Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-1078450 Tarafından Yapılan Yorumlar

23.06.2011

4. Murad'a teslim edilen ilk risalenin orjinal metni Yeni Zamanlar Yayınları tarafından yayınlanmıştı. Bir de Zuhuri Danışman'ın sadeleştirmesiyle yayınlanan bir 1972 basımı vardır ancak onda ikinci risale bulunuyor muydu bilmiyorum. Ben ilk risaleyi orjinal metninden okumuş ve çok beğenmişimdir, Osmanlı'nın gerilemesinin tohumlarının Kanuni döneminde atıldığına dair tespitleri, yeniçeri ocağının bozuluş sebebini açıklayışı önemli olduğu gibi 4 asır öncesinin türkçesini okumak da bir zevkti. Henüz okumadığım ikinci risaleyi de içeren bu yeni basımı en kısa zamanda inceleyeceğim ancak kitabın arka kapağından alındığını tahmin ettiğim içerik bilgisinden bu basımın da sadeleştirilmiş bit metni içerdiğini anlıyorum, umarım orjinali de dahil edilmiştir. İlk risalenin sadeleştirilmiş metninden yeniçeri ocağının bozulmasına dair bir bölümü alıntılamak isterim.

"Velhasıl, eski zamanda İslam askeri az, öz, temiz ve disiplinli iken her ne tarafa yönelse Allah’ın emriyle fetih ve zafer görünüp, İslam’ın şevketi ilerlemekte idi. Şimdi başka asker kalmayıp kulluk ulufeli kula kalıp aleme fesat tohumu ekildi. Bu iki taife hadsiz hesapsız iken yine bir iş görülmez ve bir iş sona erdirilemez. İstedikleri zaman sefere giderler. İtaat yok.... Padişahtan korku yok. İslam askeri böyle mi olur? Bunlarla yakından meşgul olmak zamanımızda farz-ı ayndır."

Tarihimizde bir padişaha teslim edilen ikinci bir böyle tarihi öneme haiz layiha Koca Sekbanbaşı Risalesi'dir, III. Selim'e sunulmuştur, onu da sadeleştirilmiş olarak okumuş ve beğenmiştim, umarım orjinal metniyle yayına sunulur.
23.06.2011

Güzel bir tasavvufi eser oluşu yanısıra Türk dilinin ilk önemli eserlerinden biri olmasıyla çok önemlidir. Ahmed Yesevi Hz bir tarikat kolunun piri olması yanında Nakşibendi silsilesinden Yusuf Hemedani Hz'nin talebesiydi yani Abdülhalik Gucdüvani Hz'yle pirdaştır. Timur tarafından yaptırılmış türbesi Kazakistan'dadır ve UNESCO'nun Dünya Mirası listesindedir.

Divanda en sevdiğim dörtlükleri alıntılıyor ve merhum şeyhe Allah'tan rahmet diliyor ve bizleri de hakiki aşık, sadık ve zakir kullarının zümresine dahil eylemesini niyaz ediyorum.

Işk bâğını mihnet tartıp kökertmeseñ
Hârlık tartsa şum nefsiñni öldürmeseñ
Allah deban içke nûrnı tolturmasañ
Vallâh billâh sende ışknı nişânı yok

Hakk zikrini mağzı cândın çıkarmasañ
Üç yüz altmış tamurlarıñ tebretmeseñ
Törtyüzkırktört süñekleriñ kül kılmasañ
Yalğançıdur Hakk âşık bolğanı yok

