Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Hazal Bihter Boylu

Sanata ve insan davranışlarına tutkulu bir yolculuğun içindeyim. Sanatın büyüsüne ve insanların karmaşık davranışlarına duyduğum ilgi, beni sanat tarihi ve davranış bilimlerine yönlendirdi. Şu an Sanat Tarihi yüksek lisans ve Davranış Bilimleri yüksek lisans ile doktora programlarımı tamamladım ve bu süreçte hem sanat hem de insan psikolojisi konularında kendimi derinlemesine geliştirme fırsatı buldum. Kitaplar, eleştiri yazıları ve bir dizi sanat tarihi raporuyla dolu bir geçmişe sahibim. Kitapların sayfaları arasında kaybolmayı ve sanat eserlerini inceleme tutkum, beni sanatın derinliklerine çekiyor. Ayrıca, davranış bilimleri alanındaki araştırmalarım, insanların düşünce süreçlerini ve eylemlerini anlama isteğimle uyum içinde. Bu yolculuğum, beni sanatın görsel ve duygusal bir deneyim olduğunu anlamaya ve insanların neden belirli davranışları sergilediğini araştırmaya yöneltti.

Hazal Bihter Boylu Tarafından Yapılan Yorumlar

"Tanrıların ve Firavunların Dili" adlı kitap, Nurihan Fattah tarafından kaleme alınmış ve Antik Mısır hiyerogliflerinin gizemli dünyasını derinlemesine keşfeden bir eserdir. Yazar, hiyerogliflerin sadece bir yazı sistemi olarak algılanmaması gerektiğini ileri sürerek, bu eski yazıların aynı zamanda firavunların ve tanrıların dilini temsil ettiğini savunmaktadır.

Fattah'ın kitabında, Antik Mısır hiyerogliflerinin ötesinde bir anlam taşıdığına dair iddialarını destekleyen bir dizi argüman bulunmaktadır. Yazar, hiyerogliflerin sadece bilgi aktarmak için kullanılan semboller olmadığını, aynı zamanda bir iletişim aracı olarak firavunlar ve tanrılar arasında kullanıldığını öne sürmektedir. Bu bağlamda, hiyerogliflerin sadece yazılı bir dil olmanın ötesinde, aynı zamanda görsel bir ifade biçimi olduğunu vurgulamaktadır. Kitap, okuyuculara Antik Mısır'ın kültürünü, inanç sistemini ve günlük yaşamını anlamak için hiyerogliflerin nasıl kullanıldığını göstererek, bu yazı sistemini çözmenin ötesinde bir anlam dünyası barındırdığını açıklamaya çalışır. Fattah, hiyerogliflerin sadece tarih öncesi bir yazı sistemini değil, aynı zamanda medeniyetin taşıyıcısı olarak Antik Mısır'ın mistik ve dini yönlerini ifade etmede önemli bir rol oynadığını iddia eder.

Ayrıca, kitapta Antik Mısır hiyerogliflerinin nasıl evrildiği, farklı dönemlerde nasıl kullanıldığı ve zamanla nasıl değiştiği gibi konulara da odaklanılmıştır. Yazar, okuyucuları bu eski yazı sistemini anlama ve çözme konusunda kılavuzlarken, hiyerogliflerin sadece dilbilgisel bir yapı olmanın ötesinde, bir kültürün ifadesi ve bir medeniyetin anlatım aracı olduğunu vurgular.

Bu bağlamda, "Tanrıların ve Firavunların Dili" adlı bu kitap, Antik Mısır hiyerogliflerinin sadece bir yazı sisteminden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir dil, kültür ve inanç sistemi taşıdığını savunarak, okuyuculara bu gizemli dünyanın kapılarını aralamaya çalışmaktadır.

Kitabın bölümlerine bakacak olursak; beş bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz.

