Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-1078450 Tarafından Yapılan Yorumlar

08.06.2011

Mustafa Kara’nin istifade ettigim, konusunda degerli sayilacak bir eseri olan kitap ilk olarak 1977’de basilmis. Okudugum 4. baski 1999 basimi ve her basimda kitabin elden gecirildigi icindeki bilgilerden (80’li yillarda acilan ilahiyat fakulteleri vs bilgiler) anlasiliyor. Eser tasavvufi odakli degil sosyolojik odakli bir calisma olmus ve tekke ve zaviyelerdeki hayattan bahsetmiyor ki bu da zaten ayri bir kitapta ele alinmasi gereken bir konudur. Kitabi okuduguma memnun oldum, asagidaki noktalar bu fikrimi degistirmiyor ve kitabin degerini azaltmiyor. Yazarin kitabi cok genc bir yasta yazmis olusu da ayrica takdire deger.

1) 72. sayfada Necmuddin Kubra’nin Mogollarla savasirken sehid olmasiyla Mevlevilerin Mogollarla yakin iliskiler icinde olmasini tezat gibi sunup tekkelerin ortak bir davranis icinde olmadiklarina delil olarak gostermis. Oysa bu iki donem birbirinden cok farklidir, ilki dusman isgaline karsi koyus, ikincisi ulkeyi istila eden Mogollari islamiyete isindirma sureci icinde degerlendirilmelidir, dolayisiyla bir tezattan sozedilemez. Sayin Kara'nin verdigi ornek ustelik celiskilidir de, Hulagu'ye hasim olup onun Memluklere karsi tum gucuyle saldirarak Ayn Calut'un intikamini almasina engel olan Berke Han'in musluman olusunda Necmuddin Kubra'nin halifelerinden birinin buyuk rolu vardir.

2) 95. sayfada Seyh Celal Efendi’nin okunacak kitaplar arasinda Kuseyri Risalesi’ni saymamasini yazar Osmanlilarda tasavvuf diye daha cok vahdet-i vucud cizgisinde bir tasavvuf anlasilmistir fikrine delil saymis. Oysa Celal efendinin saydigi Fusus, Mesnevi vs kitaplar incelikli ve herkesin anlayamayacagi, tedris edilmesi, okutulmasi gereken kitaplardir. Kuseyri risalesi ve mesela Avarif gibi kitaplar ise boyle degildir, bunlar tasavvuf icin kapsamli birer el kitabidir; boyle bir egitimde okutulmasi da zaten olagan sayilamazdi.

3) 97. sayfada Vehhabiligin ortadogu’da tasavvuf dusuncesi ve tekke hayatinda buyuk capta bir soguma meydana getirdi yazilmis. Oysa bununla ilgisi yoktur, sozkonusu soguma ki ona da buyuk capta denemez, 20. yy’da muslumanlarin dini hayatlarinda gorulen gevsekligin, dunyaya meyletmenin ve biraz da Seyyid Kutub gibi kisilerle Baas gibi milliyetci akimlarin cikisina baglanabilir; halk bunlara meyletmistir. Vehhabiligin bu konudaki etkisi minimum duzeydedir.

4) 137. sayfada tasavvuf erbabinin devlet nezdindeki itibarinin zamanla azaldigi adeta tersine dondugu soylenmis, oysa bu dogru degildir. Sultan Resad’in Serafeddin Dagistani Hz.’ne, Sultan Vahiduddin’in Abdulhakim Arvasi ve Omer Ziyauddin Efendi’ye iltifati bilinmektedir. Sultan Abdulmecid Halidi dervislerinin haftada bir kez kez turbesinde hatme yapmasini vasiyet etmistir. Sultan Abdulhamid’in iki ayri seyhi vardi ve biri sarayda yasardi. Meclis-i Mesayih reisligi buyuk etkinligi olmayan idari bir pozisyondur, harp ilaninda isminin kacinci sirada oldugu ile ehl-i tasavvufun devlet nezdindeki itibari olculemez.

5) 147. sayfada ok yere dusunce beraberce “Ya Hak” diye bagrildigi yazilmis, ben bundan haberdar degilim ancak bu nida ok henuz atilirken soylenirdi, onu biliyorum.

