Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-1078450 Tarafından Yapılan Yorumlar

23.06.2011

Müellifi sehl-i mümteni ile yazdığı Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa eserinden ve Mecelle'ye katkılarından ötürü sever, saygı duyarım. Bir tarihçinin birinci görevi objektif olmaktır, Cevdet Paşa zaman zaman Yusuf Kamil Paşa için yazdıklarında görüldüğü ve buna dair İbnülemin Mahmud Kemal tarafından Son Sadrazamlar eserinde haklı olarak eleştirildiği ve hatta nimetini gördüklerine neredeyse hainlik etmekle itham edildiği üzere bu konuda kusur etmişse de ilim adamlığı kadar tarihçiliği ile de temayüz etmiş büyük bir kültür adamıdır. Bir Bursa gezisinde Fuad Paşa'yla beraber neredeyse ayaküstü ilk Osmanlıca gramer kitabı Kavaid-i Osmaniyye'yi yazmış olmaları o ali zatların değerini gösterecek bir misaldir. II. Abdülhamid'in isteği üzerine ve ona hitaben yazılan bu kitapta Ahmet Cevdet Paşa Abdülmecid döneminin son ve Abdülaziz döneminin ilk yıllarını anlatırken kendisinin Bosna ve başka yerlerde deruhte ettiği çeşitli özel görevleri de anlatıyor. Kitabın Abdülmecid dönemini anlatan bölümü çok başarılıdır ve bir çok tarihçinin eserlerinde kendisinden alıntılar yapılmıştır. 19. yüzyılın ortasından itibaren İstanbul'a yerleşen Mısır'lı zengin ailelerin getirdiği müsrif ve alafranga yaşam biçimini "Elhasıl Mısır döküntüleri İstanbul ahalisinin ahlakını bozmayla devlet ve millete azim zararları dokundu" diye eleştiren paşa İbnülemin'in kendisi hakkındaki eleştirisini bir kez daha haklı çıkararak Fuad Paşa'nın vefatı için de "Fuad Paşa’nın cenazesi Dersaadet’e getirilip müheyya olan türbesine götürülürken sanki bir alafranga alay gibi herkes gülüyordu. Lakin o sırada “Allah taksiratını affetsin” diyenler çok idi. Rahmet ile yad edenler de var idi” yazmaktadır. Bu vesileyle İbnülemin ve Fuad Paşa'dan da bahsetmişken Son Sadrazamlar'da okuduğum bir vakayı hatırladığım kadarıyla aktarayım; ben Fuad Paşa'yı kusurlarına karşın seven ve onun büyük bir devlet adamı oluşu yanısıra samimi bir müslüman olduğuna kanaat getirip onu rahmetle ananlardanım.

Sadrazam Fuat Pasa mizah duygusuyla meshurdur. Diger buyuk devletlerin Girit'in Yunanistan'a verilmesi konusunda Osmanli devletine baski yaptigi bir donemde kendisi hariciye naziri iken bir Avrupa baskentinde aksam yemeginde devlet adamlarinin katildigi bir yemege o da istirak eder. Girit'in fethi 25 yil surmus ve 100 bin cana malolmustur, Osmanli devleti bu yuzden Girit'ten vazgecmek niyetinde degildir. Yemek sirasinda Rus cari, carice ve Fuat Pasa yanyana otururlar. Masada fransizca konusulmaktadir. Yemekten sonra cay ikram edilirken Fuat Pasa'nin caya seker atmadigini goren carice "seker sevmez misiniz mosyo" diye sorar, Fuat Pasa da "severim ekselanslari, yeter ki candi olmasin" diye cevap verir. Candi fransizca "nebati seker" demektir. Fuat Pasa'nin Girit'in en buyuk sehri Kandiye'den kinaye ile bu sozu soyledigini anlayan car kahkaha atar ve "merak etmeyiniz mosyo, bu aksam size kimse Girit'ten soz etmeyecek" der.
23.06.2011

Niyazi-i Mısri'nin divanı nazarımda Türk şiirinin zirvesi olması yanısıra tasavvufi inceliklerin ve arife keşfolunan hakikatlerin zarif bir dışavurumu olması itibariyle olağanüstü bir öneme haizdir, okumaktan bıkılmaz bir bahr-i bipayandır. Gönülden arayana hayatın sırrını da verir, elbette herkes kendi kabı kadar çeşmeden istifade edebilecektir. Hazretin kabri sürgün edildiği Limni adasındadır, ıraktır, ama gönlümüzden değil.

