Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

KY-1078450 Tarafından Yapılan Yorumlar

26.06.2011

Eserin satışı yok görünüyor, şu halde ben size izlemeniz için iki belgeselin adresini vereyim. Bir sonraki de hazretin Ak Radyo'daki sohbetlerinin kayıtlarıdır.

http://video.google.com/videoplay?docid=3964554018537275627
http://video.google.com/videoplay?docid=-1731391982010733729&hl=tr#
http://www.akradyo.net/prgsesli.asp?tip=35

Maalesef bu yüce zatın eserlerinin büyük çoğunluğu bir sorumsuzluğun neticesi olarak piyasada bulunmuyor ancak her sabah ve her akşam sohbetlerini Ak Radyo'dan ve kaçırdıklarınızı radyonun websitesinden dinleyebilirsiniz, irşadı devam etmektedir elhamdülillah. Kendisinin bir şiirinden parçaları ve dört menkıbesini alıntılıyorum, şiir maalesef bazı sitelerde okuma hatalarıyla yeralmaktadır.

Aşk ü muhabbetin yoluna girip
Gelin Hakka doğru azm eyleyelim
Semend-i himmeti ol yana sürüp
Gelin Hakka doğru azm eyleyelim
Ömür gelip geçer bir saye misal
Gelen göçer gider görünmez hayal
Eylemeden bu fenadan irtihal
Gelin Hakka doğru azm eyleyelim
Fermanı ahaddır hükmü şeriat
Edebi Ahmeddir resmi tarikat
Kali hal eyleyip hali hakikat
Gelin Hakka doğru azm eyleyelim

Mardinli bir Seyh Ziyaeddin Efendi vardi. O da rahmet-i Rahman'a kavustu. Demisti ki: "Vallahul azim, kerametleri zahir bir kimse idi. Ben daha ilk defa huzuruna gittigim zaman iki kerametini sip diye ilk gidisimde gordum." diye anlatmisti rahmetli.... Kapidan girer girmez, Hocamiz soyle basini kaldirmis, bakmis: "Ooo, hos geldiniz! Hem seyyid, hem seyh!.." demis. "Hem seyyid oldugumu, Peygamber Efendimiz'in sulalesinden oldugumu bildi; hem de seyh oldugumu bildi. Halbuki kapidan giren bir insanim iste..." diyor.

Askerligimi bitirip donmustum. Yine bizim eve zahmet buyurmuslardi. Elyazmasi Kur'an-i Kerim'ler, hattatlarin maharetleri konusuluyordu. Anlatiyordu: "Bazi hattatlar o kadar titizdi ki: 'Yazdigim Kur'an'da bulunacak her hata icin su kadar altin verecegim!' diye ilan bile ederlerdi." Evde iki tane yazma Kur'an-i Kerim vardi. Soz acilmisken gostereyim dedim. Birisini eline aldi, gozlugunu takti, rastgele bir sayfayi acti ve: "Surada bir lamelif eksik... Bir kalem var mi?" dedi. Verdik ilave edip tashih etti.

Ummet-i Muhammed'e dua etmeyi bir borc bilirdi. Arafat'ta en muhim dualari: "Allah'im! Butun ummet-i Muhammed'e rahmeyle... Ummet-i Muhammed'e rahmeyle..." Defalarca bunu okur okur, aglarlardi. (Hazretin su sozu de onun butun muslumanlari ne kadar onemsediginin bir baska delilidir: "Selam sadece iyi dilek ve temennilerin sozle ifade edilmesinden ibaret kuru bir gorev degildir. Gercekte selam yolda karsilastigimiz bir kardesimizin ihtiyacinin var olup olmadigini, varsa bizimle giderilebilecek bir tarafinin bulunup bulunmadigini ogrenip elimizden geleni yaptiktan sonra yola devam etmektir.") Cenab-ı Hak cumle ummet-i Muhammed'i (s.a.v.) hifz u himayesinde daim kilsin; amin, bi-hurmeti seyyidil mürselin, vel-hamdulillahi rabbilalemin.