1. Bölüm: Dil Teorisi

Bu bölümde Nurihan Fattah, dilin evrimi ve farklı diller arasındaki ilişkiler hakkında genel bir çerçeve çiziyor. Dilbilimdeki güncel teorilere ve araştırmalara değinerek, hiyerogliflerin sadece bir yazı sistemi olmadığını, aynı zamanda bir dil ve kültürün taşıyıcısı olduğunu gösteriyor.

Fattah, dilin sadece kelimelerden ve gramer kurallarından oluşmadığını, aynı zamanda düşünme, algılama ve anlam oluşturma biçimimizi de etkilediğini savunuyor. Hiyeroglifleri bu bağlamda inceleyerek, Antik Mısırlıların dünyayı nasıl algıladıkları ve anlamlandırdıkları hakkında ipuçları veriyor.

2. Bölüm: Phaistos Diskinin Çözümü

Phaistos Diski, Girit adasında bulunan ve üzerinde bilinmeyen bir yazıyla yazılmış bir kil disktir. Fattah, bu bölümde diskin üzerindeki yazıyı çözmeye yönelik kendi teorisini sunuyor. Hiyeroglifler ve diğer eski yazı sistemleriyle karşılaştırmalar yaparak, diskin üzerindeki sembollerin anlamlarını ve dilbilgisi kurallarını çözmeye çalışıyor.

Fattah'ın Phaistos Diski çözümü, dilbilim ve tarih alanlarında tartışmalara yol açmış olsa da bu gizemli esere dair yeni bakış açıları sunması bakımından önemlidir.

3. Bölüm: Grit ve Atlantid

Fattah, bu bölümde Grit ve Atlantid efsanelerini hiyeroglifler ve diğer eski metinlerle ilişkilendiriyor. Bu efsanelerin gerçek tarihi olaylara dayanıyor olabileceğini savunarak, hiyerogliflerin çözümünün bu olayların aydınlatılmasına yardımcı olabileceğini öne sürüyor.

Fattah'ın iddiaları, arkeoloji ve tarih alanlarında tartışmalı olsa da, bu efsanelerin kökenleri ve anlamları hakkında yeni bakış açıları sunması bakımından önemlidir.

4. Bölüm: Avrupa’nın Üstatları- Romalılar

Fattah, bu bölümde Roma İmparatorluğu'nun hiyeroglifleri nasıl kullandığını ve bu yazı sisteminin Romalıların dil ve kültürüne nasıl etki ettiğini inceliyor. Romalıların hiyeroglifleri sadece bir yazı sistemi olarak değil, aynı zamanda bir sanat biçimi olarak da benimsediklerini gösteriyor.

Fattah'ın araştırmaları, hiyerogliflerin sadece Antik Mısır'a ait bir yazı sistemi olmadığını, aynı zamanda Avrupa'nın kültürel ve entelektüel gelişiminde de rol oynadığını gösteriyor.

5. Bölüm: Eski ve Esrarengiz Mısır

Fattah, bu bölümde Antik Mısır'ın dil, kültür ve inanç sistemini hiyeroglifler ışığında inceliyor. Hiyerogliflerin sadece günlük yaşamda değil, aynı zamanda dini törenlerde ve ritüellerde de önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Fattah'ın araştırmaları, hiyerogliflerin sadece bir yazı sistemi olmadığını, aynı zamanda Antik Mısırlıların dünya görüşünü ve inançlarını anlamak için de önemli bir anahtar olduğunu gösteriyor.

Genel Değerlendirme:

Nurihan Fattah'ın Tanrıların ve Firavunların Dili kitabı, hiyerogliflerin sadece bir yazı sistemi olmadığını, aynı zamanda bir dil, kültür ve inanç sistemi taşıdığını savunarak, okuyuculara bu gizemli dünyanın kapılarını aralamaya çalışmaktadır. Kitap, dilbilim, tarih, arkeoloji ve din gibi farklı disiplinlerden yararlanarak, hiyerogliflerin çözümü ve anlamlandırılması konusunda önemli bilgiler sunmaktadır.

