Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
KY-1311048 Tarafından Yapılan Yorumlar
Ateşli bir kraliyetçi olan yazar, Fransız devrimine karşıt görüşlerinden ötürü 1792’de giyotinle idam edilmiş.
Roman, genç bir erkeğin benliğini ele geçirmeye çalışan Şeytan’a karşı olan uğraşını ele alıyor. Başlangıcı şöyle:
İspanyol süvarisi Álvaro, Napoli kralının muhafız alayında yüzbaşıdır. Bir akşam asker arkadaşlarıyla içerken konu kabala ve kabalacılara gelir. Herkes kendi odasına çekildikten sonra, konuşmalara hiç katılmamış olan, birliğin en yaşlı askeri Soberano ruhlarla iletişim kurulabileceğini söyler. İlgi gösterince de Álvaro’yu bir harabeye götürür. Yere bir pentagram çizen Soberano, Álvaro’ya söylemesi ve yapması gerekenleri anlattıktan sonra yanındaki iki arkadaşlıyla birlikte oradan ayrılır. Ritüelin sonunda Beelzebub yani Şeytan gelir ve Álvaro’ya ne istediğini sorar... İlerleyen sayfalarda Şeytan, çok güzel bir kadın kılığına girerek önce Álvaro’nun uşağı, sonra da tutkunu olur. Álvaro ona Biondetta adını verir...
“Kırsal Alan Dehşetleri” başlıklı önsözünü üstat Giovanni Scognamillo’nun yazdığı kitapta altı öykü yer alıyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere bunlar korku, gerilim öyküleri. Öykülerde Türkler’in eski öz inançlarının, şamanik unsurların Orta Doğu inançları ile harmanlanmış olduğunu ama şamanik inanç unsurlarının belirgin biçimde baskın olduğunu görüyorsunuz. Zaten günümüzde de Türkler eski inançlarını bir islam kılıfı altında yaşamaktalar ki bu bütün uluslarda görülür. Hiçbir ulus yeni bir inanca geçince eski inançlarını, eski kültürünü terk etmez, onları yeni inancın içine yedirerek yaşatır.
Kitaptaki öykülerden özellikle “Gelin Otu” adlı olanında bu açık olarak görülüyor. Bu öyküde yalnızca Türk halklarında görülen ayırt edici bir mitolojik/kültürel motif olan Albastı (öteki adları Alkarısı, Albız, Abası, Almış, Alpas, Albaslı Kadın) işlenmiş. En beğendiğim öykü de bu oldu. Yazar Işın Beril Tetik konuyu çok güzel -ve tabi ki kendi yorumuyla- işlemiş…
Güzel öykü, beğendim... Yazarın anlatımı hafif, Türkçe’si duru (biraz daha duru olabilirdi). Karakterlerin çoğunlukla öz Türkçe adlar taşıması da çok güzel.
Ancak saldırgan ve yok edici ırk Lori’leri Moğollar’a benzetmesi saçma. Avrupalı ulusların tarih boyunca yaptıkları kıyımlara oranla Moğollar’ınki devede kulak bile değildir. Ama zihinlere tutkal gibi yapışmış Moğol=Kıyım biçimindeki Batı (ve de Arap) kökenli çarpık ve yapay düşünce, bu romanda da yineleniyor...
Ayrıca, Moğollar deyince Cengiz Han’ın kurduğu Türk-Moğol devleti kastedilir ki bu devletin ordusunun dörtte üçünden çoğu Türk’tür, kurucu unsurunun da öyle. Ama unuttuğumuz eski geçmişimizi zamanında Arap bakış açısından anımsadığımız için, Araplar’ın Türkler hakkındaki yalan ve kine dayalı düşüncelerini “Moğol” deyimiyle perdelemiş, koskoca bir Türk-Moğol devletini tarihimizden söküp atmış, Moğol’u düşman bellemiş, tarihimizin bir bölümünü yok saymış durumdayız...
Güzel ve eğlenceli bir çocuk kitabı. Adının akla getirebileceği gibi çocukların yüreğini hoplatacak, yatarken başlarını yorganın altına saklamalarına neden olacak bir kitap değil. Çünkü Topaç’ın dolabından çıkan Umacı korkutmak yerine, ona yardımcı olmayı yeğliyor. Ayrıca kitap baştan sona esprilerle dolu, hemen hemen her paragrafta en az bir espri var; hem de oldukça güzel espriler.
On yaşından başlayarak her çocuk okuyabilir. Yalnız kitabın puntosu bir çocuk kitabı için küçük. Kitabı, çocuk kitaplarından hoşlanan büyükler de okuyabilir. Zaten yazar, kitaplarını “her yaştan ruhlar için” yazdığını belirtiyor…
Yapıtı pey beğendim. En hoşuma giden taraf karakterlerin Türkçe adlar taşıması oldu: Kara, Taluy, Gökçe, Engin, Eci, Puur, İğbüken, Ezgin, Aydı, Gürbüz, Kiçi Söygin, İyican, Düzgün, Pak...
Yazarın kullandığı bu adlardan Taluy, bugün Anadolu Türkçesi’nde unutulmuş olup “okyanus” anlamına gelir; Orkun Anıtları’nda da geçen bir sözcüktür. “Puur” bizim kullandığımız “buğra” sözcüğünün günümüz Altay Türkçesi’ndeki karşılığı. Kiçi Söygin adındaki “söygin” sözcüğünün anlamı sanırım “seven”; çünkü Türkmence’de bizim “sevgi” sözcüğümüz “söygi” olarak kullanılmakta. “Kiçi” sözcüğü ise Türkmece’de “küçük” anlamını taşıyor. Tabi bunlar benim yorumlarım, yazarın niyetini tam olarak bilmiyorum. Ama yazarın, karakter adlandırmasında yalnızca Türkiye Türkçesi ile sınırlı kalmadığı, başka Türkçe şivelere yöneldiği açık...