Toplam yorum: 3.285.287
Bu ayki yorum: 6.813

E-Dergi

Hazal Bihter Boylu

Sanata ve insan davranışlarına tutkulu bir yolculuğun içindeyim. Sanatın büyüsüne ve insanların karmaşık davranışlarına duyduğum ilgi, beni sanat tarihi ve davranış bilimlerine yönlendirdi. Şu an Sanat Tarihi yüksek lisans ve Davranış Bilimleri yüksek lisans ile doktora programlarımı tamamladım ve bu süreçte hem sanat hem de insan psikolojisi konularında kendimi derinlemesine geliştirme fırsatı buldum. Kitaplar, eleştiri yazıları ve bir dizi sanat tarihi raporuyla dolu bir geçmişe sahibim. Kitapların sayfaları arasında kaybolmayı ve sanat eserlerini inceleme tutkum, beni sanatın derinliklerine çekiyor. Ayrıca, davranış bilimleri alanındaki araştırmalarım, insanların düşünce süreçlerini ve eylemlerini anlama isteğimle uyum içinde. Bu yolculuğum, beni sanatın görsel ve duygusal bir deneyim olduğunu anlamaya ve insanların neden belirli davranışları sergilediğini araştırmaya yöneltti.

Hazal Bihter Boylu Tarafından Yapılan Yorumlar

Bu eser, temel olarak XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı topraklarından geçen veya bu coğrafyayı ana güzergâh olarak kullanan beş Gürcü seyyahın kaleme aldığı metinleri bir araya getirmektedir. Bu isimler arasında Sulhan Saba Orbeliani, Timote Gabaşvili, İona Gedevanişvili, Giorgi Avalişvili ve Giorgio Eristavi yer almakta; her biri farklı sosyal, dinî ya da diplomatik bağlamlarda yola çıkan bireyler olarak öne çıkmaktadır. Eser, okuyucuya yalnızca bu kişilerin kaleme aldığı gözlemleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda seyahatnamenin bir tarihsel belge olarak taşıdığı anlamı da pekiştirir. Bu yönüyle kitap hem edebiyat hem de tarih sahasında iki yönlü bir katkı sağlar.

Sulhan Saba Orbeliani’nin kalemi, felsefi ve didaktik yönüyle öne çıkar. Onun seyahat notları, yalnızca mekânların tasviriyle sınırlı değildir; aynı zamanda toplumsal yapıya dair çıkarımlar, siyasal düzen hakkında gözlemler ve kültürel benzetmelerle derinlik kazanır. Orbeliani’nin yazılarında, Gürcü edebiyatındaki klasik üslubun izleri görülür; cümlelerin kurgusu, benzetmelerin yoğunluğu ve kavramların işleniş biçimi, okuyucuya edebî bir tat sunar.

Timote Gabaşvili’nin üslubu ise ruhani yoğunluğuyla dikkat çeker. Kudüs ve İstanbul gibi kutsal merkezlerde kaleme aldığı satırlarda, bir hacının iç dünyasını yansıtan coşku ve huşu hissedilir. Betimlemelerinde mekânların dini atmosferini öne çıkarırken, aynı zamanda Osmanlı toplumundaki çok dinli yapıyı da incelikle aktarır. Gabaşvili’nin dili, yalınlık ile derinliği bir araya getirir; okuyucu hem kutsal mekânın manevi ağırlığını hisseder, hem de mimari detaylara dair bilgi edinir. Bu yönüyle onun metinleri, edebî anlatım ile tarihsel gözlem arasında başarılı bir denge kurar.

İona Gedevanişvili ve Giorgi Avalişvili’nin yazılarında diplomatik bir üslup hakimdir. Onların satırları daha çok olay aktarımı, devletler arası temasların kaydı ve sosyal düzenin gözlemleri üzerine kuruludur. Ancak bu durum, metinlerin edebî değerini azaltmaz; aksine gözlemlerin nesnelliği, tarihsel belge niteliğini güçlendirir. Gedevanişvili’nin üslubu resmiyet taşırken, Avalişvili’nin kaleminde yer yer kişisel hayranlık ya da eleştirilerin izleri görünür. Bu farklılık, seyyahların bireysel kişiliklerini ve toplumsal rollerini satırlara yansıtır.