Eserin piyasada bulunmaması önemli bir eksiklikti, emeği geçenlere teşekkür ederim. Bununla beraber sayın Turan Alptekin'in dini ve tasavvufi bilgisinin yeterli olmadığını hem oldukça başarısız giriş bölümünden hem de divandaki okuma hatalarından gözlemledim. Örneğin divanın başlangıcı olan meşhur beytin ikinci mısrası "Zümre-i ehl-i hakikat anı kılmış mukteda" bu basımda "aşkı eyler mukteda" olarak yer almış. Halbuki bu bütün kaynaklarda böyle geçer ve eğer sayın Alptekin'in incelediği Bulak baskısı veya karşılaştırma yaptığı Kenan Erdoğan'ın çalışmasında böyle geçiyor olsaydı bile bu kadar meşhur bir beyiti böyle vermemeliydi. Zaten bu ifade gramer ve mana olarak da yanlıştır. Eserde 90. beyit ve daha pek çok beyitte geçen "sümme vechullah" ifadesinin doğrusu "semme vechullah"tır, bu bir ayette geçer ve tasavvufi olarak çok önemli bir kavramdır. Eserde 66. şiirde geçen ki bu da meşhur bir şiirdir, "yakında" lafzının doğrusu "ya kande" dir. Yine bir başka meşhur şiir olan 69. şiirde geçen iki "çün" kelimesinden ilki "bu" olmalıdır, doğrusu budur ve öbür türlüsü zaten manasız da olurdu. Yine 31. şiirde "Vahdeti kesrette bulmak"la başlayan meşhur beytin ikinci mısrasında "cümle" sözcüğü yeralıyor, oysa bütün kaynaklarda "kamu" diye geçer. Tekrar ediyorum, eğer incelenen ve karşılaştırılan iki kaynakta böyle yeralıyor olsaydı bile bu şiirlerin bütün kaynaklarda geçen asıl ifadeleri dipnotta belirtilmeliydi.

Divandan çok sevdiğim bazı şiirlerden parçalara yer vermek isterim.

Ey gonul gel gayridan gec aska eyle iktida
Zumre-i ehl-i hakikat ani kilmis mukteda

Ey derde derman isteyen yetmez mi dert derman sana
Ey rahat-i can isteyen kurban olandir can sana
Yagma edersin varligin gider gonulden darligin
Mahv eyle sen agyarligin yar olisar mihman sana
Sermaye bu yolda heman teslim olur buna inan
Sidk ile Allah'a dayan etmez mi gor ihsan sana
Iven kisi yol alamaz maksudu hergiz bulamaz
Bekle maarif kapusun yuz gostere irfan sana
Candan taleb kil yarini ver cani bul didarini
Yog eyle kendi varini kim var ola canan sana
Gucdur kati Hakk'in yolu dergahi hem gayet ulu
Sidk ile olmazsan kulu etmez yolu asan sana


Zikr-i Hakk'a mesgul ola yana yana ta kul ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek

Her geceyi kaim ol, her gunduzu saim ol
Hem zikr ile daim ol, yalvar guzel Allah'a
Bir gun bu gozun gormez hem kulagin isitmez
Bu firsat ele girmez, yalvar guzel Allah'a

Sol fakir olup gezenlerde hazine toptolu
Sa'y idup ol kenz-i bipayani bulmazsa ne guc

Her seye mahluk gozuyle baksan ol mahluk olur
Hakk gozuyle bak ki nur-i Yezdan andadir
Vahdeti kesretde bulmak kesreti vahdetde hem
Bir ilimdir ol ki kamu ilm u irfan andadir
Ibret ile ses cihetten gorunen esyaya bak
Cumle bir ayinedir kim vech-i Rahman andadir

Oyle sanirdum ayruyam dost gayridur ben gayriyam
Benden gorup isideni bildum ki ol canan imis
Savmu salatu haccile zahid biter sanma isin
Insan-i kamil olmaya lazim olan irfan imis
Kande gelur yolin senin ya kande varir menzilin
Nerden gelub gittigini anlamayan hayvan imis

