Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

MichELL_10 Tarafından Yapılan Yorumlar

06.03.2012

Kar´daki sığlıktan sonra Orhan Pamuk´un herhangi bir düşüncemi etkileyebileceğini sanmıyorum.
Ama bu kitapta zengin bir işadamını ve aşkını anlatacakmış. Yakın olduğu meseleler, çevreler olunca belki daha iyi anlatır.
"Bir İstanbul Masalı" gibi diziler çok tuttu okumuş kadınlar arasında. Ahmet Altan da uzun zamandır kitap yazmıyor. Kitabın önemli bir ihtiyacı karşılayacağı söylenebilir.
Hatta kitaptan film çekilirse onunla da hem Nobelli hem Oskarlı "yazarımız" olur.
Olur mu, olur. Amerika´da eli armut toplamıyordur yazarımızın.
Bu da ön eleştiri olsun.
06.03.2012

1982 Nobel Edebiyat Ödülü´ne layık görülen roman Gabriel Gárcia Márquez´in harikalarından biri. Bir tercih yapmam gerekirse ilk sıraya Yüzyıllık Yalnızlık´ı alırım belki ama yazar kendi kitapları hakkında benimle aynı fikirde değil ve Kırmızı Pazartesi´den yana.


Kırmızı Pazartesi Kolombiya´da bir ilçede işlenen bir cinayeti anlatıyor ki, Kolombiyalı yazarımız da romanda geçen cinayetin gerçek hayattaki tanıklarından biri olduğunu söylüyor Can Yayınları´ndan çıkan baskıdaki önsöz görünümlü röportajda.


Olacakların inanılmaz derecede meydanda olduğu ama hiçkimse tarafından bunları engellemek için bir harekette bulunulmadığı, garip ötesi cinayet, oluş biçimi nedeniyle okuru da tam bir üzüntü ya da dehşet içine düşmekten alıkoyuyor.


Bir yandan her an birinin harekete geçmesini ve başarısızlığa uğrayacağını en başından bildiğiniz halde, gereken uyarıyı yapmasını beklerken, bir taraftan da hüzne kaptırıyorsunuz kendinizi usul usul.


Sonunda ise tam bir boşluk duygusuyla, sanki arkadaşlarınızla oynadığınız çocuk oyunu bitmeden anneniz tarafından eve çağırılmış hissine kapılıyorsunuz.
06.03.2012

Jules Verne´nin İki Yıl Okul Tatili´nin tamamen zıddı bir kitap Sineklerin Tanrısı.
Bir avuç çocuğun, ilkel doğa şartlarında, başlarında yetişkin bulunmadan ne hale gelebileceklerinin ciddi anlamda tüyler ürperten hikayesi. Bu derece etkileyici ve vurucu olmasının sebebi gerçek olabilmesi. Kötülükle lekelenmemiş, tatlı masum yavrucaklar olarak düşüneceğimiz çocukların vahşet ve yok etme hırsıyla canavarlara dönüşmelerini yazar oldukça sade ama içe işleyen bir tazda anlatmış.
Kitabı ilk okuduğumda-ki çocuktum- sonu içimi epey rahatlatmıştı.
Yıllar sonra Stephen King´in bir kitabında bu romanın sonu hakkında yapılmış tek cümlelik bir yorum beni gerçekten derinden sarstı.
Gerçekten iç rahatlatacak bir son muydu? Kan dökme tutkusu kişiyi bir kez ele geçirdiğinde iyileşme şansı olur mu? Kaybedilen masumiyet tekrar yakalanabilir mi? Roman gerçekten bu sorular üzerinde uzun süre kafa yormanızı sağlayacak.
İnsan aç olmadığı halde öldürebilen tek canlı ve çocuklar çok acımasız olabiliyor.
06.03.2012

Bu kitaba ilişkin son derece olumsuz önyargılarım vardı. Bu denli popüler, fazlasıyla ağır ve 'entel' bir görünüm veren bir başlığa sahip ve bir türlü bitirmeyi başaramadığım Kırmızı Pazartesi'nin yazarından çıkmış bir kitap. Yine de alıp okumaya karar verdim ve önyargımlarım ilk iki sayfayı okumamla tersine dönüverdi, kitabı elimden bırakamadım. Ve ne olur bitmesin, sonsuza kadar okuyayım tutkusuyla bir çırpıda bitiriverdim kitabı. Son derece hoyrat bir dille, inanılmaz bir düş gücü ve keskin bir mizah duyusuyla yazılmış bu kitap beni öylesine etkiledi ki, daha önce edebiyat diye okumuş olduğum birçok yapıtın zorlama bir çabanın ürünü olduğunun farkına vardım. Edebiyat anlayışımı derinden sarstığı için Marquez'e kızsam mı yoksa hayran mı olsam bilemedim. Popülerliğinin nedenini anlamak güç değil, öyle bir dili ve anlatımı var ki, edebiyat anlayışı ve kültür düzeyi ne olursa olsun herkesi sürükleyebilecek, herkesi etkileyebilecek bir kitap. İşte bundan herkes okumalı ve böyle bir eserin de yazılmış olduğunu görmeli.
06.03.2012

okuması kolay olduğu kadar zor olan
kısa cümleler kuran ve ilk bakışta sade bir anlatıma sahip olduğu düşünülen bir karmaşalar kitabıdır yabancı
etrafına birgün dahi sorgulayan gözlerle bakamamış olan birisi için çok sade bir dille yazılmış olsa bile hiçbir zaman o kişi tarafından anlaşılamayacak kadar da ağır bir dile sahiptir aslında bu roman.
absürdizm diye adlandırılan ve varoluşçuluk felsefesinin içine dahil edilen yabancı. belki de bu saydığım kavramların en başarılı ,en güzel ve en kısa yollu temsilidir.
kişiyi vareden toplumun ona verdiği bakış açısı değil kendine kazandırmış olduğu bakış açısıdır der kısaca ve her cümlede başımıza inen bir balyoz darbesi hisederiz.ve mersault´un rahatlığına hem imrenir hem de kıskanırız.duygusal olmak veya duygudan yoksun olmak,iyi olmak veya kötü olmak hepsi bir seçim değil midir?kim kişiye iyilik,sorumluluk,duygusallık gibi kavramları dayatabilir ki,tıpkı kötülüğün,barbarlığın,faşizmin,sahtekarlığın dayatılmasının nahoş karşılandığı gibi.seçim,seçimdir.yaşamda yaşamdır.yaşanan gerçek olandır.gerisi ise sadece boştur.okuyunuz efendim.