Giorgio Eristavi ise eser içinde edebiyatla en doğrudan ilişki kuran seyyah olarak öne çıkar. Onun kaleminde, mekânlar yalnızca fiziki özellikleriyle değil, ruhlarıyla birlikte aktarılır. İstanbul sokakları, Ayasofya’nın ihtişamı ya da Kahire’nin dar sokakları, yalnızca tasvir edilmez; aynı zamanda bir ressamın fırçasından çıkan canlı tablolar gibi gözler önüne serilir. Eristavi’nin üslubu, betimlemelerdeki yoğun imgeler ve gözlem gücü sayesinde, kitabın edebî boyutunu en güçlü kılan örneklerdendir.

Tüm bu üslupların Türkçe’ye aktarılması sürecinde Harun Çimke’nin çeviri başarısı dikkat çekicidir. Çimke, metinlerin ruhunu korumayı, çeviride sadakat ve akıcılığı dengelemeyi başarmıştır. Çeviri dili ne yapay bir resmiyet taşır ne de aşırı bir gündelikleşmeye sapar. Bu sayede okuyucu, seyyahların özgün seslerini duyabilme imkânına sahip olur. Ayrıca çeviride kullanılan kelime seçimleri, dönemin ruhunu koruyacak biçimde özenle seçilmiştir. Bazı kavramların dipnotlarla açıklanması, özellikle tarihsel bağlamı bilmeyen okuyucular için yönlendirici bir işlev görür.

Çimke’nin çalışmasının en önemli yönlerinden biri de metinlerin akıcılığını bozmadan akademik güvenilirliği muhafaza etmesidir. Zira seyahatnameler hem akademisyenler hem de genel okuyucu için farklı anlamlar taşır. Akademisyen, metinde tarihsel ayrıntıları, diplomatik göndermeleri ya da sosyal dokunun izlerini ararken, genel okuyucu daha çok anlatının akışına ve betimlemelerin cazibesine ilgi gösterir. Çimke’nin çeviri dili, her iki beklentiyi de karşılayacak bir denge noktası sunar.

Batılı seyyahların kaleme aldığı eserlerde genellikle “Doğu’nun egzotikliği” vurgulanırken, Osmanlı tebaasına mensup Müslüman veya gayrimüslim seyyahların yazdıkları daha içkin bir gözlem niteliği taşır. Gürcü seyyahların eserleri ise bu iki eğilim arasında kendine özgü bir yerde durur. Zira Gürcistan, Osmanlı ile siyasi, kültürel ve dini temasları güçlü bir coğrafyadır; aynı zamanda Avrupa ile olan bağları da güçlüdür. Dolayısıyla Gürcü seyyahların metinleri, Doğu ile Batı arasında geçişken bir perspektif sunar.

Batılı seyyahların anlatıları çoğunlukla Osmanlı toplumunu “öteki”leştiren bir üslup içerir. Edward Said’in “Oryantalizm” kavramı bu bağlamda açıklayıcıdır: Doğu, Batı’nın zihninde farklı, egzotik, bazen hayranlık uyandırıcı ama çoğu zaman geri kalmış olarak tasvir edilir. Oysa Gürcü seyyahların satırlarında, Osmanlı toprakları aynı zamanda ortak bir tarihsel kaderin, komşuluğun ve kültürel etkileşimin mekânı olarak yer alır. Gabaşvili’nin Kudüs anlatılarında olduğu gibi, Osmanlı dini hoşgörüsünün altı çizilir; Orbeliani’nin gözlemlerinde şehir dokusuna dair betimlemeler hayranlıkla aktarılır. Bu noktada Gürcü seyyahların yaklaşımı, Batılı gezginlerin küçümseyici ya da abartılı tavırlarından farklıdır.

Osmanlı tebaası olan bir Müslüman seyyah, toplumun işleyişine içeriden bakarken çoğu zaman eleştirel mesafesini kaybeder. Oysa Gürcü seyyahlar, Osmanlı toplumuna yabancı olmadıkları hâlde, yine de dışarıdan bir gözlemci olmanın avantajıyla ayrıntıları daha tarafsız kaydedebilirler. Örneğin, Giorgi Avalişvili’nin diplomatik görevler vesilesiyle kaleme aldığı gözlemler, Osmanlı bürokrasisine içeriden bir memurun göremeyeceği türden bir mesafe ile yaklaşır. Bu durum, metinlerin tarihsel güvenilirliğini artıran bir unsurdur.