Nadani terk itmedin yarani arzularsin
Hayvani sen gecmedin insani arzularsin

Merhaba ya Mustafa, ey nur-i ayn-i asfiya
23.06.2011

Bu eseri okumuş değilim ama Suriye gezisi yapmış biri ve kitabın islami ziyaret yerlerine dair vurgusunu takdir eden biri olarak hem kitaba hem de böyle bir geziye ilgi sağlayacağı düşüncesiyle yorum yazmak istedim. Gaziantep'ten ulaşım, konaklama ve yemek dahil 165 dolar gibi çok cüz'i bir fiyata 2 günlük Suriye turuna katılıp güzel bir gezi yapabilir ve meşhur Emevi camiini, Hamidiye çarşısını, Halep kalesini ve Yunus Emre'nin dertli dolabını görebilir, Bilal-i Habeşi, Hz Hafsa, Halid bin Velid, Ebu Hureyre, Muhyiddin-i Arabi, Selahaddin Eyyubi, Seyyide Zeynep ve son padişah Vahdettin gibi zatların türbe ve kabirlerini ziyaret edebilirsiniz, bu seyahati muhakkak yapmanızı tavsiye ederim, Gaziantep'te bu işi yapan bir sürü tur şirketi var, internetten bulabilirsiniz. Her Cuma akşamı toplanılıp karayoluyla Suriye'ye gidiliyor ve Pazar akşamı toplandığınız yere geri bırakıyorlar. Gezi programında Mevlana Halid-i Bağdadi'nin türbesi yoktur ama eğer çok sayıda kişi isterse pekala oraya da götürebilirler, zaten şehir içinde son derece kolay bir mevkidedir. Ayrıca Bilal-i Habeşi'nin türbesini Babüssagir kabristanında ziyaret ederken orada medfun büyük alim İbn Abidin'i de ziyaret etmeyi rehberden rica etmelidir. Yine eger tur programinda yoksa rica edilerek Nureddin Zengi ve Omer bin Abdulaziz'in kabirleri de ziyaret edilmeidir.

İnşaallah eğer bir gün Bağdat'ta güvenlik sağlanır da oraya da turlar düzenlenirse oraya da gitmek ve İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin, Abdülkadir Geylani'nin, Sühreverdi'nin kabirlerini ve Osmanlı devrinden kalan askeri kışla ve Murat Paşa camiini ziyaret etmek güzel olur, gitmişken oraya çok yakın olan Selmanpak'taki Selman-ı Farisi'nin kabrini de ziyaret etmelidir.
23.06.2011

Bu kitabi tek cilt olarak okumustum, rakam yazmıyordu, herhalde birincisi olacak. Bir suru bilgi ve yorum ve hatasi iceren bu kitap bozuk itikadi fikirlerin de savunuculugunu yapmaktadir. Onemli gordugum bazilarini maddeler halinde asagida belirttim, bu kadari da kitap ve yazar hakkinda yeterli bir tasvir yapmaktadir diye dusunurum.

1) Yazar kitabinda cesitli yerlerde tevhid inancina sahip olup guzel isler yapan ehl-i kitabin cennete gidecegini iddia ediyor, nuzul-u Isa’yi kitabinda reddediyor, deccal ve Mehdi inanclarini israiliyata bagliyor; bunlarin hepsi islam ulemasinin kahir ekseriyetinin zemmettigi itikadi bozukluklardir.

2) Davet mektuplarinin varligindan suphesini ifade ederken bir dizi yanlis bilgi ve curuk arguman one suruyor. Ornegin bu mektuplari Arapca yazmanin yararini sorguluyor. Sultanlar ve devlet adamlari nasil bir digerine yazdigi mektuplari oteden beri kendi oz lisaninda yaziyorsa pekala Hz peygamber’in (a.s.v.) bu mektuplari Arapca yazdirmasinda da bir beis olmasa gerektir, teamul budur. Bu mektuplar genel bir davettir, yazarin iddiasinin aksine nasil Islam olunacagini ifade etmesi gerekmez ve zaten bu manali da olmaz, bu davetle ilgilenen bunu bildirir ve ona bilgi sahibi bir elci gonderilir, Suleyman Ates anlasilan bu konuda erkan nedir, dogru protokol nedir pek tasarlayamiyor olmali ki bunlari yazabilmis. Bu mektuplar eger yazilmissa da islama davet degil islamin yayilmasina destek veya engel olmama istegiyle yazildigini iddia etmesi de baska bir abes iddiasidir; boyle bir tutum butun insanliga gonderilen peygamberimizin vazifesinin ozune ve nebevi tavra aykiridir, Kendisini din alimi olarak tanitan, profesor unvani tasiyan ve tefsir yazan bir kimsenin daha peygamberlik muessesesini kavrayamamis oldugunu gormek hayret vericidir.

