Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

st3792 Tarafından Yapılan Yorumlar

11.02.2014

Kitabın konusu güncel olarak tartışılan bir konu değil. Önümüzdeki yıllarda Kuran'ın ırkçılığa bakışı ve kendisinin ne kadar ırkçı olduğu konuları hakkındaki tartışmaların yoğunlaşacağını öngörüyorum. Yazar beklenen tartışmaya biraz erken bir giriş yapmak istemiş olabilir. Şimdi içeriğine gelelim.
Kuran'ı inceleyenler onda günümüz ortalama beyinlerine ve ortalama ahlak ölçütlerine göre "ırkçı" olarak nitelenebilecek ayetler ve yargılar olduğunu görürler. Bu ayetlerin çoğunluğu Yahudiler içindir. Dolayısıyla Kuran'ın avam ifadeyle "ırkçılık karşıtı" olduğunu öne sürenlerin öncelikle bu ayetlerdeki yargıları açıklaması beklenir. Bunu Kuran'ı suçlamak için söylemiyorum. Tersine, bu ayetlerin anlaşılmadan ırkçılık kavramının nerede bitip nerede başladığına karar vermek, bunu yaparken de Kuran'ın izinden çıkmamak olanaksız. Yazar bunu yapmıyor. Hatta bu ayetlerden hiç söz etmiyor. Hatta Yahudilikle o kadar ilgisiz bir kitap ki, konu dizininde Yunan sözcüğünü bile bulurken Yahudi sözcüğünü bulamıyorsunuz. Bunun yerine Ebu Bilmem Kim'in aşiretçiliği üzerinde duruluyor. Bunu yaparken ölçü kaçırılıyor, rasyonel yurtseverliğe de "milliyetçilik" suçlaması getirilip batıl ilan ediliyor. Bugünlerde yurtseverliğe dört koldan saldırılıyor. Solcusu bir yandan, liberali bir yandan, ırkçı-ayrılıkçısı bir yandan, şeriatçısı bir yandan, Ilımlı İslamcı'sı bir yandan... "Zamanlama manidar" mı desem... Zamanın ruhu mu desem...
Zamanın ruhu bütün kavramların içinin boşaltılması, bütün sözcüklerin yerinden kaydırılması olmuş. Kuran'ın da kınadığı bu davranışı ırkçılık tartışmalarında görmek olanaklı. Irkçılık kavramı şirazesinden kaymış, meşru yurtseverlikle karıştırılmış. Irkçılara öngörülen cezalar en berbat faşistin hayal gücünü aşar olmuş. Sözde ırkçılık karşıtı hareketlerin başını gerçek ırkçılar çeker olmuş. İşte böyle bulanık sularda bu kitap politik bir ajandanın kendi çapında hazırlayıcılığını üstleniyor. Kitabın sonunda Saidi Nursi'nin konu hakkındaki kutsal öğütlerini buluyorsunuz. Beyinler ve vicdanlar "dinler arası diyalog ve hoşgörü", "farklılıklara tahammül", "çok kültürlülük" gibi politik truva atlarıyla BOP'a, işgalciliğe, azınlık tahakkümüne ve İslam dünyasının son umudu olan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasına razı ediliyor. Bu kirli oyunlara Kuran'ın alet edilmesinin dehşetini ifade etmekte güçlük çekiyorum.
29.01.2014

Önce şunu bir kenara koyalım: Allah'ın ne olduğunu Kuran anlatır. Allah'ı anlatma iddiasında olan yazarın Kuran'ın ötesinde ve berisinde kaynağı olamaz.
Yazar Kuran'ın mesajını bildirip Gelenek İslamı'nın (atalar dininin) ataletinden kurtaracağı yerde Geleneksel Hristiyanlığa (bir başka atalar dini) çeviren, okuyucuyu koyunlaşmaya yöneltiyor. Aslında bildiğimiz kurumsal, kilise Hristiyanlığını vaaz ediyor. Günümüz yaşamının karmaşıklığı ve kirliliğinin bilincine varıp iyiyi kötüden ayırabilen, kendine güvenen, doğru bildiğinin ardından koşan aydın bireyler (Tektanrıcılar) yerine bu karmaşıklıktan korkup kaçıp kabuğuna çekilen, teselliyi göz(ünü) yummakta arayan ezik, boynu eğik, edilgen bireyler istiyor. Dua kavramına verilen geleneksel (ve yanlış) anlam olan "elini açmak ve gerisini koyvermek" anlayışını yıkacağı yerde daha da güçlendiriyor, yarayı nasırlaştırıyor. Oysa Kuran'a göre dua çalışmak demektir. Müslüman etkin olmalıdır, edilgen değil. Tasavvuf değimiz şey Yahudilik, Budizm gibi boş inanışların etkisi altında kalıp çarpılmış, tanınmaz hale gelmiş bir İslam anlayışıdır. Kuran'ı önyargıların ve koşullandırmaların etkisinden kurtularak okuduğunuz zaman bu tür kitapların ve öğretilerin Kuran'a ters olduğunu görürsünüz. Yaşamınıza anlam vermekte veya parçalardan bütüne gitmekte güçlük çekiyorsanız sizin başucu kitabınız Kuran'dır. Pop tasavvuf kitapları değil.
27.08.2013

