Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
alicancil Tarafından Yapılan Yorumlar
Aydın Boysan'ın "Nereye Gitti İstanbul?" eseri, bir mimarın teknik birikimiyle bir İstanbul beyefendisinin felsefi derinliğini harmanlayan eşsiz bir rehber niteliğindedir. Kitapta mimariyi, edebiyatın harf ve kelimelerden oluşan dünyasına benzeterek; yığma kârgir sistemin kemer, tonoz ve kubbeden oluşan "üç harfli" alfabesini anlatır. Ayasofya ve Osmanlı camileri arasındaki benzerliği bir taklit değil, aynı yapısal gramerin doğal bir sonucu olarak tanımlar. Ancak yazarın 1862 yangınlarına dair verdiği tarihler ve Ayasofya isminin bir azizeden geldiği yönündeki anlatımları, tarihsel gerçeklerle (1863 Mutfak Yangını ve "Kutsal Bilgelik" kavramı) küçük çelişkiler barındırsa da eserin edebi ve teknik kıymeti sarsılmaz. Boysan, yaşama sevincinden zihin tembelliğine, Boğaz'daki orkinos avından insan doğasına dair nükteli hikâyelerle şehrin ve insanın ruhunu ustalıkla irdeler.
Jean Giono’nun bu eseri, edebiyattan ziyade bir "başarı öyküsü" raporu gibi duruyor. Karakterin derinliği o kadar sığ ki, Elzéard Bouffier bir insandan çok, programlanmış bir robota benziyor. Karısını ve oğlunu kaybetmiş bir adamın iç dünyasındaki fırtınaları, yalnızlığın ağırlığını veya o çorak topraklarda duyduğu çaresizliği göremiyoruz. Bu duygusal boşluk, okurun karakterle bağ kurmasını imkansız kılıyor. Olay örgüsü ise tamamen düz bir çizgide ilerliyor; engel yok, çatışma yok, sapma yok. Doğa bile adama direnmiyor, her şey mucizevi bir pürüzsüzlükle halloluyor. Bu durum metni inandırıcılıktan koparıp didaktik bir kamu spotu seviyesine indiriyor. Zamanın hızla akıp gitmesi ise okura karakterle birlikte yaşlanma şansı tanımıyor. Sonuçta ortaya çıkan, sanatsal bir derinlikten ziyade, "azmin zaferi" temalı kuru ve tek düzelikle boğulmuş bir anlatı oluyor
Vitruvius’un bu eşsiz eseri, mimarlığı sadece taş ve harçtan ibaret görmeyen, onu geometri, astronomi ve felsefeyle harmanlayan bir eser. Kitapta, bir karenin alanını köşegen yardımıyla iki katına çıkarmanın pratik yollarına kadar eski ustaların çalışma mantığını görüyoruz. Delos Problemi ile küpün hacmini büyütme çabası ve gezelerin hareketini bir çömlekçi tekeriyle açıklayan evren tasavvuru, antik zekânın derinliğini gözler önüne seriyor. Ay'ın evrelerine dair Berosos ve Aristarkhos’un sunduğu farklı bakış açıları ise eserin entelektüel zenginliğini tamamlıyor. Geçmişin "nispet" ve "oran" sanatını anlamak, modern dünyaya antik bir vizyonla bakmak isteyen her sanatsever ve teknik insan için bu eser tam bir başucu kaynağı.
Haluk Dursun Hoca, bu eserinde 'incir çekirdeğini doldurmaz' denilen küçük detayları; kendine has esprili üslubuyla anlatmış. Okurken bazen derin derin düşündüren, bazen de tebessüm ettiren bu eser; hayatın tadını detaylarda arayan, doğa, yemek kültürü ve şehir estetiğine meraklı herkesin kütüphanesinde bulunmalı.Mekanı cennet olsun.
Merhum Prof. Dr. A. Haluk Dursun’un 2018 yılındaki yedi derslik seminer kayıtlarından oluşan bu eser, akademik bir metinden ziyade gençlere bırakılmış bir "hayat bilgisi" mirasıdır. Her ne kadar ismiyle gençleri hedef alsa da içerdiği muazzam bilgi birikimiyle aslında 7'den 70'e her yaştan okuyucunun ufkunu açacak, yeni bilgilerle donatacak nadide bir çalışmadır. Hoca’nın vefatından sonra ses kayıtlarının deşifre edilmesiyle hazırlanan kitap; coğrafyayı sadece bir toprak parçası olarak değil; tasavvufun derinliği, siyasetin gerçekliği, şiirin estetiği ve edebiyatın ruhuyla harmanlanmış bir "gönül coğrafyası" olarak yeniden tanımlar. Herhangi bir nota bağlı kalmadan, Hoca'nın muazzam hafızasından süzülen bu sohbetler; etimolojik tahlillerden karakter analizlerine, İstanbul’un gizli kalmış köşelerinden tarihi şahsiyetlerin portrelerine kadar uzanan devasa bir kültür atlası sunarak okuyucuyu adeta o dersin içine davet eder.