Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Okuduğum en iyi Livaneli kitaplarından birisiydi, son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Livaneli kitapla ilgili, kitabın sonundaki söyleşi kısmında, "iktidar alevinin çevresinde dönen pervaneler için yazdım bu kitabı" diyor ki bence bu kitaba ilişkin yapılabilecek tek cümlelik özet de budur, ne bir eksik ne bir fazla. Bir harem ağasının ağzından bir padişahın kendi sarayının zindanına kapatılmasını dinliyoruz. Öyle güzel bir dil ve öyle sağlam bir altyapı var ki kitapta; kin, nefret ve hırsı okurken öte yandan ebeveynlik, sevgi ile merhameti de görüyorsunuz aynı cümlelerin içinde. Aslında tarihi değil psikolojik bir roman diyebiliriz Engereğin Gözü'ne. Tarih, yine Livaneli'nin tabiriyle bu hikayenin asıldığı bir askı, hikayenin önünde sergilendiği bir dekor gibi. Sakın ıskalamayın!
Tiyatro türündeki (böyle bir tür var mı emin değilim) kitapları okurken zihnimde canlandırma yapmak daha kolay oluyor. Çünkü karakterlerin konuşmalarından oluşuyor, çünkü dekoru da anlatıyor, çünkü bölüm bittiğinde PERDE ile kapandığına işaret ediyor. Uzaktan Aşk bu türde bir kitaptı. Uzak diyarların birinde ozan olan o diyarın prensi hiç görmediği bir kadına aşık oluyor. Hiç görmediği bu kadının aslında var olduğunu ise bir gezginden duyuyor. Kadına olan aşkını şiirsel şekilde öyle güzel anlatıyor ki etrafındaki insanlara şiirleri, şarkıları döne dolaşa kadına ulaşıyor. Eh olay bir kitapta hem de bir tiyatro oyununda geçtiğine göre kadın da bundan etkileniyor elbette. Maalouf'un o şiirsel dilini yalnız romanlarında değil tiyatro metninde de bulmak keyifliydi benim açımdan.
Bilenler bilir, şiir dedin mi İkinci Yenicilerin peşinden giderim. Orhan Veli, Edip Cansever, Turgut Uyar ve elbette Cemal Süreya... Hislerini bu kadar etkileyici şekilde paylaşan başka bir grup şair var mıdır bilmiyorum. Mümkün oldukça şiirlerini okuyorum, okuduğum diğer kitapların arasında. Son fethettiğim kale ise Edip'in Gelmiş Bulundum kitabı. Cemal Süreya, adını verdiği şiirde Edip için der ki, "her şeyin fazlası zarardır ya, fazla şiirden öldü Edip Cansever", demin sıraladığım isimler arasında benim içinse son sıradadır. Cemal Süreya ve Turgut Uyar'ı çok daha fazla severim mesela. Yine de Edip'i okumak keyifliydi. Kitapta yaklaşık 50 tane şiir var. Hayata dair yazdığı şiirler beni çok çarpmıyor ama sevmeye dair şiirlerine zaafım var.
Kitap olarak önemi ise sanıyorum Türklerde/Osmanlı Devletinde köleliği anlatan nadir kitaplardan birisi, belki de tek kitap. Zira cariyelik sistemine, kadın alım satımına ilişkin yüzlerce makale bulabiliriz ama "köle" kavramının işlenişine ben ilk kez şahit oldum. Osmanlı Devletine ilişkin sağlam sosyolojik tespitlerin bulunması da cabası! Yani alelade bir hikayeden fazlası var buralarda. Yazıldığı döneme (1880-1900) baktığımızda epey cüretkar olduğunu kabul etmek gerekiyor. Kadınların özgürlüğü konusuna karşı hassas olan beni çarptı bu kitap. Özellikle finali ile...
Derler ki bu kitabı yazmış Virginia Woolf, sonra eline almış sesli okumuş. Sonra da gerekli düzeltmeleri yapmış. Kitabın kendi içindeki dalgalanmasının sebebi de buymuş. Eğer kendimizi vererek okursak sımsıkı bağlıyormuş. Bende böyle çalışmadı maalesef. Baştan sıkı tutmadıysam demek... Altı tane karakter var bunlar çocukluk arkadaşı. Kendi iç sesleriyle konuşarak hayatlarını anlatıyorlar. Kendi iç sesleriyle anlattığı için de bazen bu hangi karakter diye arada bırakıyor. Arada birkaç bölüm de gün doğumu, güneşin yükselmesi ve batışına kadar geçen zamanı betimleyerek geçiyor. O bölümler epey lirik. Güneşin doğa üzerindeki etkisi, denizin sahile vuruşu falan tam benim kalemim malum. Gün batınca da karakterlerin hayatları nihayete eriyor. Bir nevi karakterlerin hayatını günle paralel olarak anlatıyor. Nüans ise şu, günler biter, hayatlar geçer fakat dalgalar sahile vurmaya devam eder yani hayat sürer.