Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar

05.07.2020

Çocukluğundan kitabın yazıldığı 2007 yılındaki yaşı olan 61. yaşına kadar anlatıyor ömrünü. Kimi zaman kahkahalarla kimi zaman gözlerim dolu dolu okudum kitabı. Kitapla ilgili verebileceğim en güzel detaylardan birisi kimseyi kimsenin lafıyla tanıdığınızı düşünmeyin. Livaneli için komünist, solcu, vatan haini gibi yaftaları duymuşsunuzdur mutlaka. Kitapta kendi dilinden bunların aslında neler olduğunu okuyoruz ve işin rengi bambaşka bir hale bürünüyor. Okuduğum her pasaj beni çok mutlu etti açıkçası. Kitabı okurken bana çok acı şeyler hissettiren bölümler ise ihtilal dönemlerini anlattığı bölümler oldu. Bir delinin benimsettiği "iti ite kırdıralım" politikası yüzünden memlekette yaşayan herkesin birbirine düşman olması ve ülkenin en aydın çağlarından birinin ülkeyi kalkındıracağı dönemde hapislerde işkencelere maruz kalması hangi dekorda okursam okuyayım gönlümü acıtır zaten. Livaneli ise bunu içeriden biri olarak anlatıp daha çok yaraladı beni.
30.06.2020

İlber Hoca Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabında önermişti Zeytindağı kitabını. Çok merak ederek almıştım ve kitap hakkındaki genel kanım da çok olumlu. Kitapta Osmanlı Devletinin yıkılış döneminde Arap Yarımadasındaki toprakların kaybına ilişkin hatıralar var. Cemal Paşa ile birlikte orada görevlendirilen Falih Rıfkı'nın anlatımı ile dinliyoruz. Falih Rıfkı o dönem yedek subay... Dünya savaşının genelde Doğu Cephesini, Çanakkale Cephesini okuruz ya bu kitapta kendi adıma söylemem gerekirse çok da vakıf olmadığım Kanal Cephesinden bahsediyor. Cemal Paşa ile Enver Paşa arasındaki gerilimi, devlet büyüklerinin kişisel hırsları yüzünden yaşattıkları, devletin askerini -kendi tabiriyle Anadolu çocuklarını- çöle sürmesi ve zayiatı okurken içim ezildi. Kitabın edebiyat çevresindeki en çok övgü alan yönü yazıldığı döneme rağmen üslubu ve dilinin yalınlığı.
26.06.2020

Gözümü kırpmadan okudum, iki akşam üst üste servisten ineceğim yeri kaçırıyordum işten dönerken. İnanılmaz sürükleyiciydi. Tam olayı çözdüm diye ortalığa dökülüyorum, iş başka bir yerden patlıyor. Tamam diyorum katil şu, hop birden bakış açısı değişiyor kitapta. Gerilim kitabı olmanın hakkını sonuna kadar veriyor. Ana olayla bağlantılı üç cinayet işleniyor Fransa'nın uzak köşelerinde. Cinayetlerin hepsi birbiriyle bağlantılı ve hepsinde aynı cinayet şekli, aleti mevcut. Merkezden getirtilen tecrübeli polis Niemans ve çaylak polis Karim'in katili arayışlarını okuyoruz kitap boyunca. Benim gibi ıskalayanlardansanız, ıskalamayın.
23.06.2020

Kitaba adını veren Momo, küçük bir kız çocuğu. Çevresindekileri dinlemesiyle ve bu dinlemelerinin insanlara iyi gelmesiyle meşhur. Şehrin dışındaki antik tiyatroda yaşıyor. Kitaptaki kötü adamlar olan zaman hırsızlarına bir şekilde çevrim içi oluyor Momo ve aralarında bir savaş başlıyor. Hala okumamış olanlar ve okumayı düşünenler varsa daha çok uzatmayayım özet mevzusunu. Sadece 1984 ve Fahrenheit'a nereden benzettiğimi, işin distopikliğini anlatmak için bahsetmek istedim. Sanırım bu tarz kitapları okudukça fantastik evrene yaklaşıyorum inceden. Büyükler için masal yazıyordu arka kapağında. Momo tam da böyle bir kitap. İçindeki illüstrasyonlardan anlatım diline kadar her ayrıntı masal türüne göz kırpıyor.
19.06.2020

Kitabı almaya niyetlendiğimde arka kapağında Tolstoy'a dair yarı otobiyografik bir eser olduğu yazıyordu. Sırf nasıl bir çocukluk geçirmiştir acaba diye merak edip aldım üç kitabı da. Çocukluk, bir üçlemenin ilk halkası. Bundan sonra İlk Gençlik ve Gençlik kitapları var. Nikola'nın ailesini tanıyoruz kitapta... İlk aşkını, babasını, annesini, kardeşlerini, büyükannesini, kuzenlerini, arkadaşlarını tanıyoruz. Kitap adının hakkını veriyor. Bilirsiniz, çocukluk demek masumiyet demektir ya, kitabın genelinde de o masumiyet havası hakim. Nikola'nın oynadığı oyunlar, utangaç olduğu anlar, ilk aşkını tarif edişi... Kitapta beni en çok etkileyen şey dilinin akıcılığı ve basitliği oldu. Dünya klasiklerinin dili biraz ağırdır bilirsiniz. Bu kitap, umuyorum serinin kalanı da öyledir, yalınlığı ile diğerlerinden epey ayrı. Zaten Hasan Ali Yücel serisinin genel özelliği bu. Hangi dilde yazılmış olursa yazılsın illa ki sade.