Prof. İrfan Gündüz hazret vefat ettikten sonra kendisi için bir şiir yazıp son satırın ebced hesabıyla vefat yılı için tarih düşürmek ister ancak başaramaz, Mehmet Zahid Efendi Hz. bir gece rüyasına girer ve ona bu kadar zahmet etmesine ne gerek olduğunu söyleyip kendisi şiiri söyler, bu vakanın tamamını ve sözkonusu şiiri Tasavvuf Dergisi'nin 12. sayısında İrfan Gündüz'le yapılmış röportajda okuyabilirsiniz.
23.06.2011

İnde zikrissalihin tenzilürrahman (Salihlerin anıldığı yere Allah'ın rahmeti iner); buna vesile olan müelliften Allah razı olsun. Biz de buna bir ekleme yapalım.

Imam-i Azam Ebu Hanife bir gun cok sicak bir havada bir dostuyla yururken arkadasi biraz ilerideki bir evin golgesinde dinlenmeyi teklif eder. O, sozkonusu evin sahibine borc vermis oldugunu ve o evin golgesinde dinlenmenin borcun getirecegi bir menfaat olup faize girebilecegi endisesini tasidigini soyleyip bunu reddeder. Imam-i Azam bulundugu sehirde bir kac koyunun calindigini duyunca bir koyunun kac yil yasadigini sormus ve o sure bitene kadar senelerce koyun eti yememistir.

Bisr-i Hafi Abadan civarlarinda bir sarali gorur ki, topraga dusmus cirpinmaktadir. Yanina varinca cuzzamli ve kor oldugunu farkeder.Yaralarina ususen karincalar etlerini koparmaktadirlar. Basini kucagina alip su verir. Genc kendine gelince "sen de kimsin?" diye sizlanir, "hem Rabbimle arama niye girdin?"

Sicak bir yaz gununde Cuneyd-i Bagdadi talebeleriyle sehirde dolasirken bir buz saticisina rastladi. Satici Sermayesi eriyip giden su adama aciyin, merhamet edin diye bagiriyordu. Saticinin bu sozlerini isiten seyh aniden fenalasarak bayildi. Yanindakiler kendisini golgelik bir yere tasidilar ve kendisine geldiginde bayilma sebebini sordular. Seyh saticinin eriyip giden buzlarinda kendi hayatini gormustu.

Ubeydullah Ahrar Hz. bir gun muridleriyle otururken "bana bir biganenin kokusu geliyor" der, bu manevi bir kokudur. Muridleri sasirir, cunku aralarinda yabanci kimse yoktur. Seyh gozlerini muridleri uzerinde gezdirir ve birine "bu koku senden geliyor" der. Muridi o gun ehl-i dunyadan bir akrabasinin gomlegini giydigini hatirlar ve hemen eve gidip ustunu degistirir.

Seyyid Nur Muhammed Bedvani Hz. "sokakta fasikla, gunaha dalmis kimse ile karsilasmak kalbde zulmet hasil eder" buyururdu ve talebelerinin hangi fiski, gunahi isleyenle karsilastigini haber verirdi. Yiyeceklerinin helal olmasi hususunda cok dikkatli davranirdi, kazanclari ve yemekleri supheli olanlarin ikramlarina el uzatmazdi. Bir gun birisi yiyecek bir sey hediye getirmisti, kendisine takdim edilince nazik bir tavirla "Bu yiyecekte bir zulmet gozukuyor, bir arastiriniz" buyurdu. "Bu yiyecek helaldendir" diye arzettiler. Fakat arastirinca bu yiyecegin gosteris niyetiyle hazirlandigini anladilar.

