Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Hale Karlıtepe Tarafından Yapılan Yorumlar

21.06.2006

Elif Şafak, özlediğim kadın yazar profilini çizdi bana okuduğum bu ilk kitabında.. Beklenmeyen bir finalle de beni şok etti..

Zeliha, İstanbul'lu Kazancı ailesinin asi kızı.. Babasını sadece kendisinin bildiği bir çocuğu aldırmak üzere iken, son anda vazgeçip doğurur.. Üstelik ailesi başta olmak üzere görebileceği tepkileri bile kabullene yapar bunu..Çakmakçıyanlar ise anneleri çocukken, Ermeni olduğu için ailesinden koparılıp İstanbul'da bir yetimhaneye verilmiş ve zengin bir adamın bir yetimhane ziyareti sırasında ona aşık olması ve evlenmesi ile ismi Şuşan iken Şermin olmuş bir kadın.. Şuşan bir gün abisi onu bulup kapısına geldiğinde, kısa bir tereddüt yaşamış ama çocuğu dahil herşeyini bırakarak abisi ile Amerika'ya "kendisi, aslı gibi olmaya" dönmüş bir kadın..

Kazancı ailesinin erkeklerinin kötü bir kaderi var, çok genç yaşlarda bir sebeple ölmeleri..Tek erkek çocuk olan Mustafa'yı da bu sebepten, bu kaderden kurtulsun diye Amerika'ya okumaya yollarlar. Mustafa orada tanıştığı, ilk eşi Ermeni olan Rose ile evlenir. Rose'un ilk evliliğinden olan kızı Armanuş'u da kabullenir.. Ama nedense Mustafa Türkiye'deki ailesini ne arar ne de sorar yıllar boyunca.. Bu Rose'a da çok tuhaf gelir ama hiç sormaz.. Ta ki Armanuş babaannesinin geçmişteki izlerini aramak için kimseye haber vermeden İstanbul'a, Mustafa'nın ailesinin yanına gitmeye karar verene kadar..

Tuhaf giriftlikler, umulmadık rastlantılar ve muhteşem bir final..

Tarafsız ve akıcı bir anlatım. Güzel bir kurgu..

Okunması gerekli bir kitap ve yazar..
14.02.2006

Bir erkeğin kaleminden, kahramanı bir kadın olan bir romanı ilk kez okuyorum.. Sadece kahramanı bir kadın olmakla kalmıyor, yazar o kadının iç dünyasını da çok güzel yansıtıyor . Kürşat Başar'ın "kadın" gibi anlaşılması güç bir kavramı, bu denli ustalıkla analiz edebilmiş olması gerçekten ilginç ve kayda değer..

Küçücük bir kızken, abisinin arkadaşı ve yaşça kendisinden oldukça büyük olan bir erkekle yıllar sonra yolları kesişen bir kadın..Hem de her ikisi de evliyken..Aşk olmadan yapılan bir evlilik ve sonrasında monoton ve sıkıcı bir yaşam süren genç kadın, yıllar sonra aynı adamla karşılaştıklarında , önce saatlerce sohbet edebilen arkadaş, sonra sevgili olurlar.. Kadını, Menderes hükümeti döneminde politikaya atılıp önemli bir bakan olan birinin metresi durumunda yaşamaya bile razı eden bir aşk.. Bana geçtiğimiz yıllarda sahneye konan , Tarık Günersel'in yazdığı ve başrollerde Can Gürzap ile Ayda Aksel'in oynadığı "Yarım Bardak Su" adlı oyunu anımsattı..

Okunabilir bir kitap diyorum..
14.12.2005

Marquez'i çok severek okuyan bir okur olarak bu kitap tam bir hayalkırıklığı yarattı bende.. Adı veya lkonusu ile hiç alakası yok..Ancak sanki çalakalem, belli bir zamana yetiştirilmek üzere karalanmışçasına yazılmış izlenimi uyandı bende ve üzüldüm..Benzer bir konuyu Vedat Türkali de Kayıp Romanlar'da işlemiş.. Ama karşılaştırılamaz bile.. Marquez'e yakıştıramadım bu kitabı..Beklentilerimin çok altında kaldığını söylemeliyim..YüzyıllıkYalnızlık,Kırmızı Pazartesi'den sonra ... :((((
20.10.2005

Uzun yıllar yurtdışında sürgünde yaşayan, eski devrimci Doktor Nahit, sonunda ülkesine dönmüştür. 80 li yaşlardadır. Yurtdışında iken örgüt arkadaşları ile yaptıkları çeşitli etkinliklerden toplanan epeyce yüklü miktar para da onun banka hesabındadır. Niyeti bir an evvel bu parayı hayal ettikleri amaca hizmet anlamında kullanacak birilerine devretmektir. Bir yandan da uzun yıllar ayrı kaldığı ülkesinin , geçen onca yıla rağmen pek ilerleme kaydedemediğini görmek te onu üzer.. Roman yazma fikri kafasına yer etmiştir ancak nereden başlayacağını bilememektedir. Bir gün, epeydir arayıp ulaşamadığı Vedat Türkali ile karşılaşır . (Zaman zaman onunla olan konuşmaları da hikayenin içine serpiştirilmiş, ayrı bir renk katmış.)

Kısa bir süre sonra Esme ile tanışır. Esme 28 yaşında, ayakları yere sağlam basan, gerektiğinde asi, sürekli sorgulayan, alışıldık kadın motifinin epey dışında biridir. Dr. Nahit, aralarındaki onca yaş farkına rağmen Esme'ye aşık olduğunu farkeder . Daha da ilginci, Esme de ona aynı duyguları besler..

Dönemin siyasal portresini yine bir aşk hikayesi ile ama bu kez zor bir aşk hikayesi ile çok güzel süslemiş Türkali.. Ancak Birgün Tekbaşına'daki tadı almadığımı itiraf etmeliyim.
12.07.2005

Simyacı'yı okuyalı epey zaman oldu..Ta ki Hermann Hesse'nin Siddhartha'sını okurken, kafamda paralelleşen mesajlarını eşleştirince, bunu buraya yazıp diğer okurlarla paylaşmayı zorunlu buldum.. Yazgı denen ve bütün dinlerce de inanılan kavram, insanın yaşamında çok önemli rol oynuyor..Ama sadece kabullenip yazgıya boyun eğmeden, tüm olanakları zorlayarak, varmak istediğimiz hedefe doğru yılmadan ilerlemek bir birey olarak asıl yapmamız gerekendir. Kimi zaman aradığımız, ulaşmak istediğimiz burnumuzun dibindedir ama görmeyiz, farketmeyiz bile..Yazgımız bizi uçsuz bucaksız çöllerde dolaştırır, zorlu sınavlardan geçirir çoğunlukla..Aslolan bütün bunları aşıp,hedefe ulaşmaktır, yılmadan, pes etmeden..