Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-1078450 Tarafından Yapılan Yorumlar

13.06.2011

Eseri değerli kılan Hayyam'ın şiirlerinin sadece tercümelerini değil orjinallerini de içermesidir. Tıpkı İran'lı Firdevsi'nin Sasani imparatorluğunun Hz. Ömer zamanında islam ordusunca yıkılmasını "kertenkele yiyen deve çobanına yenilmişlik" gibi esef eder bir tarzla değerlendirmesi gibi kendisi de İran'lı olan Hayyam'ın da şiirlerinde dinen kabul edilemez şeylere rastlanır, içkiyi sık sık övmesi bunlardan biridir. Bununla beraber büyük bir şair olduğu şüphe götürmez ve rubaileri orjinal dilinde tercümeleriyle okumak bir zevkti. En sevdiğim rubaisini buraya alıntılıyorum, tercümesini bu eserden değil Sabahattin Eyüpoğlu'nun çevirisiyle vereceğim.

Efsûs ki nâme-yi cevânî tey şod!
Vin tâze behâr-i şâdmânî tey şod!
An morg-i tarab ki nâm-i û bûd şebâb
Feryâd! Nedânem ki key âmed, key şod!

"Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti
Canım bahar geçti çoktan kış şimdi
Hani sevincin o cıvıl cıvıl kuş
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti"
13.06.2011

Eserin bu baskısını görmedim, bir başka baskıdan okumuş ve çok istifade etmişimdir, Mevla hakkıyla nasiplenenlerden eylesin.Her tasavvuf yolcusunun el kitabı olabilecek bu değerli eser salikin uyması gereken özellikle mürşid, mücahede ve süluk hakkında edepleri açıklar; baştan sona edepten ibaret olan tasavvufa gönül verenler için bir ilk basamaktır; her zaman okumaya devam edilip tatbike çalışılacak bir ilk basamak...

13.06.2011

Bir mürşid-i kamili diğerlerinden ayıran ilk şey nakıs kelam etmemesidir, beşeriyet gereği hata etse de düzeltir, çünkü O Allah'ın yardımına mazhar olmuştur. Bu zatlardan biri de Mehmet Zahid Efendi'dir, eserlerini eleştirel bir gözle okuduk ve büyük kemalini müşahade ettik, elhamdülillah... 5 ciltlik Tasavvufi Ahlak eserinin ne yazık ki piyasada baskısı yok, çok şükür tamamını okumak kısmet olmuştu, tek kelimeyle bir hazinedir. Hazretin diğer eserleri de böyle değerlidir, inşaallah kadr ü kıymet bilen insanların himmetiyle hepsi basılır ve müslümanlar istifade ederler. Hazretin kabri kendisinden önceki şeyhleriyle beraber Süleymaniye camiinin haziresindedir, sorana gösterirler. Kendisinden önceki iki şeyh Hasib Efendi ve Abdülaziz Efendi'nin kabirleri ise Edirnekapı şehitliğindedir, hepsini ziyaret etmeli ve her daim Fatiha ve Yasin'den geri bırakmamalıdır.

Bir kimse bir kimseden büyük nimet görse onun hakkında ne der ve ne diyebilir, hele de kalem böyle zatların kadr ü kıymetini ifadeden acizken... Ben en iyisi sükut edeyim ve münasiptir diyerek Mehmed Zahid Efendi'nin kendi şeyhi hakkında anlattığı bir vaka ile bu yorumu bitireyim.

"Istanbul yollarinin genisletildigi ve turbelerin etraflari acildigi bir devirde, bizim rahmetlik hocamiz Tekirdagli, Bayezid Camii Serifi muderrisi ve Gumushaneli Dergahi postnisini Haci Mustafa Feyzi Efendi Hazretleri'nin kabri de Kanuni Sultan Suleyman Camii Serifi'nin kiblesinde ve Kanuni Sultan Suleyman'in turbesinin yaninda, dis tarafinda idi. Orda sekiz-on kadar kabir vardi ki, rahmetli Menderes bunlarin da kaldirilip yanindaki bosluga gomulmelerini istemis. Bu suretle nakl-i kubur yapilmak uzere, bizim de o merasimde murakip olarak bulunmamizi istemisler. Biz de orada bulunduk. Mezarlar acildi. Icinden cikarilan kemikler, hazirlanmis torbalara konarak hazirlanan mezarlarina naklediliyordu. Sira bizim ustadimiz Seyh Haci Mustafa Feyzi Efendi'nin mezarina geldi. Mezar, zeminden hemen bir metre yuksek oldugundan, bazi taslar kopmus ve mezarin icerisi gozukmekte idi. Nihayet mezar acildigi zaman, definden zannedersem otuz sene kadar bir zaman gecmis oldugu halde, rahmetlik Seyh Haci Mustafa FeyziEfendi'nin henuz sakalinin bile bir kili degismemis. Butun bir cesedin sanki henuz yeni gomulmus oldugunu hem biz hem butun hazirun, buyuk bir cemaat kalabaligi tarafindan goruldu. Demek ki, topragin hakiki alimleri yiyemedigi hakikaten musahedemiz olmustur."
13.06.2011