6) Yazar 204. sayfada “Batici olarak bilinen II. Mahmud” deyip ferahfeza ayinini dinleyip kendisini daha iyi hissetmesini bir ornek olarak getirmis; bu da yersiz olmus. Burada problem su, bir padisahin hatta herhangi bir insanin idari gorusu ile zevkleri ayni istikamette olmak zorunda degildir. II. Mahmud devletin bazi yapilarini batililasmaya yonlendirmistir ama ornegin kendisi cok iyi bir hat sanatcisiydi ve butun tarihimizin en iyi okcularindan biriydi. Ote yandan guresciligiyle bilinen ve bir sark adami olan sultan Abdulaziz’in bati muzigi besteleri vardir, bir sark adami ve oldukca dindar ve tarikat mensubu bir kisi olan II . Abdulhamid de sarayda kendisi icin ozel bir tiyatro kurdurmustu, bu tiyatronun surekli sanatcilari vardi ve Sarah Bernhardt dahil pek cok konuk sanatci sahne almistir. Ayse Sultan’in anilarinda babasinin bati muzigi sevdigi, alaturkanin guzel oldugu ama gam verdigi, bati muzigini ise neselendirici buldugu ifadeleri yer alir.

7) 216. sayfada Stratford Canning’in adi yanlis yazilmis ve “1806’da gelip ilgililere akil hocaligi yapti” denmis, yanlis anlamaya sebep olabilecek bir sekilde yazar bunu belirtmemis ama bu zat yarim asra yakin bir sure Turkiye’de diplomat ve Ingiltere elcisi olarak bulunmustur, Turkiye’ye gelisi de bu sebepledir. O siralardaki Rusya’yi kollayan Ingiliz politikasi sebebiyle “genellikle” Devlet-i Aliyye’in hayirhahi bir kisi olarak bilinir, etkili sahsiyeti ve deneyimi sebebiyle Tanzimatcilar ve II. Abdulmecid nezdinde etkinligi vardi. Bu zatin yayinlanan ve turkceye de cevrilen anilarinda sayin Kara’nin Huseyin Atay’in bir eserinden alintiladigi 4 nokta gecmez, o tarihleri anlatan hicbir Osmanli tarihcesinde de boyle seylerden sozedilmez, ben bunlarin gerceklik ihtimalini ciddiye dahi alamadim, o donemi biraz bilen biri de bunlari ciddiye almayacaktir. Bu onerilerin ana fikri olan Osmanli devletini daha az islamize bir devlet olmasini istemek gibi bir insiyatif Canning icin sozkonusu olabilir ama Atay’dan alintilanan bu 4 nokta abartidan da otedir.
08.06.2011

Menzil seyhi Seyyid Abdulbaki efendinin oglu ve halifesi M. Muhammed Saki Hasimi’nin bu kitabinin 144. sayfasinda Nabi'nin hikayesi anlatilmis. Tarihi gercekligi belli olmayan bu hikaye kitapta yaygin bilindigi sekilde anlatilmis ancak ilk defa burada Rami Mehmed Pasa'nin adini gordum. Her seyden once Rami Mehmed Pasa o tarihte pasa degildi, bununla beraber 1670'lerin ikinci yarisinda bir sene surre emini veya benzeri bir onemli gorevle hac yolculugunda gorevlendirilmis oldugunu hatirliyorum. Kendisi seyyiddir ve daha sonra reisulkuttap ve sadrazam da olmustur ve benim bildigim Osmanli tarihinde sadrazamlikta bulunmus iki seyyidden biridir. Rami Mehmed Pasa fevkalade hos, nazik bir efendiydi ve bu ozellikleriyle ve bir seyyid ve seferde gorevli bir kisi olarak o edebe mugayir hareketi yapmamistir diye dusunurum. Hikayenin sonunda gecen Resulullah'in (a.s.v.) "ummetimden Nabi" ifadesi ve Nabi'nin buna sevinmesine gelince; Nabi de seyyiddir ve Resulullah (a.s..v.) bir seyyid sozkonusu olunca ruyada "evladimdan" veya "torunlarimdan" ifadesini kullanir ki bunun def'aten tarihi ornekleri gorulmustur. Ben "Resulullah boyle demez" gibi net bir ifade kullanmaya cesaret edemeyecegim gibi buna haya da ederim lakin bugune kadar gelmis ornekleri gozonunde tutarak "ummetimden" lafzina ve hikayenin devamina pek guvenmiyorum. Kitabinin 112-113. sayfalarinda Gucduvani Hz'nin gencken bir zatin ogrencisi oldugu sonra Hz Hizir ve Hemedani Hz'nin ogrenciligini yaptigi yaziyor. Hemedani Hz vefat ettiginde Gucduvani Hz zaten cok gencti; 20-21 yaslarindaydi dolayisiyla buradaki anlatim okuru yaniltabilir. Yine Gucduvani Hz icin verilmis vefat tarihi olan 1220 yerine 1179'u tercih etmek daha dogru olurdu, genel olarak bu kabul goruyor. Yine anlatimda sanki ayni anda ikisinin de ogrenciligini yaptigi gibi bir ifade var ki bu da tartisilir bir sey...
08.06.2011