Abdulehad-i Nuri Efendi Hz. bir pazar gunu Suleymaniye Camii'nde vaaz ederken kursuye bir kagit konulur. Adeti oldugu uzere vaazdan sonra kagidi okurlar. "Size 'Alemin Kutbu, Gavs-i Azam' diyorlar. Hak Teala'nin emri ile "Kutb" olan kimse her seye kadir imis. Eger Kutb iseniz beni burada helak edin." diye yazar. Bunun uzerine Nuri Efendi "Taassub kisiyi ne makama gotururmus. Subhanallah, biz bir aciz hakiriz. Halk bizi Kutb diye biliyor. Hak Teala onlari tasdik etsin. Lakin Kutb olanlar 'Ya Tabii' deyip kadir oldugu seyi yapar mi sanirsiniz? Kutublara cefa edildikce, onlar af ile muamele ederler. O mertebelere de bu vesile ile erisirler. Lakin evliyaullah kabzasi yerde bir kilictir. Bir adam o kilica kendini vurursa, kabahat kilicin midir, vuranin midir?" der. Bu arada, cemaatten "Aman! Hayy!" diye camiiyi inleten bir ses duyulur. Nuri Efendi disari cikarken yanina gelir ve aglayarak "Aman Sultanim! Hatami anladim. Affinizi rica ederim" derse de "Cenab-i Hak kurtulmuslarin imani ile ruhunu teslim ettirsin" der. Daha camiden cikmadan o kimse ruhunu teslim eder.

Bitlis yolunda bir genc kisin tipiye tutulup yolunu kaybeder. Helak olacak halde iken "Ya Rabbi! Zamanimizin kutbunu imdadima yetistir!" diye yalvarir. Hemen siyah sakalli birisi zuhur eder, atin dizginlerini tutup, istikamet verir ve "Boyle git, sehre varirsin!" buyurur. Genc, o gaybdan gelip kendisine yol gosteren zatin semaline dikkat eder. Otuz sene sonra Bayezid Camiinde tesadufen vazinda bulunur. Ben bu seyhi bir yerden taniyacagim diye dusunur. Vaazdan sonra cikarlarken Abdulhakim Efendinin yanina yaklasir, daha konusmadan Abdulhakim Efendi "Bitlis'teki tipi firtinasini mi hatirladin?" diye kulagina hafifce soyler. Gozyaslarini tutamayip eline sarilir, oper... (Abdulhakim Arvasi Hz.)

Bir gun ziyaretlerine gitmistim. Kutuphanelerinden bir kitap cekip bir yerini acip bana verdiler ve "Buyurun, okuyun!" buyurdular. Arapca idi.. Okumaya calistim. Yanlis okuyunca duzeltirlerdi. Bir daha okuttular ve gene yanlislarimi duzelttiler. Sonra "Turkceye cevirin!" buyurdular. Takildigim cok ibareler oldu. Yardim ettiler, hatta kendileri tercume ettiler. Bir daha okutup bir daha tercume ettirdiler. Iyice anlamistim. Vefatlarindan yirmi sene kadar sonra kutuphane mudurlugu icin Ankara'da imtihana girdim. Imtihanda elime bir Arapca kitap verdiler ve bir yerini acip "okuyun" dediler. Bir de ne goreyim, Abdulhakim Efendinin verdigi kitap ve actiklari sayfa degil mi? Okudum, tercume ettim. Imtihani kazandim. Kutuphane muduru oldum. Ama imtihandan cikinca Efendinin bu buyuk ve acik kerametini gorunce hungur hungur agladim. (Abdulhakim Arvasi Hz)
23.06.2011

Eserden hatırladığım bir vakayı yazmak isterim.

