Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Fransa'da geçiyor hikaye. Krallığın ileri gelen kadınlarından birisi kralın emriyle sürgüne gönderiliyor. Kral ve çevresiyle kadar temas kurmaya çalışsa da dönüş yapılmıyor haliyle. Sürgündeki bir asilzade olarak kendi tacını kendisi takıyor. Pek masum sayılmaz bu hatun aslında. Yönetime dahil oluyor, gücünü kötüye kullanıyor, kral ve çevresi adına işlerini gördürüyor falan. Gücün bir zaman sonra nasıl hırsa dönüştüğünü ve kitabın adıyla söylemek gerekirse nasıl bir çöküş başlattığını okuyoruz kitapta. Zweig'in her kitabını okuyuşumda kadınları bu kadar güzel tasvir etmesini hayretle karşılıyorum.
Aklından Bir Sayı Tut, Gözlerini Sımsıkı Kapat, Şeytanı Uyandırma ve Kurt Gölü bu ikilinin diğer 4 hikayesini anlatır ki linklere tıkladığınızda hepsini nefessiz okuduğumu göreceksiniz. Yazar bu kitapta yine bir cinayet vakasını çözüyor. Öldürülen bir kodaman var. Eşi cinayeti işleyen kişi olarak hapse atılıyor. Ama Gurney birtanecik kankası Hardwick'in itelemesiyle davaya maktulün eşini hapisten çıkartabilmek için dahil oluyor. Kitabın girişi tuhaf şekilde yabancı geldi bana. Bildiğim John Verdon girişleri olmaktan uzak bambaşka bir yazarı okuyor gibi hissettim. Sonra bu his ufak ufak dağıldı ve girdap gibi içine alan macera ile yüz yüze geldim. Kitabın sonuna doğru kafamın patatese döndüğünü, katil sensin, hayır sen, hayır sen diye tatlı tatlı delirdiğimi itiraf etmeliyim.
Kitabı iş yerinden bir arkadaş tavsiye etti. Tavsiye ederken kurduğu cümle ile beni tavladı. Kitabın iki yüzü vardı ve iki yüzünden birinde olaylar masal gibi anlatılırken diğer yüzde gerçek haliyle yer buluyordu. Benim ilk başladığım yüz mavili kapağı olan taraftı. Mavili kapağı yüzü masal olarak düşündüm ben. Çünkü yeşilli kapağı olan tarafta maalesef ülkemizin en karanlık gerçekleri yeşermiş. Töre cinayetleri, kadına yapılan ekonomik, psikolojik, fiziksel ve elbette cinsel şiddetten bahsediliyor epeyce. Yaşananlar hem toplumsal hem de bireysel açıdan o kadar acı ve etkileyici ki üzülmemek elde değil. Dileyelim ki bu ülkeyi eğitim kurtarsın. İnsanlar ecelleriyle ölsün başkasının sebep olacağı şekilde değil. Ayşe Kulin'in ülkenin kadınlarının sesi olmasını çok seviyorum. İyi ki var. Dilerim yazmaya devam eder.
Kitapta yine savaş döneminin o kasvetli havası hakim. Kitapta Ferdinand isimli bir gencin savaşa katılmak istememesi fakat kendisine celp emri gelmesi konusu işleniyor. Ferdinand, Paula ile evli bir ressam bu arada. Ferdinand, savaşın insanların kendilerini birkaç insanın egosu uğruna öldürmesinden başka bir şey değil çünkü. Aslında bir an düşünürsek haksız da sayılmaz. Her ne kadar genetik kodlarımıza vatanperverlik ve milli duygular kodlansa da insanların ne uğruna öldükleri çok açık değil mi? Savaş endüstrisinin bu kadar gelişmiş olduğu bir dönemde hizmet edilen tek şey bu endüstriye kazandırılan para aslında. Kitaba da döndüğümüzde 50-100-150 yıl önce de her şeyin benzer şekilde ilerleyip kıymetli olanın insan hayatı değil başka şeyler olduğunu görmek mümkün. İş Bankası Yayınlarına da birkaç laf edeyim. Kitap kapakları olsun çeviriler olsun çok iyi işleri çok uygun fiyatlara yapıyorlar. Kitapsever biri olarak kalben teşekkür ederim.
Yıllardır sürekli adını duyduğum, okumaya niyetlenip bir türlü araştırıp almadığım, sonunda denk getirip okudum. Nefis kitap. Kitabın sahibi Sun Tzu M.Ö. 500'lü yıllarda yaşamış bir hükümdar ve askeri taktisyenmiş. Kitap da wiki'ye göre tarihin en eski stratejik eserlerinden birisiymiş. Etkileyici olan kitapta yazanların hiç eskimemiş olması. İnsanların bugün de yüzlerce yıl öncesindeki gibi birbiriyle gırtlak gırtlağa gelmesi, sınırların keskinliği, bölünmüşlük hiç değişmemiş. Muhtemelen tarih boyunca da değişmeyecek. Aslında zaman ve mekan kavramlarının kaybolmaya başladığı günümüzde insanların bir şeyleri paylaşamıyor olması çok enteresan geliyor bana. Mevzuyu derinleştirmeden toparlayayım, kitapta özetle diyor ki şunu yaparsan savaşı kazanırsın, böyle biri olursan sırtın yere gelmez falan...