Diyanet Isleri Baskanligi’nin tarihinde yaptigi en onemli islerden olan bu ansiklopedinin memleketimiz icin bir gurur vesilesi ve islam alemi icin onemli bir basvuru kaynagi olduğunu dusunuyorum. Bu ansiklopedinin daha cok insanin evinde olmasini dilerim. Bununla beraber tespit ettigim bazi hatalari paylasmak isterim.

1) Halidiyye maddesi iki ayri yazar tarafindan yazilmis. Ikinci kisimda Ismail Kurdani ismi geciyor, bu isimde bir sahis yoktur, acaba Ismail Enerani Hz mi kastedilmis; Mehmet Zahid Kotku Hz kendisinden bir eserinde Ismail Enerani yaninda Ismail Kurdi diye bahsetmistir. Maddenin ilk kisminda sanki Mevlana Halid-i Bagdadi Hz'nin vasiyeti yerine gelmemis, ogrencileri kendisinden sonra dagilmis gibi bir anlam cikiyor, oysa Ismail Enerani mutlak halife olmadigi gibi zaten Mevlana Halid’in vefatindan 15-17 gun sonra kendisi de vefat etmistir. Maddenin ilk kismini yazan Hamid Algar ihtida etmis, tasavvuf ve Iran konularinda calisan bir ilimadamdir. Bu sahsin sozkonusu maddedeki hatalari yanisira benim de okuyup elestirdigim Naksibendilik kitabindaki kimi bilgi ve yorum hatalari iceren yazilarina sahit olmak ve bu hatalarin yapilis sekli ve uslubu bende kendisinin tasavvufa bakisi konusunda soru isaretlerine yolacti. Ihtida etmis, musluman olmus herkese saygim buyuktur ve asla onlari diger muslumanlardan ayirdetmem ama tasavvuf gibi dinin ozu bir konuda ihtida etmis, batida calisan bir bilimadamina Islam ansiklopedisinde tasavvuf konusunda madde yazdirmanin tartismali bir sey olmasi bir yana kendisinin yaptigi hatalar ve bakis acisi problemi bende bu sahsa Islam ansiklopedisinde hele de tasavvuf konusunda madde yazdirmamanin en dogrusu oldugu kanaatini dogurmustur.

2) Ansiklopedide bir takim tarih ve hicri-miladi donusum hatalari var. Ebu Cehil ve Ikrime bin Ebu Cehil'in dogum tarihleri ayni gosterilmis (570). Benzer sekilde Amr bin As ile oglu Abdullah bin Amr bin As arasinda 12 yas fark oldugu, Amr bin As'in 90 yaslarinda vefat ettigi yaziyor oysa bu bilgiler oglunun vefat ettigi yas ile celisiyor. Abdullah bin Omer maddesinin basinda vefat tarihi olarak 73/692 verilmis, oysa maddenin icerisinde Mina'da gecen bir olayin tarihi olarak 73/693 verilmis. Olayin Mina'da gectigine bakarak eger hac (Zilhicce) sirasinda cereyan etmis oldugu sonucunu cikarir isek dogru rakam 73/693 olmalidir. Bununla birlikte bu olaydan sonra bir sure daha yasadigini dusunecek olursak rakamin en dogrusu 74/693 olur ki wikipedia ansiklopedisi de bunu veriyor: (http://en.wikipedia.org/wiki/Abd-Allah_ibn_Umar) Bu maddede yapilan bir diger tarih yanlisi da Abdullah bin Omer'in nubuvvetin 3. senesi dogdugu, 85-87 yaslarinda oldugu, babasiyla beraber musluman oldugu ifadeleridir. Rakamlara bakacak olursaniz bunlarin hepsinin birbiriyle celistigini goreceksiniz. Kendisinin yasi sebebiyle ilk savastigi harbin Hendek oldugunu da dusurseniz 85-87 yaslarina dek yasamis olamayacagini ve babasi musluman oldugundan henuz 2-3 yasinda oldugunu cikarabilirsiniz, veya dogum tarihi nubuvvetle beraber veya ondan 1-2 yil once olabilir. Tarih hatalarina bir baska ornek Abdullah bin Osman bin Affan maddesinde; maddenin basinda vefat tarihi olarak 627 verilmis ama madde icerisinde hicri 4/625-626 yaziyor, dogrusu madde icinde yazandir. Son olarak Koprulu Kulliyesi maddesinin baslarinda kulliyenin Koprulu Mehmet Pasa tarafindan 1072(1662)'de yaptirildigi soyleniyor. Oysa Koprulu 1661'de vefat etmistir, 1072'nin parantezine 1661 yazilmali. Bu maddeye bir de sunu ekleyeyim: Hekimbasilarin sayisi listede 42 gorunuyor, madde yazinin sonunda 40 yazilmis.

