Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Serinin üçüncü kitabı. Blossom Sokağının kitap dükkanının sahibi Anne Marie'nin eşinden ayrılmasının ardından arkadaşlarıyla birlikte kendilerine dilek listesi oluşturmasıyla başlıyor her şey. Küçük Mucizeler Dükkanının ardından seride beni en çok etkileyen kitap olduğunu söyleyebilirim. "Böyle şeyler sadece kitaplarda olur canım" kafasıyla okuduğunuz takdirde birçok klişe ve mantıken saçma gelecek şeyler olsa da, insan bazen inanmanın hayatta bir şeylerin değiştirebileceğini düşünmek istiyor. Belki de umutsuzca... Böyle kitapları okumak için biraz genç olduğumu (en azından henüz 8 tane kedim yok) düşünsem de, şirin kapağına tav olup edindiğim kitaptan pişman olmadım.
Seriden okuduğum 4. kitap. Serinin, Blossom Sokağından en bağımsız kitabı. Zira sokaktaki çiçekçinin sahibi Susannah'ın çiçekçiyi açmaya nasıl karar verdiğini anlatıyor. Diğer kitaplardan farklı olarak birkaç insanın değil, bir kişinin hayatındaki insanların hikayelerini anlatıyor. Kitaptaki karakterlerin ortak paydası olan Susannah'ın etrafında şekilleniyor olaylar. Geçmişle yapılan hesaplaşmalar neticesinde karakterlerin yaşadıklarının betimlenişi başarılı. Gel gelelim sokaktan, son sahneye kadar, kopuk kalınması kitabın seriden uzaklaşmasına sebep oluyor. İyisiyle kötüsüyle yine içinizde bir yerlere dokunan ve çevrenizdekilere olan tavrınızı sorgulamanıza sebep olan bir kitap olmuş Bahçemde Yeşeren Umutlar.
Serinin son kitabı. Blossom Sokağının yumakçısını, çiçekçisini, kitapçısını tanıdıktan sonra tüm karakterlerin geçmiş ve gündelik hayatlarına küçük bir bakış. Tüm hikayeleri toparlamak adına kalabalık bir kitap olduğunu kabul etmek mümkün. Hayatın mucizelerle örülü olduğuna inanmak istediğiniz, sevgi kelebeği olabileceğinizi düşündüğünüz anlarda okunası kitaplar Macomber kitapları. Ben bu beşliyi bitirene kadar Macomber yine kapakları birbirinden şirin birçok kitap yazdı. Kendisine geri döneceğim kesin, ama bir süre farklı mecralarda takılmanın kendi açımdan açılmak olduğunu düşünüyorum. Son olarak serilerin hayatımıza filmler olarak girmesini görmek isterim. Tatlı renklerle çekilmiş güzel filmler çıkar bu hikayelerden.
Hayatta doğru zamanda doğru yerde olmak gerek. Bazense en çok can yakan şeyler yanlış zamanda karşıya çıkınca can yakıyor. Piraye, benim hayatımın çok yanlış bir zamanında çıktı karşıma. Canımı en acıttıkları yerden acıyan canı, hayatımın en ters döneminde dokundu kalbime. Hiç üzülmeyeceğim kadar üzülüp, yer yer gözlerim doldu, bazı sayfalarında gözümdeki yaşlardan göremedim satırları. Ortalama bir insanı bu kadar etkilemeyecek kitap bende fırtına etkisi yarattı çok net. Oysa kitabın geneline baktığımızda klişe sayılabilecek, birçok dizide görülebilecek olaylar işleniyor. Ama dediğim gibi bana öyle bir zamanda denk geldi ki Piraye, en sevdiğim kitaplar listesine girdi diyebilirim gönül rahatlığıyla. Kitaptaki bir diğer hoş ayrıntı ise kitabın başlarındaki Nazım Hikmet dizeleri.
Bir süre önce almıştım bu kitabı. Göz ucuyla ne zaman görsem okumaya kıyamıyordum "ya içindekiler çok güzelse, ya hemen biterse" korkusuyla. Nihayetinde okumaya başladım ve bitirdim. Arda'nın Galatasaray'da geçirdiği dönemi, Manisaspor dönemini, Milli Takımlardaki oyunlarını ve nihayetinde de Atletico Madrid günlerini kaleme almış Juan. Ben Galatasaray'daki dönemlerini ve 2008 Avrupa Şampiyonası bölümlerini baya, bildiğin dolu dolu gözlerle okudum. ArdaTuranismo felsefesinden dem vurarak anlatmış Arda'yı sayfalarca. Bir Türk futbolcuyu bir İspanyol yazarın kitabının herhangi bir bölümünde yazıyor olması bile müthiş bir olayken, bir İspanyol yazar Arda'nın 27 senelik hayatından bir kitap çıkarmış. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan. Gayet taraflı ve romantik gözlerle. Sanırım kitabı kadar sevmiş olmamın en büyük nedeni de buydu. Yer yer çeviri sorunları çıksa da, keyifli bir Arda Turan kronolojisi olmuş. Futbol severseniz, ArdaTuranismo fikrine yakınsanız, bu kitaba karşı koymak zor.