Padisah II. Mahmud 1810 yilinda bir gun tebdil-i kiyafet ederek Silahdar Aga ve bazi devlet erkani ile beraber Fatih Camii yakinlarindan gecerken bir ekmek firinindan ekmek alan bir kadinin "Padisahin gozu kor olsun. Bak su ekmege ve bak su ekmegi alincaya kadar cektigimiz sikinti ve zahmete!" dedigini duyar. Padisahin yaninda bulunanlardan birisi kadina "Bak a kadin, padisah neylesin, bu cektiginiz kendi alin yazinizdir. Padisahin tarlasi, okuzu ve cifti yok ki ekip bicip Allah'in kullarina vere. Bunu siz Allah'tan bilin!" der. Kadin biraz daha beddua ederek oradan uzaklasir. Bu durum padisahin cok gucune gider, saraya geldiginde Hirka-i Serif Odasi'nda Cenab-i Rabbu' I-Izzet'e dua ve niyaz edip yalvararak Ummet-i Muhammed'in rahat ve huzuru icin dua eder. Ertesi sabah Silahdar Aga'ya yuz kurus vererek kendisine beddua eden o kadina vermesini emir buyurur. Silahdar Aga ile birkac kisi yine tebdil-i kiyafet ederek o firina gelirler ve kadini sorarlar. Kalabaliktan bir kimse kadini tanidigini, fakat nerede oturdugunu bilemeyip ancak bunu mahalle ekmekcisinin bilebilecegini soyler. Mahalle ekmekcisi onlari kadinin evine goturur. Eve geldiklerinde kadinin o gun o bedduayi edip hanesine vardiginda bir goz agrisinin basladigini ve sabaha kadar iki gozunun kor oldugunu gorurler. Bu durum halkin bazi kesimine muslumanlarin halifesine bedduanin boyle sonuc verecegi bazisina da padisahin veli oldugunu dusundurtmustur.
23.06.2011

Fatma Aliye Hanım'ın babası Cevdet Paşa'nın öğrenciliğini, kariyerinin ilk yıllarını ve Ali ve Fuad Paşa'larla ilişkisini hikayelere, anekdotlara yer vererek güzel bir üslupla anlattığı bu kitap 19. yüzyıl dönemi Osmanlı imparatorluğu hakkında bir önfikir edinmek için de güzel bir referans kaynağı. Bitirdikten sonra güzel bir tad bırakan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Eserden en çok aklımda kalanlar Fuad Paşa'nın Cevdet Paşa'ya yazdığı ve uzun süredir yazmamakla "vaki olan kusurunu" "kesret-i meşguliyetine" bağladığı zarif bir mektubu, Mustafa Reşid Paşa'nın irticalen yaptığı belagat, edebiyat ve lisan açısından fevkalade güzel bir konuşma, Cevdet Paşa'nın öğrenciliğinde bir zaman parasız kalışı ve aşağıdaki vakadır. Burada sözü geçen Mehmed Murad Efendi seyyiddir ve bir Nakşibendi şeyhidir. 19. yüzyılın büyük kültür adamlarından biri olan bu zat Fatih Çarşamba'da bir Darü'l Mesnevi yaptırmıştır, kabri de oradadır. Cevdet Paşa bu zatın kendisinin münkiri olan ve muallimlikle hayatını kazanan fakir bir alime gereken ders kitaplarını tedarik edip gönderttiğini yazar ve "zehi ali zevat" der, elhak öyle imiş, mürüvvetin böylesine "maşaallah" denir.

Carsamba Pazari'ndaki Murad Molla Tekyesi bir Daru'l-Funun demek olup orada her nev'i ulum u maarif tahsil olunurdu. Oraya butun rical u kibar gider. Her sene Ramazan-i serifde bir aksam Zat-i Sahane orada seyhin misafiri olarak iftar eylerdi. Istanbul'un ulema ve udebasi oraya devam eyledikten baska tasralardan, hatta pek baid memalikten oraya tahsil ve istifade icin gelirlerdi. Vukela ve rical kendisine hurmet eylerlerdi. Murad Efendi kursi-i vaaza da cikardi ki onun vaazinda ekseri vukela da bulunurdu. Cumle indinde ragbet ve nufuzu olan seyh gayet acik sozlu idi. Bir gun camide vaaz ederken butun heyet-i vukela mevcud oldugu halde Seyh Murad, "Bir deli gavur vardir, bir de gavur deli vardir. Deli gavur bizim bakkaldir. Francalanin bayatini, peynirin bozulmusunu, hulasa herseyin fenasini verir. Ben onu cagiririm. Bir guzel tekdir ederim. Heman yola gelir. Bir muddet oyle gider. Yine isi bozunca yine tekdiri yiyip duzelir. Gavur deli ise Evkaf naziridir ki camilerin kandilleri yaginin parasindan calar!" demekle orada hazir bulunan Evkaf naziri ne tarafa gizlenip nasil savusabileceginden mutehayyir, diger vukela mebhut kalirlar.

