Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

drpozitif Tarafından Yapılan Yorumlar

16.09.2024

Doğa mı yoksa çevre mi tartışmasını yapan yazar, aslında ikisi arasına bir sınır çizmenin zorluğunu dile getirip “her ikisi de!” diyor. Ve bazı çıkarımları var:

• Genler dayatıcı zorbalar değildir, gen ifadeleri –çevre koşulları doğrultusunda- seçenekler içerir. Yine de hayat adil değildir.
• İyi ebeveyn olmak önemlidir ama çocuklar (biraz da miras aldıkları genler yüzünden) istediğimiz şekli verebileceğimiz oyun hamuru değildir.
• Sosyal hayvanlar olmanın da etkisiyle, çocukluk ve ergenlikte akran etkisi ebeveyn etkisinin önündedir.
• Doğal yeteneğin istikametinde yürümek, başarı şansını artırır.
• Gen varyasyonlarımız (ve yetişme koşullarımız) ancak pozitif ayrımcılıkla telafi edilebilir. Değilse cins, ırk, görüntü ayrımı yapılmasa bile, salt fırsat eşitliği bile doğanın kayırmalarına gözünü kapamak demektir.
• İnsan ırklarında genlerin payı yok gibidir, farkı asıl belirleyen kültürdür. Irkçılık ateşini, rakipler harlar.
• Özgür irade bir yanılsamadır.
13.09.2024

Kendini dünyanın merkezi sayan insanı, teleskop ve mikroskopun tevazuya yönelttiği söylenir:

Ben yaşamımıza genlerin bencilliğinin yön verdiği gerçeğiyle yüzleşmemizin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Özveri/fedakârlık olarak nitelediklerimizin gerisinde de bencillik yatıyor.

Neden bir dehanın çocuğunu yavru edinmek yerine –bazı riskleri göze alarak- kendi yavrumuz için olağanüstü fedakârlıklara katlandığımızı, bir yangında insanları hangi sırayla kurtaracağımızı belirlemede neden zorlanmayacağımızı, eş seçme ritüellerinde erkek ve kadınların farklı davranış kalıplarının nedenlerini, doğal seçilimin neden yaşlıların ölümünü çok fazla umursamadığını (ve daha pek çok şeyi) genlerin bencilliği savıyla kolayca yanıtlayabiliyoruz.

Richard Dawkins’in Gen Bencildir kitabı bir canlılar bilim klasiği. Hâlâ okumamış olan varsa, mutlaka okumalı derim.

1976’da yazılan kitabın çevirisini 1995’te TÜBİTAK yayımlamıştı. Tüm evrim kitaplarıyla birlikte hasıraltı edildi.
27.08.2024

Günümüzü aktivite ve uyku şeklinde ikiye böleriz. Ama bedenimizin 24 saat boyunca benzer çalıştığı yanılsamamız vardır.Oysa gün boyu pek çok işlevimizde –günün zamanına bağlı olarak- inanılmaz değişiklikler vardır.Bunlar evrimsel olarak genlerimize kazınmıştır.

Ne var ki, modern aydınlatma imkânları sayesinde, yaşamımızı kadim atalarımızın yaşadığı karanlık-aydınlık döngüsünden kurtarışımızın bazı bedelleri oldu.Sorun o ki, bu bedellerin yeterince ayırdında değiliz.

Geç yatıyor, az uyuyoruz.Kimimiz vardiya gibi, fizyolojimize uygun olmayan yaşam koşullarına boyun eğmeye zorlanıyoruz.

Kitap beden saatimizin farklı işlevlere yansımasını temel alarak, kimi aktivitelerimizin zamanlaması konusunda tavsiyelerde bulunuyor ve beden saatimize uymayışımızın olumsuz sonuçlarına dikkat çekiyor.

Tabii ki, önerileri de var.

Konunun uzmanı, ömrünü sirkadiyen ritme adamış bir akademisyen olarak bilime yaslanmasını değerli buluyorum.Mükemmel olarak niteleyemem ama okunmaya değer.
16.08.2024

Yazar bağ kurmanın en temel ve en değerli insan davranışlarından biri olduğunu; en çok da bebeklik ve erken çocukluk döneminde anne (ve bakıcı) ile kurulan ilişkiyle şekillendiğini ileri sürüyor.

İnsanları bu yönden dörde ayırmış: En büyük ve ortadaki dilim sağlıklılar. Uçlardan birinde fazlaca güven arayışında olan ‘kaygılılar’, diğer uçta başının çaresine bakmak zorunda kalan veya bunu tercih eden ’kaçınanlar’ var. Az sayıda da hem kaygılı, hem kaçınanlar.

Yazar, ilginç bir biçimde en sorunlu ilişki biçimi iki uçtakiler arasında olmasına (ve pek önermemesine) rağmen, kaygılılarla sakınanların birbirlerine daha çekici geldikleri iddiasında.
Ancak hangi ilişki biçimi olursa olsun, sorunların olabildiğince sükûnet ortamında, ihtiyaca odaklanarak, -suçlamadan- cesur, dürüst, içten, net ifadelerle etkin iletişim kurularak çözülebileceğini belirtiyor. Buna ortak bir şeyler yapmayı ve ‘ne kadar yakın, o kadar iyi’ şeklinde oksitosinin gücünden yararlanmayı eklemiş.
16.08.2024

Tıbbın dönüştüğü yer ve yeni insan nitelemesi ilgimi çekmişti. Yayımlayan kurumun kitaplarını da genelde beğendiğim için çıkar çıkmaz aldım ve okudum.

Hücre üzerinden tıp tarihinin bir özeti gibiydi. Bir hekim olarak tıp dağarcığıma fazla katkısı olmadı. Hekim olmayanlar veya hatırlamak isteyenler için yararlı olabilir. Tıbbın dönüştüğü yer konusunda zayıf buldum, beklentilerime karşılık bulamadım. “Yeni insan” adına da pek bir şey yoktu.

Buna karşılık bilim dünyasının pek bilinmeyen arka planına ilişkin hikâyeler hayli ilginçti: Bilim insanların ödediği ağır bedeller; birbirleriyle kimi zaman tatlı, kimi zaman ölümcül rekabetler; başkalarının sırtına basılarak kazanılan Nobel ödülleri…