3) Ahmed Ziyauddin Gumushanevi maddesinde kendisinin bir hocasi olarak Abdulfettah el-Ukari ismi geciyor. Maalesef Iskenderpasa cemaati Ukari ile Akri arasinda bir elif fark oldugundan butun kaynaklarda tarikat kollarinin kurucusunun onemli bir hocasi olan bu zatin adini Ukari olarak yaziyorlar oysa bu zat Uskudar Kartal Baba camiinin yaninda medfun ve Istanbul'un uc buyuk evliyadan biri olarak bilinen Abdulfettah-i Akri Hz'dir, ismi de Ukari degil Akri'dir, hep boyle bilinir. Bu cemaatin webdergilerine bu konuyu bildirmisimdir. Yine bu maddede gectiginin aksine benim bildigim kadariyla Hasan Hilmi Efendi ve Omer Ziyauddin Efendi huzur dersi muhatap ve mukarrirliginde bulunmamislardir, buna karsin son derece alim kimselerdi, ikincisine sultan Vahideddin'in seyhulislamlik teklif ettigi ama kendisinin reddettigi soylenir.

4)Ansiklopedide Bosna Hersek 4. Diyanet Isleri Baskani, Bosna Hersek'li epigrafi uzmani diye birilerinin islendigini gordum, Bunun gibi Turk yazarlarindan olup bu ansiklopediye girmesi tartisilacak kisilere ve yine mesela neyzen Suleyman Erguner'e yer verilmesini, cografi/tarihi terimlerden mesela Erdel'in islenmesini gereksiz buldum. Ansiklopedide Hamid Algar'in yazdigi maddelerdeki diger hatalar icin Naksibendilik kitabi hakkinda yazdigim elestiri yazisini okuyunuz, kitabin 421. sayfadan itibaren olan kismi bu ansiklopediye yazdigi maddelerden olusmaktadir. Islam ansiklopedisinin her ne kadar memlekette pek kiymeti bilinmiyorsa da yapilmasi gereken ve neticesini vermis onemli bir hizmet oldugunu dusunuyorum, son derece degerli bu ansiklopedi keske 30 cilt boyutunda tutulabilseydi.
08.06.2011

Thomas Carlyle'in Otuken Yayinlarindan cikan bu eserinin diger bolumlerini birakip Hz Peygamber (s.a.v.) ile ilgili bolumunu degerlendirecegim. Bati dunyasinda Islamiyet ve Hz Peygamber (s..a.v.) hakkinda bir suru yanlis gorus ve onyarginin oldugu bir zamanda ortaya cikmis bu eser bir cok bilgi hatasi yapmakla beraber bunlarin arasinda gorece tarafsiz durusuyla dikkati ceker, uzun yillar bu yonuyle bir cok sonradan musluman olan hristiyanin musluman olmadan once ilk okudugu kitaplardan biri olagelmistir. Bati dunyasinda cok onemli bir dusunurun kaleminden cikan bu eserin icerdigi tum hatalara ragmen hristiyanlar icin Hz Peygamber (s.a.v.) hakkinda bilgi edinmek icin hala gorece musbet bir ilk adim olabilecegini dusunurum. Hristiyan inancini kaybetmis bir dusunur olan yazar eserde Hz Peygamber’e olan saygisini ve takdirini ifade eder, ovgulerde bulunur ve onun samimiyetine olan inancini ifade eder, hristiyan dunyasinda yerlesik onyargi ve goruslere karsi cikar. Kur’an’i hasa O’nun yazdigina inanmakta ve her ne kadar Kur’an’in samimiliginin en buyuk ozelligi oldugu sahsi dusuncesini ifade etse de hasa “uzun ve anlamsiz bir mantiksizlik derlemesi”, “iyi yazilmamis bir kitap” ifadelerini kullanmaktadir, islami da hasa “hristiyanligin yozlazmis bir turu” olarak niteler, “hristiyanlik olmasaydi o da olmayacakti” der. Kitabin bu baskisinda bir cok hatalara rastladim, yayinevinin bu kitabi daha ozenli yayina hazirlamasi gerekirdi:

