Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

gunmoll Tarafından Yapılan Yorumlar

17.12.2011

İnsanlara romanları sevdirmek istiyorsanız kısa öykülerden başlayın ki romanın da uzun bir öyküden ibaret olduğunu farkedebilsinler. Görselliğin ("Evet, evet filmini seyretmiştim. Kitabını okumaya gerek yok!") yani kolaycılığın daha çok tercih edildiği bu günlerde, öykü, okunması en kolay ve zevkli türlerden biri olarak yerini korumaya devam ediyor. Okumaya vakti olmayanların özellikle tercih ettiği kitaplardır öykü kitapları. Romana karşı öykü, öyküye karşı roman gibi bir çatışma yeterince anlamsızdır. Gerçek bir okursanız, seçiminiz "iyi roman" "iyi öykü" yönündedir; puntolar ve sayfa çokluğu gözünüzü korkutmaz. Eğer "iyi öykü"den yanaysanız "Dert Yorumcusu" size bu konuda yol gösterecektir. Yalın, sade ve sımsıcak satırlarıyla. Yazarın Güney Asya kökenli olup bu kültürü yansıtması size aşina gelecektir. Amerika'da kendilerine yeni bir düzen kurmaya çalışan ve kurulmuş düzenin içerisinde yitip gitmemek için savaş veren ama hep özlem dolu anılarla yaşayan Güney Asyalılar. Herhangi bir şikayetleri yok, sadece köklerindeki o "öz"ü yitirmekten özenle kaçınıyorlar. Bunun için de Amerikan fastfood'unu değil de, kendi yemeklerini yapıp yemeğe devam ediyorlar. Birbirilerine sımsıkı kenetlenince kaybolmayacaklarını anlıyorlar. Küçük tesadüflerin insanların hayatında ne kadar büyük değişikliklere yol açabileceğini, iletişimin tam olarak ne zaman koptuğunu görüyorlar bu öykülerdeki insanlar. Ve siz gülümseyerek, anlayışla Lahiri'nin kaleminden dökülen sadeliği ve hayatın ta kendisini doya doya içinize çekiyorsunuz. Pulitzer Edebiyat Ödülü alan "Dert Yorumcusu"nun adında ufacık bir karamsarlık sezebilirsiniz ama öyküler, her ne kadar mutlu sonla bitmese de, karamsar değiller. Onları gerçekçi diye nitelememize sebep olan da yazarın bu yolu izlemeyi tercih etmiş olmasıdır. Kısa öykülerin büyülü bir yanı da tek kitapta farklı birkaç dünya ile tanışabilmenizdir. Hızlı tüketime dayanan yaşam tarzlarımızı doyurucu bir yandır bu. Buna "hayır" deme gücünü kendimizde bulamıyoruz.
17.12.2011

Gördüğüm anda kitabı almaya karar vermiştim.. Hem isminden hem de kapağından etkilendiğimi kabul ediyorum.. İçeriğine gelince.. Kocaman puntolu, az sayfalı, çok eğlenceli ve bol tarifli bir kitap bu.. O eğlencenin içinde ne var biliyor musunuz? Bir kadının iç dünyasında kopan fırtına ve küçücük bir dram.. Kadın Amerika’da yaşayan bir Afrikalı da olsa, hep kadın işte.. Erkek de hep erkek.. Hiçbir şey değişmiyor..
Tarifler bize göre imkansız lezzetler ama ben birini denemiştim.. Fena olmadı..
17.12.2011

Bazı yazarlar ve yapıtlar vardır, eleştirmek hayli güçtür. Ve hatta onları okuduktan sonra nasıl özetleyeceğinizi de bilemezsiniz. "Ekmek Arası"nın kritiğini yapmak, Bukowski kritiği demektir. Kişinin bilinçli/bilinçsiz seçtiği hayat yolunu eleştirmenin bir başka kişiye düşmemesi gerektiği inancındayım. Üstelik yaşadığı dönemin koşullarını göz önünde bulundurmadan bunu yapmak daha da büyük hata olur. Öyle ya da böyle, Bukowski cinsellik ve içmek üzerine bolca kalem tüketmiştir. Eşinin de belirttiği üzere (Linda Lee Beighle) aslında "sadece yazmıştır". Bukowski'yi yakalamak adına "Ekmek Arası" doğru bir seçimdi.. "İlk başlayanlar için" diye düşündüm. Çünkü bu kitabın arkası gelecekti.. "Ekmek Arası"nda, Henry Chinaski (Bukowski kitaplarında kendisi için bu ismi kullanmıştır) de bolca cinsellikten bahseder ama bu durum fiiliyata dökülmüş değildir. Kaybetmeye mahkum olduğunu düşünür, neden bu dünyanın üzerinde yürüdüğünü anlayamamaktadır. Kadınlarla ilgili cinsel fanteziler üretirken aslında onlardan ısrarla uzak durur. Vücudunu ve yüzünü kaplayan çıbanlardan utanmaktadır. Herkesin ondan üstün olduğunu düşünürken herkesten çok başka şeylerin farkında olduğunu ve çok daha donanımlı olduğu gerçeğini yadsımadan düşüncelerini dışavurmaktadır. Ve tüm bunların arasında içkiye sarılır hiç düşünmeden. İçmek en sevdiği şeylerden biridir.
Müthiş bir izleyici ve kurgucudur Henry Chinaski. Durmadan anımsar. Birçok kişinin aksine yalnızlığı seçmiş (kesinlikle isteyerek) ve bir gün yoksulluktan kurtulacağını düşünmektedir ("Varlıklı olmak zafer demekti ve zafer tek gerçekti"). Hiçbir görüşü savunmayan (Tanrı inancı da yoktur) biridir. Serseriden farksızdır. İnsana dair her şeyde bir yanlışlık ve çıkar görmektedir. Babasından yediği dayaklar belleğinde güçlü bir şekilde yereder ve şu sözleri sarfeder "Kim babasını öldürmek istemez ki?" (Karamazov Kardeşler'den İvan) ki bu durumu eşi de onaylamaktadır ve Bukowski'ye bir de bu açıdan bakılması gerektiğini belirtir. O satırları okurken "Babası böyle bir adam olmasaydı, Bukowski bu kadar özgür yazabilecek miydi?" diye düşündüm..
17.12.2011