Teberrüken kimi tarihçe ve hatıratlardan not aldığım bazı vakaları da eklemek isterim.

Dunya halk olunali gelenler gidenlerin yerini tutuyorlar. Fakat gelenlerin icinde bazi mustesna insanlar vardir ki gidince yerlerini bos birakiyorlar. Ahlaki guzelliklerin mucessem bir misali olan merhumun en buyuk meziyetlerinden biri hazm-i kemal idi. Noksani kendinde, kemali baskalarinda gorur, her halinde ve kaalinde mahviyetkarane davranirdi. Kedilere gosterdigi merhamet ve sefkat sayan-i hayret idi. Ihtilattan ziyade inzivadan; mukalemeden ziyade mutalaadan hoslanirdi. Zahiren hayret deryasina dalmis gibi gorundugu halde gayet zeki, mutefattin, seriulintikal, nuktesinas idi. Gayet nazuk, terbiyeli, mutevazi, halim, ince kalbli bir merd-i fazil oldugu icin kimseyi incitmek istemezdi. Herkese iyi muamele etmek onun kendine mahsus siari idi. Ruhunun nezaheti yuzunde tecelli ederdi. (Ismail Saib Efendi hakkinda-Ibnulemin Mahmud Kemal Inal)

Sadrazam Sokollu Mehmed Pasa her gece teheccud namazina kalkar, namazdan sonra sabah namazina kadar yatmayip nedimlerinden birine eski tarihceleri okutur. Bir gun Sultan I. Murad'in Kosova savasindaki sehadetini dinlerken gozunden yas gelmis ve "bize de nasib eyle yarabbi teala" demis. Ertesi gun divan toplantisindayken bir meczup tarafindan sehid edilmistir.

Okculuk Osmanli devletinde her zaman onemli bir spor olagelmistir. Herkesin eline yay verilmez ve rastgelene atis usulleri ogretilmezdi. Usul ve adaba aykiri hareket edip bunda israr eden kemankesler yolsuz addolunur ve okcular seyhi tarafindan "bizimle oturma" denilerek okcular tekkesine alinmazdi. Atislara baslayan kimsenin tam bir kemankes olabilmesi icin 900 gez (1 gez: 66 cm) mesafeye ok atabilmesi lazimdi. Bunu basarabilen talibin adi aticilar siciline kaydedilirdi. Bu munasebetle yapilan merasim okcular seyhinin onunde yapilir ve merasim sirasinda ustadi tarafindan yeni kemankesin kulagina "kemankes sirri" soylenirdi. Kemankes sirri tabiri aslinda kisinin kendi hunerini Hakk'in inayetiyle birlestirmesinin zaruretini anlatmak icin kullanilir. Kemankes namzedi kabzayi ustasinin elinden alirken ustasi kulagina "Ve ma rameyte iz rameyte velakinnallahe rama-Attigin zaman sen atmadin, fakat Allah atti."(Enfal/17) ayetini okur, boylece, namzedin sporculuk hayati boyunca kazanacagi basarilardan dolayi gurura kapilarak kulluk sinirini tecavuz etmemesi gerektiginin suuru telkin edilirdi. Yarismalarda yarisacak kemankes ayak tasi denilen yere abdest alarak gelir ve orada bulunan diger kemankeslerin hep bir agizdan kendilerine has soyleyisleriyle: "Ne hava vu ne keman u kemankes/ Ancak erdiren menziline nida-yi ya Hak!" diye seslenmelerinin ardindan okunu atardi. Rekor kirildiginda okun dustugu yere menzil tasi dikilirdi. Birkac menzil tasi bulunan buyuk okcu II. Mahmud'un hicri 1251 (m. 1835) tarihli tasinin altinda Yesarizade Mustafa Izzet Efendi imzali su beyit vardir: "Kuvvet u sevkle alup kemanin kabzaya/ Atti tirin bin ikiyuz yirmibir gez padisah" (Son misranin ebced degeri rekorun kirildigi seneyle aynidir)
23.06.2011