1) Eserin onsozunu yazan Erol Kilinc burada bir takim oznel goruslerini belirtmis, mesela buyuk adamlarin, kahramanlarin mayasinda hakikata iman ve ilahilige teslimiyetin birinci vasif olarak yeraldigini ifade ediyor ama bu onun subjektif gorusudur ve onsoz yazdigi Carlyle ve eseriyle de paralellik tasiyor degil, acikcasi onsoz yazim itibariyle de basarisiz duruyor. Carlyle’in Hz Peygamber hakkinda tahlil ve degerlendirmelerini bugunku neslin okumasinda fayda oldugu dusuncesi ise abestir, Carlyle Hz Peygamber icin “hakiki bir peygamberdir” ifadesini kullaniyor bir yerde ama yazinin butununde ve Dante-Shakespare bolumunde onun peygamberligini reddediyor, Kur’an’in Allah kelami oldugunu da reddediyor ve bir dizi saygisizlik ediyor, daha boyle bir suru antiislami soylem var; yeni neslin bunlari okumasinda tam tersine zarar olabilir ancak. Onsoz ayrica bu eseri yazildigi donem ve oryantalizm perspektiflerinde irdeleyebilmeliydi, bu bakimdan da basarisiz, bu onsoz hic konmasaydi cok daha iyi olurdu.

2) Carlyle eserinde bir cok bilgi hatasi yapmis, kitap yayina hazirlanirken bunlarin birer dipnotla belirtilmesi gerekirdi. 65. Sayfada Hz Peygamber’in (s.a.v.) 570 dogumlu oldugu yazmis, dogrusu 571’tir, ayni sayfada dedesi oldugunde 2 yasinda oldugunu yazmis, halbuki 8 yasindaydi. 86. Sayfada her kabileden bir kisi olmak uzere 40 kisinin kendisini oldurmeye and ictiklerini yazmis, rakamda abartma var. 84. Sayfada Hz Ali’nin Bagdad camiinde bir cinayete kurban gittigini yazmis, oysa bu Kufe’de olmus, Bagdad o tarihten yaklasik 100 sene sonra kurulmaya baslanmistir. 100. Sayfada Zeyd bin Harise (r.a.)’in Tebuk seferinde sehid oldugunu yazmis oysa Mute seferinde sehid olmustur, ayni sayfada Hz peygamber icin ak sacli demis, eserin orjinalinde gray-haired diyor ki bu kir sacli demektir ve ak sacliyla arada fark vardir, Hz Peygamber’in vefat ettiginde sakalinda 20 kadar beyaz kil vardi, saclarinin rengiyler ilgili bir sey okumadim ve kinayla boyadigini kaynaklarda okuyoruz dolayisiyla tercume hatasi bir yana bu gray-haired sozu de dogru gorunmuyor. 102. Sayfada zekat icin senelik gelirin onda biri demis, 91. Sayfada Kur’an ayetlerinin rastgele ve duzensiz olarak biraraya getirildigini yazmis; bunlar hep bilgi hatalaridir ve hadi Carlyle bunu yapmis ama yayincinin bunlari bir dipnotla aciklamasi gerekirdi. Kitabin diger bolumlerinde de bu tur hatalar var mesela 62. Sayfada Meister icin cevirmenin notunda “isci dernegi uyesi” demis, halbuki buradaki Meister konunun da ortustugu uzere cok muhtemelen unlu Alman teolog Meister Eckhart olmalidir. 24. Sayfada gecen Ismail cocugu lafzi orjinal metinde “Ismaelitish man” diye gecmektedir, bu ifadeyi boyle cevirmek dogru olmaz, dipnot olarak bunun Araplar icin kullanilan bir soz oldugu yazilmaliydi, yahudiler icin Israelitish kelimesinin kullanildigi gibi..