Fattah'ın araştırmaları ve yorumları, bazı alanlarda tartışmalı olsa da hiyeroglifler ve Antik Mısır hakkında yeni bakış açıları sunması bakımından önemlidir. Kitap, hiyeroglifler ve Antik Mısır'a ilgi duyan herkes için keyifli ve bilgilendirici bir kaynak olacaktır.

Kitabın Önemi:

Tanrıların ve Firavunların Dili, hiyeroglifler hakkında Türkçe yazılmış en kapsamlı kitaplardan biridir. Yazar, hiyerogliflerin sadece bir yazı sistemi olmadığını, aynı zamanda Antik Mısır kültürünün ve inancının önemli bir parçası olduğunu gösteriyor.

Kitaptan Çıkarılan Dersler:

Hiyeroglifler sadece bir yazı sistemi değil, aynı zamanda firavunların ve tanrıların dilidir.

Hiyeroglifler sadece sesleri değil, aynı zamanda kavramları ve fikirleri de temsil eder.

Hiyeroglifler günlük yaşamda ve dini törenlerde önemli bir rol oynamıştır.

Kitabı Tavsiye Etme Sebebim:

"Nurihan Fattah'ın 'Tanrıların ve Firavunların Dili' isimli eseri, Ural-Altay eteklerinin Türkler'in ata yurdu olduğu konusunu sorgulayan bir bakış açısı sunar. Yazar, bu konunun önceden de şüpheli olduğunu ancak daha da şüpheli hale geldiğini belirtir. Kitap, Ural-Altayların Türkler'in ata yurdu olduğunu kabul etmekle birlikte, bu durumun belirli bir tarihten itibaren geçerli olduğunu savunur.

Yazar, Tanrı'nın yeryüzünü yarattığından beri Türklerin bu bölgeye yerleştirilip yerleştirilmediğini sorgular ve Batılıların kendilerini üstün kabul eden atalarının neden farklı coğrafyalarda dolaştığını ve Türklerin neden Ural-Altay bölgesine sıkıştırıldığını eleştirir. Batılıların atalarının dünyanın dört bir yanında bulunabileceğini savunurken, Türklerin atalarının sadece belirli bir bölgeyle sınırlı tutulmasını sorgular.

Kitap, Asya'da bulunan Issık Göl ile Strabon'un Anadolu'da bahsettiği İssikos Gölü arasındaki benzerliği ve bu adın nereden geldiğini sorgular. Yazar, bu benzerliğin tesadüf mü yoksa bilinçli olarak yapılan bir tarihi çarpıtmanın sonucu mu olduğunu merak eder.

Nurihan Fattah'ın "Tanrıların ve Firavunların Dili" adlı kitabı, Türklerin tarihi kökenleri hakkında sorgulayıcı bir bakış açısı sunarken, tarihi ve coğrafi bağlantıları irdeleyerek okuyucuları düşünmeye teşvik eder."

Tanrıların ve Firavunların Dili, hiyeroglifler hakkında bilgi edinmek isteyenler için mükemmel bir kaynak. Yazar, karmaşık bir konuyu açık ve anlaşılır bir şekilde ele almaktadır. Kitap, hiyerogliflerin gizemli dünyasını keşfetmek isteyen okuyucular için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

Richard M. Berrong'un kaleminden çıkan bu muazzam eser, okurlara unutulmaz bir keşif vadeden bir kitap olarak öne çıkıyor. Louis Marie Julien Viaud, bilinen adıyla Pierre Loti'nin (1850–1923) olağanüstü hayatına dair dokunaklı bir yolculuk sunan bu kitap, sadece egzotik seyahatlerin ötesine geçerek Loti'nin eşsiz ve sıradışı yaşam tarzını da mercek altına alıyor.

Berrong'un titiz anlatımıyla işlenen eser, Loti'nin macera dolu yaşamının derinliklerine iniyor. Egzotik coğrafyalardaki seyahatlerinden çok daha fazlasını sunan kitap, Loti'nin kişisel ve benzersiz hayat tarzını, ilginç tercihlerini ve renkli karakterini detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazar, Loti'nin egzotizmin ötesindeki zengin iç dünyasını ve hayat felsefesini okuyucuya aktarıyor.