Adolphus Slade ingiliz bir donanma subayı olarak Türk ordusunda amiral rütbesiyle görev yapmıştır, bu eseri ise henüz o rütbede değilken daha gençken yazmıştır. Eserin yanılmıyorsam 1829-1831 arasını kapsayan bir bölümünün tercümesi Kapdan Paşa adıyla Boğaziçi yayınları tarafından 1973'te yayınlanmıştır, bugüne kadar ülkemize dair bir yabancı tarafından yazılmış okuduğum en iyi hatıra kitabıdır ve son derece zevkle okunur. İngilizce bilmiyorsanız veya kitabın fiyatı pahalı gelirse sözkonusu tercümeyi kütüphanelerden temin edip okumanızı tavsiye ederim.

Bu sayfayı okuyana bir hediye olarak bazı tarihçe ve hatıratlardan not aldığım vakaları ekliyorum.

Teskilat-i Mahsusa'nin reisi Kuscubasi Esref beyin eski emir eri zenci Musa yi Beyazit Camisi nde bir ikindi namazi cikisinda goren Ali Sait Pasa onun zor durumda oldugunu anlar ve soyle der: Musa, emeklilik icin bir dilekce ver. Ben de tasdik edeyim, sana emekli maasi baglasinlar. Zenci Musa ona su ibret dolu cevabi verir: Pasam, ben bu fakir milletten emekli maasi alamam. Bu cevaptan sonra Ali Sait Pasa Zenci Musa dan habersiz Istanbul hamallar kahyasi Ferit Bey e giderek kendisini birkac gun sonra Zenci Musa ile birlikte ziyaret edecegini soyler. Ferit Bey den istedigi bu ziyaret esnasinda Zenci Musa ya bir is teklifinde bulunmasidir. Biraraya geldiklerinde Ferit Bey Zenci Musa ya Karakoy gumrugunde kahyalik yapmasi icin teklifte bulunur. Bu teklife Zenci Musa Ben kahyalik yapmam, onu yasli bir muslumana verin. Orada hamallik varsa yaparim. diye cevap verir ve gumrukte hamallik yapmaya baslar.

Bir seyyid olan Sirvanizade Rustu Pasa Mevlana Halid-i Bagdadi'nin en onemli halifelerinden meshur Naksibendi seyhi Ismail Siraceddin Sirvani'nin ogludur. Bu zat Kafkasya'da otuz yil Ruslara karsi direnen meshur Seyh Samil'in seyhidir ve o bolgelerde halifeler biraktiktan sonra Anadolu'ya gecmis ve Amasya'da vefat etmistir. Sirvanizade Rustu Pasa 20'li yaslarinin basinda ki o sirada babasi hayatta degildir, Amasya'da siradan bir devlet memuruyken bir gun onu cekemeyenler calistigi daireye bir fahise gonderirler, kadin "dun gece yaptigimiz is karsiliginda bana verdigin paraya bak" der ve bir miktar parayi masasina atar, birlikte calistigi arkadaslari da buna sahid olurlar. Pasanin ne kadar utandigini tahmin edebilirsiniz. Sucsuzdur ve onu taniyan herkes bunun bir komplo oldugunu tahmin edecektir ancak bu olayin saibesi altinda yasamak istemediginden olacak ki o gece Istanbul'a goc eder. Ehl-i tasavvufun kendisine yapilan kotulugu sabir ve metanetle karsilayani Allah'in buyutecegine dair bir inanci vardir. Pasa Istanbul'a gider, oldukca iyi egitimli oldugundan bazi devlet adamlarinin cocuklarina ders vermeye baslar, bir sure sonra tekrar devlet hizmetine girer ve kademeleri gece gece sonunda sadrazam olur. Hicaz Valisi olarak bulundugu Taif’te kara hummaya yakalanarak vefat eder. Ve cok sevdigi Abdullah ibn Abbas’ın kabrinin yakinina defnedilir. Hastaligi sirasinda dostlarini davet edip oldukten sonra cenazesinin Peygamberimizin amcasi ibn Abbas Hazretlerinin kabrinin ayak tarafina gomulmesini vasiyet ederek mezar tasina Kehf suresinden 18.ayetin yazilmasini rica eder. Ayetin meali soyledir: ‘Kopekleri de magaranin girisinde ayaklarini uzatmis yatmakta idi"