Bu eserin yanısıra aynı dönemlerde yazılmış Edib Ahmet Yükneki'nin Atabetü'l Hakayık'ını da okumanızı tavsiye ederim, yüreğe dokunan bir eserdir, okurken Yükneki’nin güzel bir insan olduğunu anlarsınız. Asıl metnin ardından gelen ilk mısra olan 485. mısrada kendisinin ama olduğu belirtiliyor, eseri okuduktan sonra içimden “göz nimetinden mahrummuş ama gönül gözünden mahrum değilmiş” dedim, barekallah... Eser bilginin önemi, dünyanın dönekliği, cömertlik, tevazu-kibir, harislik, kerem-hilm ve diğer iyilikler, zamanın bozukluğu konularında nasihatler verir, mürüvvet, fütüvvet kavramlarının şiirlerde geçiyor olması da beni mutlu etmiştir. Reşit Rahmeti Arat’ın güzel türkçesiyle günümüz diline kazandırılan bu güzel eserden okul yıllarında derslerde çok söz edilirdi de örnek okuduğumuzu hiç hatırlamıyorum, acaba eserin islami bir anlayışla yazılması yüzünden mi? Eserin 405. beyiti olan “kanı emr-i maruf kılur edgü er” mısrasını Arat’ın “hani emr-i maruf, hani iyi adam” diye yanlış çevirdiğini kıt eski türkçemle farkettim; bu hatalı çevirinin sebebi acaba 1940’lı yıllarda Milli Şef döneminde hazırlanmış olması mı diye düşünmeden edemedim, doğru çeviri “hani emr-i maruf kılan iyi adam” olmalıdır. Kutadgu Bilig’de de bu duruma benzer bir mısra fark etmiştim.

Eserin son mısrasında kendisi için dua isteyen Edip Ahmet Yükneki’ye rahmetler dilerken eserden en sevdiğim iki şiiri alıntılıyorum.

Sen artak sen anın ajun artadı/ Nelük bu ajunka kılur sen gile
"Sen (kendin) bozuksun, onun için dünya bozuldu/ Niçin bu dünyadan şikayet ediyorsun?"

Yılan teg bu ajun yılan oklagu/ Yokamakka yumuşak içi pür agu
"Bu dünya yılan gibidir, yılanı oklamak gerekir/ Dokunduğunda yumuşaktır ama içi tamamen zehir doludur"
23.06.2011

Merhum müellif Nakşibendi tarikatının Gümüşhanevi şubesinin postnişinlerindendir ancak Dağıstanlıdır ve Dağıstani diye bilinir, Gümüşhanevi diye anılamaz ve o silsileden kimse de böyle adlandırılmaz. Kendisi Mehmet Zahid Kotku Hz'nin de tarikat-ı aliyeye kendi vasıtasıyla girdiği bir zattır, bir teravih namazında Kur'an hatmi yaptığı ve yüzbinlerce hadisi ezbere bildiği bilinir. Kabri Süleymaniye camii haziresindedir, Allah derecatını ulya eylesin.

Orjinal adı Fetava-yı Ömeriyye olan bu eser örneğin rabıta ve semanın şer'an caiz olduğuna dair fetvalar verir, bu değerli eserden istifade etmişimdir, hazırlayan mütercimlerin de işinin ehli kişiler olduğunu biliyorum.

23.06.2011

İlk önemli Osmanlı tarihçesi olan eserin müellifi, tasavvuf şairi Aşık Paşa'nın torun çocuğudur, Derviş Ahmed Aşıki olarak da bilinir. Gecmiş olana yanıp duranla muhal olanı umup duranı eleştirip "ahmak" dediği bir dörtlüğünü çok severim, şu an tam metnini hatırlayamadım. Akınlarda bulunmuş II. Kosova muharebesinde çarpışmıştır, gazidir. Eserin dili son derece sadedir, okumakta hiç bir zorluk çekilmez, bir örnek vereyim:

"Erduğrul dünyadan gitdi, yirine oğlı Osman kaldı. Ertuğrul’un yarenleri ve yoldaşları katına geldiler, cem‘ olub gazaya giderlerdi. Ol vilayeti şöyle itdi kim ve şol kadar ad çıkardı kim, ata süvar olsa binden ziyade yigit bile süvar olurdı, ava koşa bile giderlerdi"

Halil İnalcık yaptığı topografi/toponomi çalışmasıyla tarihçede geçen Bapheus savaşının gerçekliğine kanaat getirmiştir, bu da eserin güvenilirliğinin bir delili olmuştur. İlk tarihçe oluşuna istinaden başka tarihçelerden not aldığım bazı vakaları teberrüken ekleyeyim.