3) Yazar Heraklius’un Ebu Sufyan’la gorusmesini anlatan Buhari hadisini reddederken delil olarak 627’de imparatorun Suriye’de degil Kafkasya’da oldugunu yaziyor. Davet mektuplari Hudeybiye anlasmasindan sonra gonderilmistir ki anlasma oncesi umre icin yola cikildiginda Sevval ayiydi, Sevval ayinin baslangici da miladi 628 senesinin Subat ortasina denk gelir,gidis-anlasmanin yapilisi-donus ve mektubun Kudus’e varisi hesaplanirsa Herakl Ebu Sufyan’la bu tarihten en az 1 ay sonra gorusmus olabilir. Tarihe baktigimizda Heraklius’un Kafkasya seferinden sonra Mezopotamya seferine giristigini ve Aralik 627’de Musul yakinlarinda Ninova savasinda Sasanileri maglup ettigini goruyoruz, demek ki Suleyman Ates’in iddiasinin aksine tarihi gercekler imparatorun o sirada bolgede oldugunu gostermektedir. İmparatorun Ebu Sufyan’i cagirtip izzet ikram etmesini supheyle karsilayan yazar Buhari hadisinin ne boyle bir muameleden bahsettigini ne de Heraklius’un papazlara musluman olmayi onerdigi gibi bir iddia icermedigini goz ardi ederek okuru aldatmaktadir, ilki yazarin kendi iddiasidir, ikincisi ise baska bir rivayettir o kadar. Heraklius’un klasik Ortodoks inancindan farkli olarak Monothelitizm gorusunde olusu dolayisiyla sonraki bazi yazarlar tarafindan heretik olarak nitelendirilmesi de onun oyle pek klasik bir hristiyan itikadinda olmadigini gostermektedir.

4) Yazar “Ebu Sufyan yalan soylerse arkadaslari neden onu yalanlasinlar, ayni dusuncede idiler” demis ancak insanlarin bir dusunceye karsit olmalari onlari illa da serefsiz ve potansiyel yalanci yapmaz, Ebu Sufyan yalan soylemeye hazir olabilir ama pekala bu konuda arkadaslarinin tavirlarindan suphelenmesi de makuldur. Ayni sayfada Heraklius ‘un Resulullah’in (s.a.v.) atalari arasinda kral olup olmadigini sormasini supheyle karsilayan yazar “birkac yilini Arabistan’in kuzeyinde seferlerle geciren imparator Arabistan’in otonom kabileler halinde yasadigini bilmiyor muydu” demis, iyi de imparator Arap tarihini tafsiliyle bilmek zorunda degildir ki, pekala bu soruyu sormasi makuldur.

5) Ebu Sufyan’in kimsenin Islam dininden donmedigini soylemesine yazar “dogru degildir” demis ve Resulullah’in (s.a.v.) hayatinin sonunda ve Hz Ebubekir (r.a.) zamaninda irtidatlardan sozetmis, iyi de Heraklius’un bu gorusmesi bunlardan once hicretin 6. Yilinda gerceklesmisti, yazar neye itiraz ediyor, bu ne curuk sozdur. Ayni sayfada peygamberlerin soylulardan cikmasi meselesine itiraz eden yazar alinti yaptigi ayeti de yanlis anlamis besbelli; butun peygamberler neseb olarak sereflidir, serefli insanlarin soylarindan gelirler. Neseb serefi baska seydir, toplum icerisinde zengin, varlikli, guclu, etkin olmak baska seydir.

6) Mektup olayindan sonra Tebuk seferinin gerceklestigini yazan yazar Heraklius’un mektubu 628’de aldigini, Tebuk seferinin ise 630’da gerceklestigini anlasilan unutmaktadir.

7) 112. sayfada yazar kendini zamaninin idareleri tarafindan baski , iskence ve hapis goren mezhep imamlariyla bir tutmus. Mezhep imamlarinin tamami zamaninin islam ulemasinin kahir ekseriyetince hakli gorulmus ve desteklenmistir, Suleyman Ates ise kendi iddialarinda kahir ekseriyetin de otesinde bir cogunlukla zemmedilmektedir.