1699'da Car Petro ordusuyla Azak kalesini kusatir, buyuk carpismalara ragmen kaleyi alamaz ve kendilerine yardim gelmeyecegini de bilen kale komutanina kalenin teslim edilmesi karsiliginda canlarinin bagislanacagina dair bir mektup gonderir. Kale komutani Nusretname'de gectigine gore ona soyle bir cevabi mektup yollar: "Bu topraga bizi gonderen padisah efendimiz kal'a'yi teslim etmek icin gondermemistir. Soyle bilesiniz ki kal'anin icindeki asakir-i muslimin bilcumle sehid olmadikca vazgecilmez ve askerinizin kesret u vefretinden, esliha ve humbaradan havfolunmaz. Elinizden geleni girü komayasiniz, insaallahu'l mevla nasibiniz goresiniz".

Osmanlilar zamaninda Ramazan ayinda pek cok zengin hic tanimadiklari mintikalardaki bakkal, manav dukkanlarina gider, onlardan zimem (veresiye) defterini cikarmalarini isterler, bastan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamini yaptirip miktarini odedikten sonra "bu borclari silin, Allah kabul etsin" derler, kendilerini tanitmadan ceker giderlermis. Boylece borcu odenen borcunu odeyenin kim oldugunu, borcu sildiren de kimi borctan kurtardigini bilmezmis. Istanbul'da yardimin gizliligi ve yardim alanin gururunu gozetme esasini guden ve sehrin cesitli yerlerinde bir bucuk iki metre yuksekligindeki sadaka taslarina insanlar gelip para birakir, ihtiyac sahipleri aksamlari hava karardiktan sonra bu taslarin yanina gelip eskinin insanlarinin tokgozlulugunden olsa gerek sadece ihtiyaclari kadar para alirlarmis.

Faide ummid edilen mukbillerin -pervane gibi- etrafinda dolasmak ve istifade me'mul olmayan mudbirlerden uzak dolasmak maatteessuf pek eski adetimiz oldugicun kuse-i inzivaye cekilen pasayi ancak uc bes kimse -pek seyrek olarak- ziyaret ederdi. Son zemanlarda onlar da ayaklarini kesmis olacaklar ki bir vaz'i hazin ile "sizden baska beni kimse arayub sormuyor, semtime ogramiyor. Siz vefakarsiniz, vefatimdan sonra da beni unutmayacaginizi ummid ediyorum" dedi. Pek muteessir oldum. "Lutfu iltifatinizi gordugum icun yasadigim muddetce efendimizi unutmayacagima, sayed sonraya kalirsam naminizi daima rahmetle yad edecegime emin olunuz" dedim. Simdiye kadar va'dimde hulf etmedim ve etmeyecegim. (Son Sadrazamlar/Ibnulemin Mahmud Kemal Inal-Tevfik Pasa hakkinda)