Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Yine, yeni bir cinayet romanı bitti. Kan Sıcağı'nın diğerlerinden farkıysa, yerli yapım olması. Ahmet Küçükkerniç'in kitabı Kan Sıcağı, ülkemizde yeni yeni şekillenmeye başlayan polisiye türünün örneklerinden birisi. Başarılı da denebilecek bir kitap. Okumayanlar için sürprizi bozmak istemiyorum ama kitapta adı geçen katili ilk 100-150 sayfayı okuduktan sonra çözdüğümü söyleyebilirim. Olayların ilerleyişi ve katilin nasıl bulunduğuna dair merak ise sürekli canlı tutulduğu için kitabı bir solukta bitirdim. Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplar arasına girdi. Kitaba dair tek eleştirim var, o da kitabın editörüne. Kitapta çok fazla imla hatası çarptı gözüme, e nazar boncuğu olsun bu eleştiri de.
İngiltere'de paralel olarak ilerleyen geçmiş ve bugünün hikayesi anlatılıyor. İngiltere'nin en önemli tarih akademilerinden birine konuk öğretim üyesi olarak gelen Claire, yazacağı makale için Doktor Devlin'in günlüğünü araştırmaya başlar. Araştırdıkça da, dönemin İngiltere'sinde, saray insanlarını öldüren bir seri katilin varlığını görür. Olayların çözümlendiğini ve Doktor Devlin'in aslında çok daha önemli biri olduğunu fark eder. Sürükleyici bir kitap olmakla birlikte tam manasıyla da bir roman. Aşkı, entrikası, katili, nefreti, hepsini içinde barındırmış. Bu tarzı sevenler için biçilmiş kaftan.
Bir günde bitirdiğim kitaplar listesine zirveden giren kitap oldu. Ayşe Kulin'in gençlik günlerinde Nazım Hikmet'le tanıştığı zamanlardan başlayan kitap, Nazım'ın Kulin'in hayatına dokunuşlarıyla devam ediyor. Kitapta yer yer duygulandım, yer yer gülümsedim; kimi zaman anneliği, kimi zaman evlatlığı, kimi zaman eş olmayı okudum. Bir şairin şiirleriyle bir insanın hayatının nasıl örtüşebileceğini, yani şairin nasıl gerçek şeyler yazdığını okudum. Kulin'in yazdıklarının arasına serpiştirdiği Nazım şiirleri sayesinde bir an olsun kopamadım kitaptan. Mutlaka okumanızı tavsiye edeceğim kitapların başında geliyor İçimde Kızıl Bir Gül Gibi.
400 yıl önce İtalya'da yaşamış Caravaggio isimli ressamın hayatı ve resimleriyle ilgili araştırmalar yapan Francesca'nın ressamla ilgili bilgiler ve ressamın kayıp bir tablosunu bulmasını anlatıyor kitap. Büyük bölümü İtalya'da geçiyor (inşallah kitap filme dönüştürülür) ve İtalya'daki müzelerden, sokaklardan, meydanlardan bol bol bahsediliyor. Kitap biraz sanat tarihi biraz polisiye olmasına rağmen yabancı yer adları çok geçtiğinden midir nedir kendine bağlayamıyor. Çok akıcı diyemesem de, belli bir noktadan sonra yükselip okutuyor. Bende bu etkiyi yarattı en azından. Gerçek bir olaydan yola çıkması benim için en önemli ayrıntısı kitabın.
Sultan 3. Ahmet döneminde geçen cinayetler serisini, Patrona Halil İsyanını ve Sadrazam İbrahim Paşa'nın öldürülmesiyle süregelen olayları birbirine bağlayarak İstanbul'da Lale Devrini anlatmış İskender Pala. Bir sahafta bulduğu eski, el yazması bir kitapta "yek cinayet şast u şeş sual (66 soruda tek cinayet)" diye anlatılmış hikayeyi kendi üslubuyla kaleme alıp Katre-i Matem adını vererek kitaplaştırmış. Açıkçası çok heyecanlanarak okuduğumu söyleyemeyeceğim. Yer yer bitsin diye dua ettiğim doğrudur. Olayların birbiriyle bağlantısını fark edene kadar bu psikolojiden kurtulamadım. Kitap 66 bölümden oluşuyor, demin 66 soru dedim ya işte her soru bir bölüm. Dönemin İstanbul'unu, lalelerini ve dönemde geçen siyasi olayları yansıtıyor. Yer yer divan edebiyatından da beyitler geliyor. Bir şekilde kendisini okutuyor.