8) 146. sayfada Hz Isa’nin (a.s.) nuzulunun Resulullah’in (a.s.v.) hatemu’l enbiya vasfina aykiri oldugunu iddia eden yazar bu konuda genel kanaat olan Hz Isa’nin (a.s.) muslumanlarin bir alimi olarak yasayacagi anlayisini goz ardi etmektedir.

9) Yazar “Bugun aklibasinda her Islam alimi Abduh’tan el-ustaz, el-imam diye soz eder” demis. Tam tersine ben bugune kadar bu kisi hakkinda olumlu konusan saygin bir din alimine rastlamadim, yazar nasil oluyor da boyle bir genelleme yapip Abduh’cu olmayanlari da zimnen aklibasinda olmamakla itham etmektedir. Efsus ki efsus...
Cenab-i Hak doğru itikattan bizi ayırmasın.
Vesselamü ala menittebealhüda.


15.06.2011

Bir kişi düşünün ki Mülkiye'den mezun olmuş ve önünde kaymakam ve sonra vali olmak imkanı varken Diyanet İşleri Başkanlığı'na mütercim olarak giriyor. Bir kişi düşünün ki ülkede islami hassasiyete sahip ilk muhafazakar gazeteleri çıkarıyor. Bir kişi düşünün ki ülkede çok az dini yayınevi varken yayınevinde bastığı islam klasikleriyle milletimizin maneviyatına hizmet ediyor. Şule Yüksel Şenler'e gazetesinde yazdıran ve onun bu vesileyle tanınıp memleketteki müslüman hanımların başörtüsüne ilgi göstermesinde pay sahibi olan odur, Şenler'e Huzur Sokağı'nı da o yazdırmış ve gazetede teffrika olarak yayınlamıştır. Bugün dahi 80 yaşına merdiven dayadığı halde hem de ücret almadan yazdığı köşe yazılarında hakiki anlamda müslümanlara emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunan tek yazardır. Çok hizmeti vardır, Allah ondan razı olsun ve büyük ecirlerle mükafatlandırsın.

Köşeyazılarından çok istifade etmişimdir ve gerek bu yazılar ve gerekse yayınevinin yayınladığı islam klasikleri fikriyatımı biçimlendirmiştir, kendimi bu ülkenin sıradan bir vatandaşı ve bir müslüman olarak ona borçlu hissederim. Mehmet Şevket beyin iki başka önemli yönü de islami kesime yönelik özeleştiriler getirebilmesi ve ayrıca kültür ve sanat anlamında islami zevkin muhafazakar kesimde yerleşmesine sa'y etmesidir. Doğru itikadın ve islami hassasiyetlere uygun bir yaşam sürdürmenin her zaman sağlam bir savunucusu olan onun yazılarında kimi zaman kahve veya çay içme adabını, kedi beslemek veya kuşlara yem atmak gibi küçük iyiliklerin önemini okur, çoğu zaman zaman geçmiş kültürümüzden izler görür ve her zaman eleştirel yaklaşımına bakarak kendinize çeki düzen verme fırsatı bulursunuz.

Mehmet Şevket bey bir yönüyle daha önemlidir benim için... Eski kültür ve medeniyetimize bir dereceye kadar vakıf bir kişi olarak ömrümde sadece dört Osmanlı Türk'ü gördüm, biri İstanbul'da 2004-2005'te bir kaç kez arkasında namaz kıldığım ve bir cuma günü vaazını dinlediğim 55 yaşlarında bir imam, bir diğeri Adana'da 2008 başında bir gün arkasında üç vakit kılıp kendisiyle iki çift laf ettiğim Bosnalı Salih Efendi camiinin imamı, üçüncüsü vefatı dolayısıyla kendisiyle tanışamadığım şeyh Muzaffer Ozak Hz ve dördüncüsü de Mehmet Şevket beydir. Onlar kendilerini biliyorlar mıydı bilmiyorum ama ben onları tanımıştım. Halen de aklıma geldikleri zaman sanki geçmiş medeniyetimiz ve gerek erbab-ı kalem gerekse erbab-ı seyf tüm temsilcilerini düşünmek bana manen kuvvet verir.

İnşaallah Mehmet Şevket beyin köşe yazılarından seçmeler daha büyük bir hacimle neşredilir ve sadece bizler değil sonraki nesiller de feyz alma imkanı bulurlar. Cenab-ı Allah ona daha nice hizmetler nasip etsin. Amin.