Öncelikle, Osmanlı araştırmaları açısından bakıldığında kitap, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı coğrafyasının sosyal, kültürel ve mimari dokusuna ışık tutan nadir kaynaklardan biridir. Gürcü seyyahların aktardığı ayrıntılar, Osmanlı toplumunun gündelik yaşam pratiklerinden dinî ritüellere, şehirlerin fiziki yapısından diplomatik işleyişe kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Özellikle Timote Gabaşvili’nin Kudüs ve İstanbul tasvirleri, kutsal mekânların hem dini hem de mimari yönlerini bir arada sunarak günümüzde artık kaybolmuş ya da değişime uğramış mekânlar hakkında birincil elden bilgi verir. Bu noktada eser, Osmanlı tarih yazımında yeni bir perspektif açar.

İkinci olarak, eser Gürcü kültür tarihi açısından büyük önem taşır. Zira Gürcü edebiyatında seyahatname türü Batılı ya da Osmanlı örnekleri kadar yaygın değildir. Bu nedenle Orbeliani, Gabaşvili, Gedevanişvili, Avalişvili ve Eristavi gibi isimlerin metinlerinin gün yüzüne çıkarılması, Gürcü edebiyatının çeşitliliğini göstermesi bakımından kıymetlidir. Gürcistan’ın Osmanlı ile tarih boyunca kurduğu komşuluk ilişkisi, bu metinlerde canlı bir biçimde hissedilir. Bu da Gürcü kimliğinin yalnızca ulusal sınırlar içinde değil, bölgesel ve uluslararası etkileşimler çerçevesinde de şekillendiğini ortaya koyar. Ayrıca Harun Çimke’nin çevirisi sayesinde bu metinler, Gürcü edebiyatının Türkiye’de daha görünür hâle gelmesine katkıda bulunmuştur.

Üçüncü olarak, kitap edebiyat ve tarih dışındaki disiplinlere de veri sağlayabilecek niteliktedir. Mimarlık tarihi açısından düşünüldüğünde, seyahatnamelerde geçen yapı tasvirleri, artık günümüzde var olmayan cami, kilise ya da sarayların konumunu ve görünümünü anlamada araştırmacılara ipuçları sunar. Sosyoloji ve antropoloji açısından bakıldığında ise metinlerdeki toplumsal ritüeller, gündelik yaşam pratikleri ve kültürel alışkanlıklar, halkın sosyal davranışlarını ve toplumsal normları ortaya koyar. Dolayısıyla eser, çok katmanlı bir veri kaynağıdır.

Ayrıca kitabın katkılarından biri de Gürcü seyyahların metinlerinin daha önce Türkçeye kazandırılmamış olmasıdır. Bu yönüyle eser, literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Bununla birlikte, eleştirel bakışın gereği olarak bazı eksikliklerden de söz etmek mümkündür. Öncelikle, metinlerin bir araya getirilişinde kapsamlı bir mukayeseli giriş yazısının daha geniş tutulması eserin bütünlüğünü güçlendirebilirdi. Çimke’nin çalışması bu açıdan yeterli bir çerçeve sunsa da seyahatnamelerin birbirleriyle karşılaştırıldığı daha uzun bir analitik bölüm okuyucuya daha derin bir perspektif kazandırabilirdi. Özellikle Osmanlı ve Avrupa toprakları hakkındaki gözlemlerin tematik açıdan sınıflandırılması (örneğin mimari, toplumsal yaşam, dinî ritüeller, diplomasi başlıkları altında) eserin sistematiğini daha güçlü kılabilirdi.

Bir diğer eleştiri noktası, seyahatnamelerin bazı yerlerinde tarihsel bağlamın yeterince açılmamış olmasıdır. Örneğin, dönemin Osmanlı siyasetindeki gelişmeler veya Avrupa’da yaşanan siyasi dönüşümler hakkında daha fazla arka plan bilgisi verilseydi, okuyucu seyyahların gözlemlerini daha net bir çerçevede değerlendirebilirdi. Bu eksiklik kitabın değerini azaltmasa da özellikle akademik okuyucu açısından daha zengin bir bağlam sunulabilirdi.

Ayrıca, kitabın görsel malzeme ile desteklenmemiş olması da dikkat çekici bir noktadır. Seyahatnameler çoğu zaman mekân betimlemeleri içerdiği için haritalar, gravürler veya dönemin mimari fotoğraflarıyla desteklendiğinde daha somut bir okuma deneyimi sağlanabilirdi. Bu tür ekler, kitabı yalnızca yazılı bir kaynak değil, aynı zamanda görsel bir tarih atlası haline getirebilirdi. Ancak bu eksiklik, eserin temel amacını gölgelemez; daha çok sonraki baskılar için bir öneri olarak değerlendirilebilir.

