Size Serkan AKIN isminde bir eleştirmenin eleştirisini takdim ediyorum arkadaşlar. Bu kitabın bu kadar satmasına ben de kitabı okuyan biri oalrak hayretler içerisindeyim. İşte bu kitaba dair yazılmış güzel bir eleştiri. Keşke kitap da bu kadar güzel olsaydı yazık çok yazık...
“İki Cami Arasında Aşk” Kanuni Sultan Süleyman Han’ın dillere destan kızı Mihrimah'a Mimar Sinan'ın gizli aşkını anlatan bir hikâye. Kitabın ismini gördüğümde ilgimi cezbetti; hemen rafa uzandım bir tanesini aldım. Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a olan gizli aşkını anlattığını gördüğümde ise düşünmeden satın aldım. Okudukça okuyasım gelmedi ama sizler için kendimi zorladım.
Öncelikle belirtmek isterim ki amacım ne yazarı ne de yayınevini incitmek. Güzele güzel, çirkine de çirkin diyeceğim; ama güzel diyecek çok bir şey bulamamak da benim suçum değil diye düşünüyorum.
Kitabın ismi okuru cezbetmeli. Başlık kitabın vitrinidir. Ardından kapak gelir. Kitabı elde taşımaya layık bir kapakla okuyucuya sunmak gerekir. Kapağı yüzünden evden çıkartamadığım, satın almadığım kitaplar var. Basitlik ve gelişi güzellik kapakların en büyük düşmanı. Altın elbette yere düşmekle pul olmaz; ama onun altın olduğunu anlamak özel bir çaba sarf etmeyi gerektirmemeli. Belki de o yüzden sarraflar gündüz vakti bile bol ışıklar içerisinde altınları sergiliyor. Kitapta övgüye dair iki yer bulunmakta: Kapak ve başlık. Gayrısı olmasa da olurdu.
İnternet üzerinden bir kitap almak için girdiğim herhangi bir sitede yayınevlerini tıkladığımda yüzlerce yayınevi olduğunu görünce sevineyim mi, üzüleyim mi bilemiyorum. Seviniyorum; bolluk, berekettir. Üzülüyorum; çokluk, niteliği kaybettiriyor. Basılı bir eserde bariz yazım ve noktalama yanlışları görmek beni kahrediyor. Kâğıda basılmış bir şekilde hayat bulan her şey benim için değerlidir. Ona verdiğim değer münasebetiyle onda kusur gördüğümde üzülüyorum. Artık ortalama bir lise öğrencisinin bile bildiği “de, da” bağlaçlarının yazımını basılı bir eserde yanlış görmek çok üzücü. Eserin yazarı elbette ki sağlam bir Türkçe bilgisine sahip olmalı. Tashihe gerek kalmayacak derecede bir Türkçe kullanımı iyi bir yazarın, şairin özelliği olmalı. Diyelim ki yazar bu konuda eksik; peki, yayınevinin görevi matbaa gibi davranmak mıdır? Yayınevleri kitapları basmadan önce dil kurallarına ve edebi üsluba uygunluğu mutlaka kontrol etmelidir. Yayınevlerinin görevi yalnızca, yazarın yazdığı eseri matbaada çoğaltıp dağıtım şirketleriyle anlaşarak kitabı okuyucuyla buluşturmak değildir. Kitap belli ki bir denetimden geçmemiş. Yazar nüshaları yayınevine vermiş ve yayınevi de matbaaya yollamış. Ve hatta biraz aceleye bile getirmiş.
Yazar, eserini oluştururken, eserin başlıkla satacağını düşünmüş ve üslup ile içeriği 2. hatta 3. plana atmış. Eserde bir akıcılık söz konusu değil. Gizlice yaşanan ayan beyan ortalığa serilmekte ve gizli sevdanın büyüsü hissedilmemekte. Bu devirde bile gizli sevdalar bu derece aşikar edilmezken o devirde hele ki Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ı gizlice (neredeyse apaçık bir şekilde) sevmek pek de akla uygun olmasa gerek. Kitabın cümleleri; ne ismi ne de bu büyük aşkı sırtlayacak güce sahip değil. Basitçe kurulmuş edebilikten uzak art arda sıralanmış kelimelerle yazılmış bir kitap.
Kitapta yer alan mantık hataları ise bırakın bir yazarı, lise öğrencisinin bile yapmayacağı cinsten. 189. sayfada Mihrimah Sultan ile Rüstem’in bir yıl önce evlendiği söylenirken 197. sayfada bu evlilik daha gerçekleşmemiş gibidir: “… Mihrimah’la Rüstem’i evlendirme konusunda yol alacağını düşünerek sevindi.” Mihrimah’ın kızının dünyaya gelişi ile Mihrimah için yapılan caminin süreleri hesaplandığında da süreler konusunda bir sıkıntı olduğu görülmekte. Zigetvar dönüşü saraya güle oynaya giren Sokullu Mehmet Paşa tasviri ise mantık sınırlarının çok uzağında. Bir veziriazam düşünün ki Padişahın kaybedildiği bir savaşın dönüşünde saraya eğlenerek girmektedir. Mimar Sinan’ın, Kanuni’nin yanında Mihrimah Sultan’ı süzmesi kadar büyük bir mantık hatası…
Kitabın her yaprağının neden sadece bir yüzünün kullanıldığı da merakımı cezbeden bir başka soru? Oralara not mu tutmamız gerekiyor yoksa kitabın 125 sayfaya düşecek olması mı engellenmiş. Yayınevi elbette sorumuza bir cevap verecektir.
Kişiler ve kurumları karalamak için değil edebiyatın ciddi bir iş olduğunun farkına varılması temennisiyle yazdıklarım; isme aldanarak alınan bir kitabın oluşturduğu hayal kırıklığının eseridir. “Aşk Neyin Kısaltması?” kitabının yazarı Tuna Kiremitçi, kitabın ismiyle içeriği örtüşmediği için okuru kandırmakla suçlanmıştı. Şimdi ben aynı suçu, okuru kandırmak suçunu, yukarıda belirttiğim sebeplerden dolayı yazara ve yayınevine yöneltiyorum. En çok satanlar raflarında yer alan bu kitaptaki tek kaygının “satmak” olması çok acı.
Kitap sevdalılarına saygı ile…