Pierre Loti'nin yaşamının bu çarpıcı portresi, sadece egzotik seyahatlerle değil, aynı zamanda onun içsel dünyasının derinlikleriyle de dolu. Loti'nin gözalıcı hikayelerini anlamak, Berrong'un ustaca kurguladığı bu eserle mümkün oluyor. Kitap, yazarın dikkat çekici üslubu ve zengin anlatımıyla Loti'nin yaşamına odaklanarak okuyucuyu etkileyici bir keşfe davet ediyor.

Bu eser, yazarın seyahat günceleri, otobiyografik eserleri ve romanları aracılığıyla, Pierre Loti'nin yaşamına derin bir dokunuş sunuyor. Kitap, Loti'nin hayatını sadece edebi eserlerinin ötesinde, kişisel ve duygusal boyutlarıyla ele alarak okuyucuya benzersiz bir perspektif sunuyor. Loti'nin metinlerinin öne çıkmasının temel sebeplerinden biri, yazarın yaşamındaki zengin renkliliğin ve çeşitliliğin, kaleminden dökülen kelimelere yansımasıdır.

Yazar, Loti'nin iç dünyasına dair derinlemesine bir keşfe çıkarak, onun duygusal karmaşıklıklarını ve kişisel deneyimlerini okuyucuya ulaştırıyor. Metinlerin güçlü ve etkileyici olmasının arkasındaki temel dinamik, Loti'nin hayatının karmaşıklığı ve çeşitliliğinin eserlerine olan organik yansımasıdır. Bu kitap, edebi eserlerinin ötesinde bir portre çizerek, yazarın yaşamının özündeki renkleri ve dokuları ortaya koymak suretiyle okuyucuyu büyülemeyi amaçlıyor.

Pierre Loti'nin hayatının farklı boyutları, bu eserde detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Yazar, Loti'nin kostüm balolarından duygusal ilişkilerine, dönemin sanatsal ve entelektüel çevresinden önemli figürlerle kurduğu dostluklara kadar geniş bir yelpazede gezinerek okuyucuya zengin bir portre sunmuştur. Loti'nin Monaco Prensesi Alice ve Romanya Kraliçesi Elisabeth gibi önemli kişilerle kurduğu yakın ilişkiler, yazarın titiz çalışmasıyla detaylandırılmış ve bu ilişkiler, Loti'nin yaşamındaki tartışmalı ve bazıları tarafından "aşırı" görülen yönleriyle birlikte incelenmiştir.

Kitap, Loti'nin sadece edebi eserleriyle değil, aynı zamanda sosyal ilişkileri ve çevresiyle olan etkileşimleriyle de ilgilenerek, yazarın hayatının çeşitliliğini ve karmaşıklığını vurgulamaktadır. Özellikle Monaco Prensesi Alice ve Romanya Kraliçesi Elisabeth gibi önemli figürlerle kurduğu dostluklar, Loti'nin sosyal çevresindeki etkileyici rolünü ortaya koyar. Bu yakın ilişkiler, yazarın yaşamının derinliklerine inerek, okuyucuya Loti'nin hayatındaki çeşitli yönleri anlama fırsatı sunar. Yazarın titizlikle işlediği bu detaylar, Loti'nin yaşamının karmaşıklığını ve renkliliğini daha yakından keşfetme imkanı sağlar.

Kitap, Pierre Loti'nin sadece edebi eserleriyle değil, aynı zamanda yaşamının da büyük bir ilgi çekiciliğine sahip bir şahsiyet olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir. Proust'un ilham aldığı, Henry James'in "olağanüstü bir dâhi" olarak nitelendirdiği Loti, sadece edebi dünyada değil, aynı zamanda geç dönem Osmanlı ve erken dönem Türkiye tarihinin kültürel dokusuna da önemli izler bırakmış bir figürdür.