Tüm bu eleştirel noktalar göz önünde bulundurulduğunda, kitabın edebî ve akademik katkılarının çok daha ağır bastığı söylenmelidir. Çimke’nin çeviri başarısı, seyyahların özgün üsluplarının korunması ve seyahatnamelerin bir araya getirilmesi, eseri hem araştırmacılar hem de genel okuyucular için vazgeçilmez kılar. Kitabın eksiklikleri, daha çok geliştirilmesi mümkün olan alanlara işaret eder; fakat bu durum eserin değerini azaltmaz, bilakis ileride yapılabilecek yeni çalışmalar için yol gösterici niteliktedir.
Leonora Neville’in Bizans Tarihçileri ve Tarih Yazımı Rehberi adlı eseri, MS 600 ile 1480 yılları arasında Bizans dünyasında Yunanca kaleme alınmış tarih metinlerinin anlaşılmasına yönelik kapsamlı bir çalışma sunmaktadır. Bizans tarih yazıcılığının gelişimini ve yöntemlerini ele alarak, tarihçilerin olayları nasıl kaydettiğini, yorumladığını ve ideolojik olarak nasıl şekillendirdiğini gözler önüne sermektedir. Bizans tarih yazımının yalnızca olayları kaydetme pratiği olmadığını, aksine belirli siyasi, dini ve kültürel bağlamlara dayandığını vurgulayan Neville, bu rehber niteliğindeki çalışmasında, Bizans tarihçiliğinin kadim Yunan tarih yazımı geleneğinden beslenerek nasıl şekillendiğini ortaya koymaktadır. Kitap, klasik tarih anlatılarından uzun zaman dilimlerini ele alan kroniklere kadar farklı türdeki tarih metinlerini inceleyerek, Bizans tarihini çalışmak isteyen araştırmacılar için temel bir başvuru kaynağı olma niteliği taşımaktadır.

Neville, eserinde, Bizans tarihçiliğini biçimlendiren başlıca tarih yazarlarının çalışmalarını mercek altına alarak, her bir metnin yazıldığı dönem, yazarın kimliği, metnin içeriği, el yazmaları ve edisyonları ile hangi dillere çevrildiği gibi konularda ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. Bu sayede, tarih metinlerinin yalnızca bilgi içeren belgeler olmadığı, aynı zamanda belli başlı tarihsel aktörlerin bakış açılarını ve dönemin siyasi atmosferini yansıtan söylemsel yapılar olduğu açıkça ortaya konmaktadır. Yazar, farklı dillerde yazılmış araştırmaları süzgeçten geçirerek Bizans tarihçiliğinin temel kaynaklarını sistematik bir şekilde okuyucuya sunmakta ve bu metinler üzerine yapılmış yorumları da aktararak akademik bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Kitapta, Bizans tarihçilerinin birbirleriyle olan ilişkileri, eserlerindeki ideolojik tutumlar ve tarih yazımında kullanılan anlatı teknikleri detaylı bir biçimde analiz edilmektedir. Bu bağlamda, Theophylaktos Simokattes’ten başlayarak Theophanes Kroniği, Theophanes Continuatus, Monemvasia Kroniği, Psellos, Attaleiates, Skylitzes, Anna Komnene, Khoniates, Pakhymeres, Gregoras ve İmparator Kantakouzenos’un eserleri gibi Bizans tarihçiliğinin temel metinleri ele alınmaktadır. Özellikle Türk tarihi açısından son derece önemli bilgiler içeren Doukas, Sphrantzes, Kritovoulos ve Khalkokondyles gibi son dönem Bizans tarihçilerinin eserleri de kitabın önemli bölümleri arasında yer almaktadır.

Bu isimler, 15. yüzyılın kritik dönüşüm süreçlerine tanıklık etmiş olup, Bizans İmparatorluğu’nun Osmanlı Devleti karşısındaki durumunu, Konstantinopolis’in fethini ve Osmanlı yönetimi altındaki Bizanslıların deneyimlerini aktaran birincil kaynakları oluşturmuşlardır.
Doukas (1400 civarı – 1462 sonrası), Bizans’ın çöküş dönemiyle ilgili en önemli tarihçilerden biri olarak kabul edilmektedir. Historia Turco-Byzantina adlı eseri, özellikle Osmanlıların yükselişi ve Konstantinopolis’in 1453’te Osmanlılar tarafından fethi konusunda ayrıntılı bilgiler içerir. Doukas, Osmanlı tarihini Bizans tarihiyle birlikte ele alan bir yaklaşıma sahiptir ve eserinde Osmanlı padişahlarının politikalarını, Bizans üzerindeki etkilerini ve savaş stratejilerini ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır. Eserinde Bizans’ın düşüşünü dini bir perspektiften değerlendirerek, Osmanlı hâkimiyetini Tanrısal bir ceza olarak gören bir bakış açısı sunar.