Bu esnada yirmi bin kafir Puzin kal asin ve yirmi bin kafir Cetin kal asin ve seksen bin kafir Banaluka yi muhasara ettigi ma lum oldukda derya-yi gam temevvuc etti. Lakin vezir-i gayyur mutevekkilinden olup dergah-i kadi l-hacata munacat ve nas ile ulfet ve ukala ile mesveret ve gonul birligi tahsil eyledikde herkes "oldu olacak, gitti vilayet elden, kacmakdan gayri care yok" dediklerinde asla Pasa "infial etmeyup mu'cize-i Ahmediyye ye tevessul ederuz, benim havfim yoktur, siz de havf etmeyun" dedi. Ba dehu Pasa tertib olunan sufufun onune varup Ben de sizin gibi Hakk Teala nin bir abd-i aciziyim; din ugruna kurban olurum. Lakin sabr-u sebat lazimdir; felah sabirdadir deyu halkin kalblerini terkik eyleyup makamina durdu. Attan inup, yuzunu yerlere surup, "ya-Rabb, beni hacil etme" deyu tazarru ve buka dan sonra yine suvar olup, kilicini cikarup, ibtida dusmana karsi, ba dehu saga ve sola sallayup, kuffarin hezimetine isaret ve tefe ul eyleyup heman gulbank cekup tekbir ederek hareket ve atesine bakmayup, dal-kilic askeri hamle ettirdu. (Muri'ut-Tevarih-1730'larda bir muharebe oncesi Hekimoglu Ali Pasa)

Buharali imami Ebu Cafer Muhammed Ey sultan! Sen Allah in baska dinler uzerine zafer vaad eyledigi islamiyet ugrunda cihad yapiyorsun. Butun Muslumanlar minberlerde sana dua eyledigi Cuma gunu savasa giris, ben Allah in zaferi senin adina yazdigina inaniyorum diyerek bir keramet mujdesi verdi ve Alp Arslan in maneviyatini yukseltti. Halife, bu munasebetle camilerde okunmak uzere su ibarelerle baslayan bir hutbe metni gonderdi: Allah im! Islamin sancaklarini yukseltmek icin hayatini esirgemeyen mucahidlerini yalniz birakma. Alp Arslan i muzaffer kil ve askerlerini meleklerinle te yid eyle! 26 Agustos Cuma gunu askerlerini toplayan Alp Arslan atindan indi ve secdeye vardi: Yarabbi! Seni kendime vekil yapiyor, azametin karsisinda yuzumu yere suruyor ve senin ugrunda savasiyorum. Yarabbi, niyetim halistir; bana yardim et, sozlerimde hilaf varsa beni kahret! diye dua etti.

1684'de Avusturya kuvvetlerini puskurterek Budin'i kurtaran Melek Ibrahim Pasa ertesi yil Estergon kalesi onunde Lorraine duku 5. Charles'a yenilir. Sadrazam Kara Ibrahim Pasa ve bir kac saray gorevlisi entrikayla padisahi pasanin ihanetine inandirir ve padisah pasanin idamina hukmeder. Pasa bunlardan haberdar olur, idami icin gelen saray gorevlilerinden iki rekat namaz kilmak icin izin ister, namazdan sonra onlarin gozu onunde elini kaldirip dua eder "Yarabbi, kirk yildir devlete ettigim hizmeti bilirsin. Omrum ahir oldu. Husn-u hatime nasib eyle (imanla canimi al) ve bana edenleri hazretine havale eyledim". Cok kisa bir zaman icinde onun idamina sebep olan sadrazam da diger entrikacilar da idam edilirler.

Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Pasa 1683'te padisahtan izin almadan Viyana'yi kusatmis ancak bozguna ugramis ve Belgrad'a cekilmistir. Padisah 4. Mehmed bir hatt-i serifle kapicilar kahyasini pasanin idami icin Belgrad'a gonderir. Adamlar pasanin bulundugu otaga geldiklerinde pasa ve maiyeti cemaatle ogle namazini kilmak uzeredir. Pasa atlilarin gurultusunu duyar ve namaza baslanmamasini ister. Hayli kalabalik heyette yeniceriagasinin dahi bulundugunu gordugunde Gazez Ahmed Aga'ya sorar: "Ne haber aga?" Ahmet Aga "Sancak-i serif ve muhr-u humayun istenir" der. Sadrazam "Bize olum var midir?" dediginde Gazez "Olmak gerek. Allah imandan ayirmasin" cevabini verir. Bunun uzerine "Riza Allah'indir" diyen pasa, vakit namazi uzerine borc kalmamasi icin ogle namazini eda eder. Hizmetkarlarina "Beni duadan unutmayin" deyip gonderir. Sarigini cozup kurkunu cikarir. "Cellatlar gelsin" der. Otagin icindeki halinin kirlenmemesi ve kaninin topraga akmasi icin halinin bir kenarini toplar. Ondan sonra infaz gerceklesir.

Alparslan in azamet-i asman-i peymanesini gormus olanlar, bakiniz simdi o zir-i haktedir. (Alparslan in kabri uzerindeki kitabe)
23.06.2011

Müellifi bilinmeyen son derece güzel bir eserdir, dili ve edebi anlatımı da dikkate değerdir, zevklidir. Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa'yı anlattığı aşağıdaki satırları alıntılamak isterim. Bunun ardından başka bazı tarihçelerden not aldığım vakalara yer vermek istiyorum. Cenab-ı Hak ecdadımızın tarz ü meşrebini öğrenmek için en iyi kaynak olan bu eserlerin müelliflerini ecr-i cezil ile mükafatlandırsın.

Hafiz-i kelamullah, salih ve mutedeyyin adem, omrunde gunah-i kebair sadir olmamis, bihude soz soylemez, musahabet-i ilmiyeden gayri malayani lisanina gelmez, hatta vizaretde bir gun Rumeli ve Anadolu kadiaskerliginden ma zul uc kimesne ziyaretlerinde cem ve gelurler giderler; ancak kahve ve serbet ve buhur ile ikram ve kiyam edup bint-i sefe sadir olmaz. Tezkireciligi hidmetinde bulunan Nigahi Mustafa Efendi "Sultanim uc dane kadiasker meclisinize geldiler gittiler. Bunlara nevazis ve bir kelam soylemediniz" dedi. "Herif ben munafik miyim" deyu cevab verdiler. Imamete ekseri kenduleri gecerlerdi. Hadem u hasem ve libas u bisatdan bir seye mail degil. Hele i'tikadi pak adem idi. Hak subhanehu ve teala hazretleri rahmetin ziyade eyleye, amin.

1596 yilinda sayica cok ustun hacli ordusuyla yapilan Hacova meydan savasinda ordunun sag tarafi bozguna ugrar, vaziyet tehlikeli bir hal alir. Muharebeyi hakim bir tepeden at ustunde izleyen genc padisah III. Mehmed endiselenir ve yanibasindaki hocasi Hoca Sadeddin Efendi'ye "Efendi, simdengeru ne itmek gerektir" der. Hoca Sadeddin Efendi "Padisahim ceng hali budur. Ecdad-i izaminiz zamaninda dahi boyle olagelmistir. Hatir-i serifinizi hos tutunuz, mucizat-i Ahmediyye ile insaallahu teala nusret ehl-i islamindir" diye cevap verir. Durum kotuye gitmekte, ordu cekilmektedir ve padisahin icoglanlari dahi kacmaya baslamistir. Dusman ordusu merkezi cokertmis, ordugahi zaptetmis ve zafer sarhosluguyla yagmaya paylamistir. Bu sirada mucize kabilinden bir sey olur ve dusmanin ordugaha girdigini goren at oglani (seyis), asci, deveci, katirci, karakollukcu denilen hademe grubu cadirlari zapteden dusman askerleri uzerine kazma, kurek, balta ve odun gibi seylerle hucuma gecer ve saldiriyi durdururlar. Bu durum cekilmekte olan orduda "kafir kacti, Nemcelu sindi" nidalarina yolacar ve bunu duyan cekilmekte olan ordunun tamami derhal geri donup dusmana saldirirlar. Bu sirada on kol kumandani Cigalazade Sinan Pasa da gizlendigi pusudan cikarak suvarileriyle hucuma gecer ve ordunun sag kanadini bozguna ugratmis olan yirmi bin dusman askerini batakliklara sokarak imha eder. Kirim atlilarinin da hucum etmesiyle dusman buyuk bir bozguna ugrar, hezimet kacinilmaz gorunurken muharebe kazanilir.