3) Kitabin tercumesi daha basarili olabilirdi, biraz kuru buldum. Yazim hatalarinin yanisira en fazla yapilan hata bazi yabanci isimleri orjinal halleriyle verirken bazilarini okunuslariyla vermek olmus. Baska hatalar da var, mesela 73. sayfanin basinda yani ile baslayan cumle aslinda bir onceki cumlenin bir parcasi, yeni cumle ise Silvestre de Sacy ile baslamali, bu sekilde anlam kaymasi oluyor. Kitabin ozellikle ilk bolumlerinde buyuk harfler gereksiz ve yanlis yere bir cok kez kullanilmis. Kitabin kapaginda Goethe’nin adi geciyor ama halbuki kendisine bolum ayrilmis kisilerden biridir degildir Goethe, ismi sadece kitapta bir iki kez gecer.
08.06.2011

Tarihcilerin Kutbu hakkindaki elestiri yazimi kitabi cikaran Is Bankasi Kultur Yayinlarina gondermemin ardindan sayin Halil Inalcik benimle mektup ve telefon araciligiyla temasa gecmis ve degindigim noktalar icerisinde onemli bir kisminin 4. baskida duzeltilecegini bildirmistir. Buna gore 4. baskida kitaptaki hatalardan Muhyiddin-i Arabi'nin esi, Muzaffer Ozak'in soyadi hakkindaki hatali bilgiler ve Aziz Mahmud Hudai'nin adinin hatali olarak kisaltilmasi degistirilmis, padisahlarin "ayyas" oldugu ifadesi kaldirilmis, yanlis anlasilabileceginden oturu kitapta sozu gecen Gazali'nin Osmanli sairi oldugu belirtilmis, hadis ilmi ve Muzaffer Ozak hakkindaki ifadeler revize edilmis, Vehhabi isyanin bastirilmasi hakkindaki hatali 1812 ifadesi "1812'den baslayan harekatla" ve Portekizlilerin 1516-17'den itibaren yaptiklari saldirilar ifadesi de "1516-17'den once" diye degistirilerek duzeltilmistir.

Sayin Inalcik'a kitabin 5. baskisinin 513. sayfasindaki tesekkur bolumunde beni de anmak nezaketinde bulundugu icin tesekkur ederim. Her ne kadar bu kisimda elestirim uzerine degistirdigi yerleri nedense eksik vermis olsa da boyle onemli bir ilim adaminin ilimadamligiyla ortusur nezaket ve kadirbilirlige sahip oldugunu gormekten mutehassis oldum.

Sayin Inalcik'in ozellikle Muzaffer Ozak hakkindaki ifadelerini revize etmesini onemli buluyorum, 4. baskidan onceki baskilarda ondan ve sozkonusu Halveti ayininden biraz alayci bir uslupla bahsetmisti, oysa bununla ilgili cok onceki bir yazisinda tamamen baska, saygili ve etkilenmis bir anlatimi vardi; asagida alintiliyorum:

Prof. Halil Inalcik “Paths to the Middle East. Ten Scholars look back” (ed.Thomas Naff, New York, 1993, pp. 105-141) adli kitabin kendisiyle ilgili ve “Seyhin Kerameti Kendinden Menkul” baslikli bolumde sunlari anlatiyor: “Chicago Universitesi’nde gecirdigim yirmi senelik sure zarfinda hic unutamadigim hatiralardan biri Halveti tarikatina mensup sufilerin Turkiye’den oraya gelisleridir. Muzaffer (Ozak) efendinin seyhligini yaptigi ve yirmiden fazla dervisin bulundugu grup universitenin sapelinde (kilisesinde) bir sema (ayin) yaptilar. Sapel bu munasebetle ogrencilerle ve diger ziyaretcilerle doldu..... Gece tam manasiyla bir basari oldu ve benim universite yillari boyunca edindigim tecrubeler arasinda en cok hatirlanacak bir vak’a olarak hafizamda kaldi. Dervislerin Ism-i Celal’i tekrarlayarak hoykurmeleri sapeli ruhani ve yogun bir ile doldurdu. Ben de aska gelmistim. Amerika’nin gobeginde vuku bulan bu hadise Hazret-i Muhammed’in bir mucizesidir.”