Kitap, Loti'nin sıra dışı yaşamını detaylı bir şekilde ele alarak, onun edebi başarılarından ziyade, kişisel hayatının ve çevresindeki etkileşimlerin nasıl bir öneme sahip olduğunu gösteriyor. Proust'un örnek aldığı ve Henry James'in takdir ettiği Loti, sadece edebiyat dünyasında değil, aynı zamanda döneminin kültürel ve tarihi bağlamında da derin etkiler bırakmış bir aydındır. Loti'nin yaşamı, sadece yazdığı kitaplarla değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel katkılarıyla da dikkat çeken bir portre sunar. Kitap, okuyucuya Loti'nin yaşamındaki bu çeşitlilik ve derinlikle ilgili kapsamlı bir anlayış sunarak, yazarın sadece bir romancıdan öte, kültürel bir ikon olduğunu ortaya koymaktadır.

Richard M. Berrong'un yazım üslubu, sadece Pierre Loti'nin yaşamını değil, aynı zamanda kaleme aldığı eserlerini keşfetmeye teşvik eden bir nitelik taşıyor. Bu kitap, okuyucuya keyifli bir okuma deneyimi sunarak Loti'nin genellikle göz ardı edilen eserlerini gün yüzüne çıkarmak amacı güdüyor. Eser, Loti'nin geniş eser koleksiyonunu dikkat çekici bir şekilde sergileyerek, yeni okurları cezbetmeye yönelik bir çaba ortaya koyuyor.

Berrong'un ustalıklı anlatımı, okuyucuyu Loti'nin eserlerinin iç dünyasına çekiyor ve onun yazdığı metinlere duyulan ilgiyi artırıyor. Kitap, Loti'nin yaşamöyküsünü zamansız bir çekicilikle sunarak, onunla aynı dönemde yaşamış veya eserlerinden ilham almış her okur için vazgeçilmez bir kaynak haline geliyor. Berrong'un eseri, Loti'nin edebi mirasını daha geniş bir kitleye ulaştırmayı amaçlayarak, yazarın önemini ve etkisini yeni nesillere taşıma amacını güçlü bir şekilde yansıtıyor.

Pierre Loti, hayatı boyunca birçok kez İstanbul'u ziyaret etmiş ve bu etkileyici şehre ilk adımını 1876 yılında, bir Fransız gemisiyle görevli subay olarak atmış olduğu bilinmektedir. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden derinlemesine etkilenmiş ve bu etkileşimi bir dizi eserinde izleyicilere aktarmıştır. İstanbul'a ilk ziyaretinde karşılaştığı bir kadın, Loti'nin ünlü eserlerinden olan "Aziyadé" adlı romana ilham kaynağı olmuştur. Loti'nin İstanbul'a dair yaşadığı deneyimler, onun için sadece gezi değil, aynı zamanda duygusal bir bağ kurduğu bir şehir anlamına gelmiştir. Bu bağlamda, Loti'nin İstanbul'da geçirdiği zamanlarda Eyüp Sultan’da yaşaması, şehre duyduğu hayranlığın somut bir ifadesidir. Kendisini Türk dostu olarak tanımlayan Loti, bu duygularını sadece sözlü ifadelerle değil, aynı zamanda yazılarına da ustaca yansıtmıştır. İstanbul'un mistik atmosferi ve zengin kültürel dokusu, Loti'nin eserlerinde unutulmaz bir şekilde can bulmuş ve onun yaşamıyla iç içe geçmiştir.