Suleyman Pasa umerasini cem ile toplayarak onlara buyurdu ki: Boyle bir ecnebi memlekette bizim gibi kalilu l-aded mucahidlerin az vakit zarfinda mahzar oldugumuz bunca futuhat, hep husn-i niyetimize mukafaten imdad ve tevfik-i Ilahi semeresi oldugunda istibah yoktur. Simdi uzerimize gelen a da egerci kesretlidir, dehsetlidir. Lakin bizi bu ana kadar gaalib kilan avn u inayet-i Bari den umidimiz munkati degildir. Emelimiz i la-i kelimetullahdir. Sehadet bizim icin mucib-i saadet-i ukbadir. Sayet bu aralik benim vefatim vuku bulursa olmaya ki dusmandan yuz ceviresiniz. Bilirsiniz ki firar ani z-zahr kebair-i zunubdandir. O zaman Bolayir da bulunan asakir-i Islamiyye pek az idi. Kendilerinden bir kac kat ziyade olan onbes bin kadar asakir-i muttefikanin temevvuc ederek hucum ve iktihamini gorunce ducar-i havf u hasyet olarak kimi mudafaa ve kimi firar kasdinda iken umera-i benam meydana cikip cennetmekan sehzade Suleyman Pasa nin nasayihini yad ile gaazileri gayrete getirdiler ve hemen cumlesi sehzadenin turbesi etrafina tecemmu ederek onun ruh-i purfutuhundan istimdad ile olum eri olarak fedailik yolunda sell-i seyf ile kaplanlar gibi a da uzerine hucum ve iktiham edince asakir-i muttefika yuz cevirdiler. (Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa-Orhan Gazi'nin buyuk oglu Suleyman Pasa'nin vefati)

II. Bayezid'in oglu sehzade Korkut divan sahibi bir sair, Seyh Hamdullah'tan ders almis iyi bir hattat (yazdigi bir mushaf Sabanci muzesinde sergilenmektedir), fikih ve tasavvufta arapca eserler vermis bir alimdir. Turk denizciligine hizmetleri olmus, Rodos sovalyelerinin eline esir dusenleri kurtarmis, Barbaros Hayreddin Pasa ve kardesi Oruc Reis'e de destek vermistir. Kardesi padisah Yavuz Sultan Selim tarafindan saltanat icin bir tehlike olarak gorulunce Manisa'dan Antalya'ya kacar ancak yakalanarak Bursa'ya goturulur, yaninda sadik adami ve en yakin arkadasi Piyale bey vardir. Padisahin adamlari sehzadeyi Piyale beyin yaninda idam etmek istemezler ve bir bahane ile onu uzaklastirirlar ve sehzadeyi yay kirisiyle bogarlar. Piyale bey dondugunde gordugu manzara karsisinda buyuk teessure kapilir, hic bir sey onu avutamaz. Padisah sadakatini takdir eder ve diledigi devlet gorevine onu tayin edecegini soyler. Piyale beyin tek istegi en iyi arkadasinin turbedarligini yapmaktan baska bir sey olmaz.