Georgios Sphrantzes (1401 – 1478 civarı), Bizans İmparatoru XI. Konstantinos Palaiologos’un yakın çevresinde bulunmuş ve imparatorluğun son yıllarına bizzat tanıklık etmiş bir tarihçidir. Chronicon Minus adlı eseri, özellikle Osmanlılar ile Bizans arasındaki diplomatik ilişkiler, Konstantinopolis’in düşüşü ve Bizans aristokrasisinin Osmanlı yönetimi altındaki durumuna dair birinci elden bilgiler sunar. Sphrantzes, Bizanslı bir devlet adamı olarak olayları yakından gözlemleme fırsatı bulmuş olup, Osmanlı padişahlarıyla ilgili tasvirlerinde doğrudan gözlemlerine dayanan anlatılar sunmaktadır.

Kritovoulos (1410 civarı – 1470 sonrası), Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’e hizmet etmiş ve onun adına tarih yazmış Bizans kökenli bir tarihçidir. Fatih Sultan Mehmet Tarihi (History of Mehmed the Conqueror) adlı eseri, Osmanlı padişahını olumlu bir şekilde tasvir eder ve onun liderliğini, askeri stratejilerini ve devlet yönetimindeki başarılarını vurgular. Kritovoulos’un tarih yazımı, Ksenophon ve Thukydides gibi klasik Yunan tarihçilerinin yöntemlerine dayanır; tarafsız bir üslup benimsemeye çalışsa da, Osmanlı yönetimini meşrulaştıran ve Fatih Sultan Mehmet’i ideal bir hükümdar olarak sunan bir yaklaşım sergiler.

Laonikos Khalkokondyles (1423 – 1490 civarı), Tarih (Histories) adlı eseriyle tanınır ve özellikle Osmanlıların yükselişini, Bizans’ın çöküşünü ve Osmanlı-Bizans ilişkilerini ele alır. Khalkokondyles, Bizans’ın çöküşünü büyük bir tarihsel dönüşüm olarak değerlendirirken, Osmanlıların Bizans mirasını devralan bir güç olarak yükseldiğini vurgular. Eserinde Osmanlı padişahlarını ve yönetim sistemini eleştirel bir şekilde analiz ederken, Bizanslıların Osmanlı idaresi altındaki durumlarına dair de önemli gözlemler sunmaktadır.
Bu tarihçilerin eserleri, Bizans’ın son yüzyıllarını anlamak için kritik öneme sahiptir. Osmanlıların yükselişine, Bizans’ın çöküş sürecine ve iki imparatorluk arasındaki ilişkilere dair birinci elden bilgi sunmaları bakımından, hem Bizans hem de Osmanlı tarihçiliği açısından vazgeçilmez kaynaklar arasında yer almaktadır.

Neville’in çalışması, Bizans tarihçiliğine yalnızca birincil kaynakları inceleyerek yaklaşan geleneksel yöntemlerden farklı olarak, tarih yazımını dinamik bir süreç olarak ele almakta ve bu sürecin ardındaki güç ilişkilerini deşifre etmektedir. Bizans tarihçileri, yalnızca geçmişi kaydetmekle kalmamış, aynı zamanda imparatorluk ideolojisini destekleyen, belli bir politik ajandaya hizmet eden veya mevcut yönetimi eleştiren anlatılar üretmiştir. Bu durum, tarih yazımının dönemin toplumsal, siyasi ve entelektüel ikliminden bağımsız olmadığını göstermektedir. Neville, bu noktada tarih yazımını yalnızca bir olay aktarımı olarak değil, aynı zamanda bir düşünce inşası süreci olarak değerlendirmekte ve tarihçilerin metinlerinde bilinçli olarak tercih ettikleri anlatı stratejilerini incelemektedir.