1913 yılında yazdığı "La Turquie Agonisante" (Can Çekişen Türkiye) kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti, aynı yıl Türkiye'ye devlet konuğu olarak geldiğinde Tophane Rıhtımı'nda büyük bir törenle karşılanmış ve Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlanmıştır. Loti, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve sonrasında Anadolu'nun işgali sırasında Türkleri savunarak dikkat çekmiştir. Millî Mücadele döneminde Türk direnişine destek vermesi ve işgalci Fransa'ya yönelik sert eleştirileri nedeniyle Türk halkının sempatisini kazanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 4 Ekim 1921'de Loti'ye teşekkürlerini ifade eden bir mektup göndermiştir. 1920 yılında "İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi" olarak kabul edilen Loti adına bir cemiyet kurulmuş, İstanbul'da bir caddeye "Pierre Loti Caddesi" ve Eyüp'te bir kahvehaneye "Pierre Loti Kahvesi" adı verilmiştir. Ayrıca, günümüzde Loti'nin adını taşıyan bir tepe olan Pierre Loti Tepesi'ne ulaşmak için inşa edilen Eyüp - Pierre Loti Teleferik Hattı da bu anlamda adını yaşatmaktadır. İstanbul-Beyoğlu'nda 1942 yılında kurulan Pierre Loti Fransız Lisesi de onun adını taşımaktadır.

Ancak, tüm bu olumlu etkileşimlere rağmen Loti’nin, Türk aydınlarını ikiye bölmüş olduğu da unutulmamalıdır. Bazıları Loti'yi gerçek bir Türk dostu olarak görürken, diğerleri onun aslında Osmanlı'nın zayıf ve geri kalmış halini acıyarak sevdiğini iddia etmişlerdir. Nâzım Hikmet'in 1925 yılında yazdığı "Şarlatan Piyer Loti" şiirinde, bu ikilem dile getirilmiştir.

08.11.2023

"Furkan Yılmaz İki Sandalye Bir Masa" adlı eser, derin anlamlar içeren, insan ilişkilerine ve yaşama dair öğütler barındıran derin bir düşünce yapısına sahip. Yazar, işgal ve aidiyet kavramlarını, topraklarla değil insan ilişkileriyle özdeşleştirerek, okuyucuya güçlü bir metafor sunuyor.

Kitap, işgalci kavramını topraklarla sınırlamak yerine insan ilişkilerine taşıyarak zengin bir felsefi bakış açısı sunuyor. İşgalcilerin tahrip edici, yok edici ve sevgisiz olduğu vurgulanırken, aidiyetin, saygının, değer vermenin ve sorumluluğun önemi vurgulanıyor. Nikâh metaforu, ilişkilerde aidiyetin ve değer vermenin gerekliliğini yansıtıyor. Bu bağlamda, yazar işgalci ilişkileri, nikâhsız birlikteliklere benzeterek, aşkı ve ilişkileri derinlikli bir bakış açısıyla ele alıyor.
08.11.2023

Hüseyin Karatay'ın bu eseri, genellikle toplumsal gerçekliklerin altını çizen ve alegorik dil kullanarak insan yaşamının inceliklerini ve ironisini vurgulayan bir kitaptır. Karatay'ın yazım stili, sadeliği ile etkileyicidir. Yazar, hayvanların insan toplumundaki rolleri üzerinden, insan doğası ve toplulukların karmaşıklığını anlatır. Bu tercih, hayvanları antropomorfize etme geleneğini sürdürüyor. Böylece okuyucu, hayvan karakterlerin eylemleri ve deneyimleri üzerinden insan ahlaki ve sosyal davranışlarına dair evrensel gerçekleri keşfedebilir. "Uğraş hak yayıla Bataklık bahçe ola soyanın soyu kuruya sömürgen güdük yaya" sözlerinin, daha genel bir toplumsal çerçeve içinde analiz edildiğinde, baskı, sömürü ve adaletsizlik temalarına işaret edebileceğini düşünebiliriz.
02.11.2023

Özellikle algı psikolojisi ve görsel düşünce üzerine derinlemesine bir bakış sunan bu eser, sıra dışı ve etkileyici bir perspektif sunuyor. Kitabın en büyük güçlerinden biri, yerleşik dogmalara meydan okuyarak görsel algı ve düşünce arasındaki ilişkiyi ele alması. Geleneksel olarak, gözlerimizin sadece dış dünyadan veri topladığı ve bunları beynimize ilettiği kabul edilir. Fakat yazar, bu mekanik modelin eksikliklerini ve sınırlılıklarını cesurca ortaya koyuyor.