"Aslında Paraguay hakkındaki gerçeklerin hiçbiri ülkenin dışında bilinmiyor"
Birçok okuyucu gibi, ben de, okumaktan yorulduğum zaman kafamı çok fazla meşgul etmeyeceğini düşündüğüm kitapları okuyarak yorgunluğumu atmaktayım. Bu kitabı seçerken de aynı halet-i ruhiye içerisindeydim.. Ödüllü bir kitap olması çok da anlamlı değildi. Nihayetinde içinde "aşk" kelimesini barındıran bir isme sahipti. (Oysa ki orijinal ismi "The News from Paraguay" yani "Paraguay'dan Haberler". Sanırım çevirmen ilgi çekmek adına "Hüzünlü Bir Aşk Şarkısıydı Paraguay"ı daha uygun bulmuş..) Kitabın sayfalarını tüketmeye başladığımda hatasız Türkçe kullanımı yüzümü aydınlattı. Her ne kadar Ella Lynch'in günlüğünü vurgulamak adına birkaç sayfanın basım puntosunda yanlışlık yapılmış olsa da (günlük kısımlarına bazen küçük, bazen büyük puntolarla vurgu yapılmış) görmezlikten gelmeye razı oldum. Doyumsuz bir anlatım sözkonusuydu.. İspanyolca, Fransızca ve Guarani dilleri kullanıldığı halde dipnot olarak çevirisi verilmemişti (bu diller hariç, kitapta hiç dipnot yok ama dipnot olabilecek bazı açıklamaların gerektiğini farkediyorsunuz). Dinlenmek adına aldığım bu kitap bana hiç bilmediğim ve araştırma gereği de duymadığım bir ülkenin tarihini sunuyordu. Üstelik ana karakterler olan Ella ve Franco (Francisco Lopez) haricinde, yan karakterler de tüm ayrıntılarıyla anlatılıyordu. Aradaki tek fark Ella ve Franco'dan biraz daha fazla bahsediliyor olmasıydı. Şaşmaz bir denge kurulmuştu kişiler arasında. Karakterler ve olaylarla ilgili hiçbir ayrıntı belirsiz kalmıyor, kafanızda soru işareti belirmiyordu..
Yazarın en başta düştüğü "Tarihsel gerçeklere gerekli ve önemli bulduğum yerlerde sadık kaldım. Okuyucu neyin gerçek neyin kurgu olduğunu merak edecektir. Benim kuralım şudur: pek olası görünmeyen şeyler büyük olasılıkla olmuştur" notu her ne kadar kafa karıştırıcı olsa da, sayfalar ilerledikçe bunu unuttuğumu fark edip kendimi Paris'in salonlarından ve ziyafetlerinden Paraguay'ın bakir iklimine ve sıcaklığına kaptırır buldum. Sıradan fakat hırslı (aynı zamanda son derece zengin) bir genç adamın beraber yaşadığı güzel kadınla, ailesini ve ülkesini dehşete sürükleyişini (canavarlıkları, işkenceyle yabancılardan zorla ifade almaya çalışması, kadınları ve çocukları aç bırakıp kardeşlerini süngületmesi, kız kardeşlerini kamçılatması) ve fakat bundan hiç rahatsızlık duymayışını izledim. İktidar hırsı sıradan bir adamı diktatöre çevirmişti. Paraguay açlık, hastalık, sefalet ve tecavüzlerle (başkentte bir milyonluk nüfustan ikiyüz bin kişi kalıyor, sadece kadınlar ve çocuklar) baştan başa kuşatılıyordu. Birçok savaş sahnesi okumuş ya da seyretmiş olmak bile, anlatılan savaş gerçeklerinde, işkencelerde ve tecavüzlerde irkilmenizi engelleyemiyor..
Bu kitapta aşk yoktu. Aşka dair hiçbir şey yoktu. Eğer cinsel birleşmeyi, tutkuları "aşk" olarak isimlendirenlerdenseniz, o zaman bu kitapta bolca aşk var. Üstelik fazlasıyla yalın ve gerçekçi bir uslüpta. Daha farklısı da olamazdı diye düşünüyor insan çünkü karakterlerin amaç ve mizacına uygun olan tam da bu türlü bir aşk (savaşın ortasında, General Mac Mahon çok sevdiği atının ölümünden bahsederken "Ömrüm boyunca tanık olduğum en korkunç şeydi" sözlerini sarfediyor..) Paraguay kan ağlıyor, Paris cıvıl cıvıl, Buenos Aires sokaklarında hayvan leşleri..
17.12.2011

Beklediğimden çok daha iyi olan bu kitabı aldığım için son derece memnunum. Sade ve anlaşılır bir Türkçe, tatmin eden cümleler. Konu ile ilgilenen herkese tavsiye ederim.