Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
alicancil Tarafından Yapılan Yorumlar
Rahmetli Prof. Dr. Haluk Dursun Hocamız, bu eserinde İstanbul’da ikamet etmek ile bu şehrin ruhunu "meşk etmek" arasında büyük bir fark olduğunu hatırlatır. Hocamıza göre İstanbullu olmak tesadüf değil, bilinçli bir tercihtir. Kitap, özellikle şehre yeni gelen gençler için nezaket ve şehir kültürü üzerine verilmiş kıymetli bir "şehre giriş dersi" niteliği taşır.
Klasik bir rehberin çok ötesine geçen bu çalışma, hayatın içindeki zarif detaylara odaklanır. Hocamız bizlere hangi vakitte, hangi camide en güzel ezanın dinleneceğini, Boğaziçi’nde mehtabın nereden izleneceğini, erguvanların ne zaman açacağını ve balık takvimini fısıldar. İstanbul’u bir yük olarak değil, bir sanat eseri gibi yaşamak isteyenler için eşsiz bir rehberdir
Rahmetli Prof. Dr. Haluk Dursun Hocamız tarafından kaleme alınan "İstanbul’da Yaşama Sanatı", şehri yalnızca bir yerleşim alanı değil, derin bir "kültür ve ruh" bütünlüğü olarak görenler için gerçek bir başucu eseridir. Haluk Hocamız, okuyucuyu İstanbul’un gündelik karmaşasından çıkarıp, onun tarihsel ve manevi derinliklerine doğru bir yolculuğa davet eder.
Haluk Hocamızın bu eserdeki en temel farkı, pek çok yazarın düştüğü "eski İstanbul bitti" karamsarlığına teslim olmamasıdır. Onun yaklaşımı, kaybolana ağıt yakmak yerine elde kalanı korumaya odaklanır. Hocamıza göre asıl mesele, bugün hâlâ ayakta duran bir çeşmeyi, bir camiyi veya kadim bir ağacı fark etmek; bu değerlere sahip çıkarak onları yaşatmaktır. Onun meşhur mottosu şudur: "Ele geçmezse eğer sevdiğimiz, çare ne; eldekini sevmeliyiz."
Kitap, Bizans yapılarının önceden çizilmiş kusursuz planlarla değil, inşaat sırasında alınan pratik kararlarla şekillendiğini savunur. Yazara göre Bizans mimarı, kağıt üzerinde çalışan bir tasarımcıdan ziyade sahada sorun çözen bir baş ustadır. Malzeme seçiminden kubbe inşasına, iş gücü yönetiminden antik parçaların yeniden kullanımına kadar tüm süreç teknik ve sosyal boyutlarıyla ele alınır. Eser, binalardaki asimetrilerin birer hata değil, inşaat anındaki dinamik sürecin ve doğaçlamanın doğal bir sonucu olduğunu kanıtlar. Bu kitabı okuduktan sonra bir kiliseye baktığınızda artık sadece bir ibadethane değil; ustaların iskele kurduğu, tuğlaları dizdiği ve kireç harcını kardığı canlı bir şantiye göreceksiniz. Geçtiğimiz yıllarda vefat eden Robert Ousterhout'un bu eseri, Bizans araştırmaları alanında hâlâ en güncel ve en sağlam referans kabul edilir
Selim Nüzhet Gerçek’in bu eseri, İstanbul’un kaybolan sosyal dokusuna hem hayranlık uyandıran hem de eleştirel bir pencere açar. Kitabın en güçlü yanı, eski Ramazanların estetiğini ve kitap kültürünü kuru bir tarih bilgisinden öte, yaşayan bir ruh olarak sunmasıdır. Yazarın bizzat o iklimin içinden konuşması, okuyucuya samimi bir tanıklık sunar. Ancak eserin farklı makalelerden oluşması, konu geçişlerinde yer yer kopukluk hissi yaratabilir. Ayrıca yazarın geçmişe duyduğu yoğun özlem, zaman zaman nesnelliği gölgeleyerek eskiyi fazla kusursuz gösterme eğilimi taşımaktadır. Döneme ait bazı terimlerin ağırlığı ise günümüz okuru için takibi zorlaştırabilir. Özetle kitap; nostalji ile tarihsel belgenin kesiştiği noktada duran, İstanbul’un kültürel hafızasına sahip çıkmak isteyen sabırlı okurlar için kıymetli bir hazinedir
Özellikle İstanbul üzerine okuma yapmaya yeni başlayanlar için ideal bir başlangıç noktası. Karmaşık terimlerden ve ağır bir dilden uzak olması, okuru yormadan şehrin ruhuna davet ediyor. Ancak belirtmek gerekir ki; İstanbul üzerine daha önce derinlemesine araştırmalar yapmış veya akademik kaynaklara aşina olan okurlar için bu içerik oldukça sade ve yüzeysel kalabilir.
Kitap, "akademik bir iddia" taşımaktan ziyade, şehre dair bir farkındalık yaratma amacı güdüyor. İstanbul’un sokaklarında yürürken binaların dilinden anlamak ve hikayeleri ilk kez duymak isteyenler için keyifli bir yol arkadaşı; tecrübeli okurlar içinse hafif bir nostalji turu tadında.