Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitabı cuma günü elime aldığımda hafta sonu deniz kıyısında da okurum diye düşünmüştüm. Fakat cuma günü kitabın dörtte üçünü okuyup, dün de bitirdim. Anı türündeki kitapları genel olarak seviyorum zaten. Kitapta Kürşat Başar'ın çocukluğundan günümüze kadar yaşadıklarından seçmeler var. Anılarının içine de yazdığı kitaplardan notlar düşmüş. Kitapların güzel reklamı yapılmış. Öyle ki Yaz kitabını almayı düşünüyorum ilk kitap alışverişimde. Kitabın kapağında Kürşat Başar'ın nefis bir fotoğrafı mevcut. Gördüğüm an gülümsemiştim kitapçıda kitabı gördüğümde. Arkasını bile okumadan alıp kasaya yürümüştüm. Bazı kitaplar böyle sadece gülümsettiği için bile iyi ki varlar! Anı türüyle ilgili olumsuz bir fikriniz yoksa mutlaka bir şans verin. Hayattaki bazı tesadüflerin insanları nerelere götürdüğüne ve aslında en iyi hikayelerin yaradan tarafından yazıldığını görünce şaşıracaksınız.
Açıkçası Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuduktan sonra Marquez'e karşı temkinli yaklaştım hep. Birazcık içim ısınsa sırf şu şahane kapakları yüzünden seri yapacağım kitaplarını. Kırmızı Pazartesi ile bu sabit fikrim kırıldı diyebiliriz. Yüzyıllık Yalnızlık'ı okurken kaybolmuştum. Kırmızı Pazartesi'de ise kalbim çarparak okudum. Kitap bir sahil kasabasında geçiyor. Ana tema işlenen bir cinayet üzerine kurulu. Bekaretin önemi, insanın hangi durumlarda katil olacağı, bir toplumun nasıl uyuşmuş şekilde işleneceği belli olan cinayeti engelleyemediği, davranış biçimlerini ortaya koyuyor ve aslında yüzlerce yıl öncesini anlatan bir hikayeyle günümüzün ne kadar bağlantılı olabileceğine dair de güzel bir yorum ortaya koyuyor. İnsanlar aynı çünkü. Sadece tarih değişiyor, dekor değişiyor... Hayat tatsız bir şekilde kendini tekrar edip duruyor. Bu kitap işte bende tam da bu hissiyatı uyandırdı ve sevdim.
Gerçek bir karakterden bir hikaye yazmış Coelho. Kendisini bugünlerde twitterda attığı Türkçe twitlerle tekrar görüyoruz tuhaf şekilde. Buna değinmeden geçemedim. Mata Hari karakteri 20. yüzyılın başında yaşamış ve casuslukla suçlanmış bir dansçı. Kendini içine düştüğü boğucu hayatlardan hep dansla kurtarmış bir kadın. Düştüğü son kötü durum hariç maalesef. Dünya savaşının ortasında, düşman iki millet olan Almanya ve Fransa'nın arasında, boyun eğmeden yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Kitap avukatıyla olan yazışmaları içeriyor. Mata Hari'nin geçmişe doğru yaptığı kendi iç yolculuğunu okuyoruz kitap boyunca. Arka kapakta yanlış zamanda doğmuş özgür bir kadın diyor. Etkileyiciydi.
İnsanların yazdıkları mektupları okumak yatak odalarına girilmiş kadar özel hayatlarına müdahil olmak gibi geliyor bana. Öte yandan, çok kıymet verdiklerimizin kendilerinin izinleriyle yayımladıkları mektupları okuyunca, hayatlarına dahil oluveriyoruz birden. Kitap üç bölümden oluşuyor. İlkinde Nazım'ın yazdığı mektuplar vardı. Nazım'ın mektuplarını okurken, hem de kendi el yazısıyla, onun çevresine daha çok vakıf olduğumu hissettim. Bazen Türkçe, bazen Rusça, bazen de Fransızca yazılmış mektuplardı bunlar. İkinci bölümde de Nazım'a yazılmış mektuplar vardı. Yaşar Kemal'den, Abidin Dino'dan, akrabalarından, çevirmenlerinden gelen mektuplar paylaşılmış. Son bölüm ise en çok duygulandığım bölüm oldu. Çünkü, ölümünden sonra son sevdiceği Vera'ya yazılan taziye mektuplarını okudum. Çevresinin ne kadar saygı duyduğu bir sanatçı olduğunu sadece taziye için yazılan mektuplardan bile görmek mümkün. Saygı duymamak elde değil.
Bir Yerde müthiş bir hiciv kitabı. Aslında günümüz sosyal medyasının, linç kültürünün ve tam tersi yersiz övgülerin ne kadar güçlü şekilde yapıldığının bir anlatısı gibiydi. Çarpıcı olansa, bu kitabın bu sene değil, birkaç sene önce değil, hatta 10 sene önce bile değil, tam 40 sene evvel yazılmış olması. Evet, yanlış okumuyorsunuz abartmanın, övgü ve yerginin bu kadar günümüz diliyle anlatıldığı kitap 1970 yılında yazılmış. Yayın yılını gördüğüm zaman daha çok etkilendiğimi söylemek zorundayım. Kitapta, ömrü boyunca bahçıvanlık yapmış bir adamın, geçirdiği bir kaza sonrasında Amerika'nın kodamanlarından birinin evinde geçirdiği birkaç haftalık süreçte, tüm dünyada büyük bir iş adamı ve ekonomist olarak meşhur olmasını anlatıyor. Aslında ne ekonomist ne de iş adamıdır. Popülistliğe getirilen nefis bir eleştiri.