Bu kitabın yazarının bilmediği veya daha yüksek olasılıkla bilmezden geldiği, okurlarının da bilmesi gereken şudur ki; Türk toplumu batının sınıfsal kuramlarıyla, ayırıcı ölçütleriyle incelenemez. Üç kesimi birbirinden ayıran nesnel ölçüt bulamazsınız. Bu kitap bunu sunma iddiasında bile değil, ki bu sorun değil. Ancak sorun şu ki bu üç kesimin birbirinden nesnel ölçütlerle ayrılamadığını bilmeden okursanız ulaştığı sonuçlar size mantıklı gelecek. Mantık, varsayımınız yanlışsa çıkarımınızın da yanlış olacağını söyler. Bilim de hipotez yanlışsa kuramın yanlış olacağını... Okuyun, ama kitabın başlangıç varsayımlarının yanlış olduğunu bilerek okuyun.
21.08.2013

Bu küçük kitap Osmanlı, Rusya ve Osmanlı'da görev yapan elçiliklerin belgeleriyle Ermenilerin savaş öncesi ve savaş sırasında Türklere yaptığı saldırıları ve İttihatçıların yaptığı sürgünü anlatıyor. Dikkat çeken noktalar şunlar:
1) Kimi kitapta 19.yy Ermeni nüfusu hakkında bilgiler olmasına karşın bu kitapta 16.yy'dan sonra etnik kökene göre nüfus kaydı olmadığı gerekçesiyle 16.yy nüfusu verilmiş. (Yüz yılda ikiye katlanma hesabına göre 19.yy'da Ermeni nüfusunun beş yüz bin olması gerekiyor. Ki kitabın sürüldüğünü belgelediği Ermeni sayısı 400 küsur bin.)
2) Pek çok kaynak sürgünden sonra dönenlere değinmez. Bu kitap değiniyor, bu önemli, ancak bu durumun belgelenmesini biraz zayıf buldum.
3) Güncel politik bakış açısından asıl sorulması gereken soru olan "sürgün veya soykırım olduysa ne yapacağız?" sorusunu sormuyor. Kitap Türkiye aleyhine yapılan haksız propagandalara karşı resmi görüşü savunuyor. Madem güncel politika açısından ele alıyor, o halde yazar bu soruya da yanıt vermeyi denemeliydi. Çünkü tartışmalar dönüp dolaşıp Türk ulusunu cezalandırmaya geliyor. Mesela Taner Akçam'ın bütün yayınları Türk ulusunun cezalandırılması tezinin yolunu yapar, zeminini hazırlar. "Ermenileri kestiler" deyip bırakmaz. O halde "kesmedik" diyecek olanın kestiysek bunun bedelini nasıl öderiz/ödemeyizin hesabını yapması ve okuyucuda bu bilinci oluşturması gerekir.
Yine de içindeki belgelerle bu kitap arşivimde sabit yerini almıştır.
31.07.2013

Özakıncı biraz da kitaplarını yazarken kavramları yerli yerine oturtmaya özen gösterdiği için olacak ki, yanlı olduğu zaman bunu sezebiliyorsunuz. Aşağıdaki kötü yorumlar yazarın yanlı olabileceği bir kaç cümleyi kitabın bütününe mal etmiş. Ancak kitapta anlatılan öyküden kendinize bir pay çıkardı iseniz bu yergilerin bile kitabı doğruladığını fark edebilirsiniz. Bu kitabı yanlı buldu iseniz alıntı yapılan kitaplardan birine başvurabilir, bilgilerin doğruluğunu sınayabilirsiniz. Sonuçta İslam'da ilericiliğin 12.yy'da öldüğü ve hala dirilmediği kimsenin yadsımadığı bir gerçek. Bu gerçeği kaldıramayanlar bunu dile getiren kitaplara suç bulmasın. Kitabın kuşku götürür tek bir çıkarımı var, o da İslam devletlerinin nakilciliği öne çıkarmasının nedeni olarak haçlıların önüne ordu çıkarmakta zorlandığı savı. Endülüs uygarlığı hakkında az çok bilgisi olup da zamanı olmayanlar sadece Gazzali'den sonrasını da okuyabilirler.