'ın da oynadığı film çekilmiş. Bu da günün gereksiz bilgisi olsun. Kitap bölümler şeklinde ayrılmış ve her bölümün başında da dönemin çeşitli şairlerinden birer beyit var bölümün içeriğine ilişkin. Elbette Türkçe açıklaması sayfanın altına dipnot olarak düşülmüş.
Keşke ömrü vefa etseymiş de kendi biyografisini de yazabilseymiş canından vazgeçmeden. Yazarların içinde en çok Casanova'nın hayatı etkiledi beni. Aslında çapkınım hovardayım kafasında bir adam gibi görünmesine rağmen hayattan zevk almayı bilen, değişik insanlarda değişik tatlar arayan, yaşadıklarını da sanata yansıtan bir adammış. Evet, serde serserilik var kabul, fakat kaç serserinin hayatını Zweig gibi bir yazarın elinden okumak kısmet olur ki? Stendhal üçlünün içinde en sevemediğim yazar oldu. Kendini sürekli küçük görüp hayatta hiçbir şeyden tatmin olmayan tipler vardır ya, öyle biriymiş rahmetli. Tolstoy ise doyurucu bir hayat sürüp bu hayatı sorgulamaya başlıyor ve huzursuz bir adam olup çıkıyor. Zaten huzurlu adamın sanatla ne işi olur yazıyordu okuduğum bir kitapta.