Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitap biyografi türünde. Gazeteci-yazar Can Kozanoğlu'nun kendi tabiriyle "ne gazeteci ne yazar olabilmiş bir adamın hikayesi". Bir ilkokul anısıyla başlıyor kitap ve günümüze kadar geliyor. Yazarın başardıkları, başaramadıkları, hevesleri, hayatına girip çıkan meslektaşları... Bir noktadan sonra hayat kendini tekrar etmeye başlıyor zaten. Deneyip deneyip başaramadıklarımız, bir daha deneyip daha iyi başaramadıklarımız, hayatımıza damgasını vurmasını beklerken kazıyarak hayatımızdan çıkarmaya çalıştıklarımız, ölümler, doğumlar... Sevimsiz bir tekerrür gibi. Kozanoğlu bunları anlatırken 12 Eylül döneminden bugüne uzanan Türkiye profiline de şöyle bir göz kırpıyor. Biyografik kitaplardan, çok sevdiğim biri değilse, hoşlanmam. Fakat bu kitabın serseri bi dili var. Olaylar birbiri peşi sıra öyle güzel kurgulanmış ki birazdan ne olacak diye merak ederek okutuyor.
Buket Uzuner'in Defne Kaman'a dair hikayelerini okuma serisinde 3. kitabı da bitirdim. Daha önce Toprak ve Su kitaplarını okumuş, keyif almıştım. Bence seri doğadaki elementler üzerinden devam edecek ve Ateş kitabı da gelecek. Doğadaki elementleri kitaplaştırırken Uzuner aslında Defne'nin hikayesini doğa sorunlarının etrafına doluyor. Hava kitabında nükleer enerjiye dair yazdığı yazı nedeniyle hakkında dava açılıyor ve kitap da bu hikayeden bahsediyor. Kitabın geçtiği yer olan Kapadokya'nın mistik havası da hikayeye yayılıyor elbette. Nükleer enerjinin aslında kontrolsüz bir güç olduğundan, iklim değişikliğinin artık saklanamayacak kadar hayatımıza var olduğundan, ekolojik dengenin yazık ki dengesizliğe evrildiğinden dem vuruyor hikayede.
İki Şiirin Arasında kitabından sonra okuduğum 2. kitabı Kopan'ın. On iki kısa hikaye ihtiva ediyor. Bu hikayeler içinde en çok Cesur Geyikler, Katil Uşak, Ev Hali ve Bisiklet'i beğendim. Şansıma bu dört hikaye de kitapta peş peşe. Aslında birbirlerine de benzer hikayeler. Birinde diktatör bir yönetici, birinde yazdıkları sansürlenen bir yazar, diğerinde yazdıkları yüzünden hapse atılan iki arkadaş var. Sanırım distopik hikayeler beni içine çekiyor usul usul... Bir tek Bisiklet'in hikayesi farklı. En iyi dostu ölen bir adamın hikayesi. Durduk yere insanın kalbine bir çivi saplayıveriyor. Hele ki benim gibi en sevdiğiniz dostunuzun canı bu aralar bir parça sıkkınsa daha da çok çarpıyor. Siz biraz daha serin kafayla okuyun eğer niyetlenirseniz kitaba.
Hayvan Çiftliği; insanların gaddar yönetimden yılmış hayvanların yaşadıkları çiftliğin yönetimini ele geçirerek insanları çiftlikten kovmalarıyla başlıyor. Kendi yönetimlerini tesis eden ve domuzları başa getiren hayvanlar için başlangıçta her şey masal gibiydi. Fakat zamanla iktidar körlüğü ve hırsı domuzları ele geçirerek insan yönetiminden daha beter duruma getiriyor çiftliği. Neticede ütopya beklerken diktatöryel bir yönetimle karşı karşıya kalıyorlar. Kitabı okurken 43-44 yıllarında yazılmış bu eserin, 75 yıl sonra bugün bile halen gerçekliğini koruduğunu ve bir şeylerin maalesef değişmediğini esefle fark ediyorsunuz. İşte kitap bu noktada şahesere dönüşüveriyor. Etkilenmemek elde değil.
Livaneli okumak yemyeşil bir arazide, masmavi bir deniz üzerinden, ufka bakmak gibi; aydınlatıcı, rahatlatıcı, perspektif kazandıran, dünyayı yeniden yorumlamayı sağlayan... Orta Zekalılar Cenneti de aynen bu etkiyi yarattı bende. Kendi aramızda neyi eleştiriyorsak, arkadaş sohbetlerinde ülkeye, gençliğe, geleceğe dair nelerden dert sahibi oluyorsak ondan bahsetmiş kitapta Livaneli. Zerre yabancılaşmadan, şiddeti kesinlikle savunmadan, kendi doğrularını empoze etmeye çalışmadan, sadece bunca yıl yaşamış, okumuş, yazmış, bu ülkenin doğrusunu da yanlışını da tatmış, bu ülkenin türkülerini söylemiş biri olarak cehalet başta olmak üzere bu ülkeyi dibe çeken ne varsa onlardan nasıl kurtuluruzun çabasında. Kitabı okuyup bitirince, tüm Livaneli kitaplarında olduğu gibi, artık aynı insan olmadığınızı hissediyorsunuz.