Toplam yorum: 3.284.610
Bu ayki yorum: 6.116
E-Dergi
@okurgezer Tarafından Yapılan Yorumlar
Saddavi’nin “Kadın Hapishanesindeki Anılarım” Kitabını okumadan hemen önce “Sıfır Noktasındaki Kadın” kitabını okumuştum. Bunu size de tavsiye ederim çünkü Sıfır Noktasındaki Kadın kitabında -ki bu kitap gerçek bir hikayedir- psikolog kimliğiyle girdiği hapishaneye, Kadın Hapishanesindeki Anılarım kitabında mahkum olarak girişini anlatıyor. İkisi arasında bir bağlantı var mı diye sorarsanız bence yok. Ancak Saddavi’nin ruhsal yolculuğuna çıkmak isterseniz bunun hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Ayrıca kitabı çok beğendiğimi ve pek çok satırı kadınlarımız için üzülerek okuduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. Bu kitapta beni en çok etkileyen kısım ise Saddavi’ye “Bizim için üzerinden kalem kağıt çıkması, silah çıkmasından daha tehlikeli.” cümlesinin söylendiği kısımdı. Yaşanmışlıkları aktaran bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Bu dünyadan bir iz bırakarak giden Neval El Saddavi’ye sevgilerimle…
250. sayfalara geldiğim anda romanın -kendi çapımda-tıkandığını hissettiğim anlarda, diğer okuyucuların ne hissettiğini görebilmek amacıyla yorumlara geldim. Benim gibi düşünen pek çok kişi olsa gerek ki kitabı yarım bırakanların sayısı da çoğunlukta. Kitap okumayı çok seven biri olarak dilinin bana çok ağır geldiğini söylemeliyim. Okurken “Şu an ne okuyorum?” olduğum kısımlar da oldu. Kitabı yarım bırakmak istemediğim için devam edeceğim. Muhtemelen ilerleyen günlerde buraya tekrar gelirim.
Kitapta beni etkileyen -bazen iki kere okuduğum- pek çok sayfa vardı. Örneğin “İnsanlar karanlıktan korkarlar çünkü orada ne olduğunu bilmezler. Işığı açar açmaz görmeye başlar ve kendilerini güvende hissederler. Hepimiz ölümden korkarız çünkü bilinmeyenden korkarız. Karanlık korkumuzu hafifletmek için cennet, cehennem ve reenkarnasyon gibi ölümden sonrasına dair açıklamalar icat ederiz. Tıpku kendimizi güvende hissetmek için ışıkları açtığımız gibi.”
Hızlıca okuyup bitirilebilecek bir kitap. Bitince size üzerinde çok yoğun düşündürmez belki ama size okuduğunuz zaman boyunca kafanızı boşaltır. Baş karakterimiz sıradan giden -bazen inişli çıkışlı- hayatında, bir anda 18 milyonun sahibi olmasıyla gerçek hikayenin içine girmesi ve okudukça “Allahım bu hikaye nasıl bitecek?” diye sorduğunuz bir roman olmuş. Hatta insan okurken “Acaba ben ne yapardım?” diye sormadan da kendini alıkoyamıyor.
Aynı evde yaşayan iki yabancı… Kendini henüz tanıyamamış, hayatını daha yaşamaya başlamadan her şeyi planlayıp ona göre yaşayan bir kadın ve alışkanlıkların lüks olduğunu zanneden bir adam. Belki birbirlerine aşık evleniyorlar ama zamanla o sevginin azalışını, Elena’nın hikayemizin başlarında çırpınışlarını ama Paolo’nun bunu göremeyişi, görmek istemeyişi, gördüğünde ne yapacağını bilemeyişi, ne yapacağını anladığında da her şey için ne kadar geç kaldığını okuyoruz. “Bir kadın ilişkisini ilişkinin içindeyken bitirir.” cümlesi eğer bir romanı olsaydı, o bu roman olurdu.