Musahabe serisi hazretin sohbetlerinde tutulan notlardan oluşturulmuştur. Bu ilk cildin ikinci yarısını tasavvufi anlayış ve hassasiyeti hem de çok güzel bir Osmanlı türkçesiyle ifade ettiği için herkesin okumasını isterim, bir başka tavsiye edeceğim eseri de özellikle mükerrem insanı anlattığı son kısmının her kelimesi irfan yüklü olan Mükerrem İnsan eseridir. Allah'ın 20. yüzyılda ülkemize bahşettiği 5-6 mürşid-i kamilden biri olan bu yüce zat hayatının son yıllarını geçirdiği Medine-i Münevvere'de Cennetü'l Baki kabristanında medfundur, kabri kabristan girişini esas alırsak sol taraftaki en uzak pencereden geriye doğru 38. pencerenin önünde 10 metre kadar içeridedir, orada ve burada Fatiha ve Yasin'den geriye bırakmayınız. Allah o, Mehmet Zahid Kotku, Abdülhakim Arvasi gibi büyüklerimizin ruhaniyetlerini üzerimize sayeban eyleyip mahşer günü beraber haşreylesin ve şefaatlerine nail buyursun. Hazret hakkinda iki vakayi naklederek hatm-i kelam edeyim.

Sami Efendi irsad vazifesiyle memleketi Adana'ya gonderildiginde oradan Istanbul'a mursidine hediyeler gondermek adetiydi. Fakat o, hediyelerinin bizzat kendi elinin emegi olmasina buyuk itina gosterirdi. Rivayete gore ekinler bicildikten hasad toplandiktan sonra tarlalara gider, yerlere dokulen basaklari toplar, onlari guzelce bulgur yapar ve Istanbul'a gonderirmis. Onun bu haline muttali olan babasi: "Oglum, benim ambarlarim bugday dolu. Nicin Efendi'ne onlardan gondermiyorsun?" der. O da: "O kapiya layik olan el emegi, goznurudur" buyururlar.

Bir dostu Musa Efendi'yi ziyaret etmek ister. Yesillikler, cicekler ve guzellikler arasindaki devlethaneye varir. Huzura kabul edilir. Bakar ki, Musa Efendi uzerinde bir battaniye, soguk bir odada, sedirde oturmaktadir. Selam, musafaha ve hal hatirdan sonra aralarinda su konusma gecer: - Efendim, kis geldi, soguk basti, sogukta oturuyorsunuz. Halbuki imkaniniz var, nicin sobanizi yaktirmiyorsunuz?- Evet, dogru soyluyorsunuz. Ama, daha Muhterem Ustazimiz devlethanelerinde soba yaktirmadi. O da, bizim gibi sogukta oturuyor.O ne zaman sobayi yakarsa, biz de o zaman yakacagiz insaallah! -Efendim, Sami Efendimizin odunu komuru mu yok? - Hayir, aksine, yeteri kadar odunu da var, komuru de.... - Peki efendim, sobasini yaksa da, sogukta oturmasa!.. Acaba sobasini nicin hala yaktirmadi? -Istanbul'da fakir fukara evleri henuz sobalarini yakmadilar. Onlar sogukta otururken, sicak evinde rahat etmeyi Sami Efendimiz edebe aykiri buluyorlar.
13.06.2011

İsmailağa cemaatinin lideri Mahmud Ustaosmanoğlu'nun adını taşıyan bu meali açtığınız zaman meali hazırlayanların kendisi riyasetinde bir heyet olduğu yazıyor, yani Ruhu'l Furkan tefsirini yazmaya başlayıp sağlık sorunları sebebiyle bu işi Cübbeli Ahmet Hoca'ya vermesi ama tefsir ciltlerinin hala kendi ismini taşıması gibi garip bir olay.. Ben bunu da, Mahmut Efendi'nin Jet Fadıl'ın otel tanıtımı için sponsorluğunu yaptığı bir toplantıya katılıp ödül almasını da (o bir yana ödül kabul eden şeyh de ilk defa duydum), Cübbeli Ahmet Hoca'nın dini konuları fazla şakacı ve hatta bazen edebe mugayir şekilde anlatmasını ama cemaat liderinin de buna ve şu Cübbeli'nin bir kızla havuza girmesi vakasına resmen bir tepki göstermemesine de şaşırıyorum. Eğer Mahmut Efendi ve cemaati islamı geleneksel anlamda anlayan ve fikriyatı üzgün insanlar olmasa bunun üzerinde durmayacağım ama hal böyleyken insan esef etmeden edemiyor. Ahir zaman....