Eser, tarih metodolojisi açısından da önemli bir perspektif sunarak, Bizans tarih yazımını çalışan akademisyenlere, araştırmacılara ve tarih meraklılarına kapsamlı bir yol haritası çizmektedir. Neville’in analitik yaklaşımı, tarihsel metinlerin nasıl okunması ve değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli metodolojik ipuçları vermekte, okuyucunun tarih yazımına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmasını teşvik etmektedir. Özellikle, tarihçilerin kullandıkları dilin ve anlatı biçimlerinin nasıl bir ideolojik bağlama oturduğunu gösteren analizleri, Bizans tarihçiliğini daha geniş tarihsel ve entelektüel çerçevede konumlandırmaktadır.

Bu bağlamda, Bizans Tarihçileri ve Tarih Yazımı Rehberi, Bizans tarihini anlamak isteyen herkes için adeta bir pusula niteliğinde. Akademik bir araştırma mı yapıyorsunuz? Tarih yazıcılığının nasıl şekillendiğini mi merak ediyorsunuz? Yoksa Bizans’ın çöküşüne tanıklık eden tarihçilerin Osmanlı yükselişine dair anlatılarını mı keşfetmek istiyorsunuz? Bu kitap, tüm bu sorulara tatmin edici yanıtlar sunuyor.

Leonora Neville, kuru bir akademik metin sunmak yerine, tarihçilerin eserlerini bağlamlarıyla birlikte tanıtarak adeta bir zaman tünelinden geçmenizi sağlıyor. Kitap, Theophylaktos Simokattes’ten başlayıp Doukas ve Khalkokondyles’e kadar uzanan geniş bir yelpazede Bizans tarihçiliğinin evrimini ortaya koyarken, her metnin nasıl ve neden yazıldığını sorgulatıyor. Entelektüel bir dedektif gibi, her anlatının ardındaki motivasyonları keşfetmenize imkân tanıyor.

Eğer Bizans tarihine ilgi duyuyorsanız veya tarih yazımının inceliklerini anlamak istiyorsanız, bu kitap kesinlikle okunması gerekenler listesine girmeli. Çünkü tarih yalnızca yaşanmış olaylardan ibaret değildir; nasıl anlatıldığı da en az yaşandığı kadar önemlidir. Bu rehber, tam da bu noktada devreye girerek tarihin yalnızca galipler tarafından yazılmadığını, aksine, her kalemin kendine has bir sesi olduğunu gösteriyor.
12.03.2025

Bilim tarihine yön veren en önemli isimlerden biri olan Marie Curie’nin ilham verici hayatını çocuklarla buluşturuyor. Kitap, yalnızca bir bilim insanının keşiflerini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda azmin, kararlılığın ve merakın ne denli büyük başarılara yol açabileceğini de gözler önüne seriyor. Renkli ve detaylı çizimleriyle çocukların dikkatini çekerken, sade ama etkileyici anlatımıyla bilim dünyasını daha anlaşılır ve keyifli hale getiriyor. Marie Curie’nin bilim uğruna verdiği mücadeleyi görmek, onun keşiflerine tanıklık etmek ve bilime olan tutkusunu hissetmek gerçekten büyüleyici. Küçük okurlar için hem eğlenceli hem de öğretici bir kaynak sunan bu eser, bilim sevgisini aşılamak ve ilham vermek için harika bir seçim. Çocukların merak duygusunu besleyen, ilgi çekici ve öğretici bir kitap arayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim!
12.03.2025

"Çizgi Bilim - Aziz Sancar" kitabı, bilim ve azim dolu ilham verici bir yolculuk sunuyor! Çocuklar için hem eğlenceli hem öğretici bir anlatıma sahip. Renkli ve detaylı çizimler, Aziz Sancar’ın Nobel’e uzanan başarı hikâyesini çok etkileyici bir şekilde aktarıyor. Bilim sevgisini aşılayan, merak duygusunu uyandıran harika bir eser! Küçük bilim insanları için mükemmel bir okuma deneyimi. Kesinlikle tavsiye ederim!
12.03.2025

"Albert Einstein / Ünlü Dahiler Serisi" kitabı, çocuklar için harika bir keşif yolculuğu sunuyor! Einstein’ın hayatını sade ve akıcı bir dille anlatırken, bilim sevgisini ve merak duygusunu da aşılıyor. Çocukların hayal gücünü besleyen, ilham verici ve eğitici bir eser. Hem görselleri hem de anlatımıyla küçük bilim meraklıları için mükemmel bir başlangıç! Kesinlikle tavsiye ederim!