Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
KY-1311048 Tarafından Yapılan Yorumlar
Şeytan, Dünya’yı deneyimlemek, kendi deyimiyle, oyun oynamak için yeryüzüne iner ve Amerikalı milyarder Henry Wandergood’u öldürerek bedenine girer. Dünya’daki yolculuğunda, kendisiyle birlikte cehennemden gelmiş bir zebani yardımcısıdır; o da insan bedenine bürünmüş olup adı Irwin Toppi’dir. Yapıt bize Dünya’da bir (ya da birden çok) şeytana gerek olmadığını, zaten insanın ihtirasta, bayağılık ve düşmüşlükte Şeytan’dan kat kat üstün olduğunu anlatır, hatta bunu kanıtlar.
Oyun oynamaya, insan olmayı deneyimlemeye geldiği Dünya’da Şeytan’a pabucu ters giydirilir. Aşkın acısını bile tadar Dünya’da Şeytan. Aslında insanın olduğu Dünya’da, Şeytan’a hiç de gerek yoktur.
Roald Dahl’ın yalın, açık, okunması kolay bir anlatım tarzı var. Kitaptaki bütün öyküleri beğendim, hepsi de birbirinden güzel. Ayrıca belirtmek gerekir ki "Çantada Keklik", bir yazarın ilk öyküsü olmak için fazlasıyla iyi bir çalışma...
Ahlaksızlığın, bencilliğin, kötülüğün cezalandırılmasına dayanan bir öykü; her ne kadar cezalandırıcılar, işin ahlak boyutuyla pek ilgilenmeseler de... Dünyaya penisinden bakan şehvet düşkünü bir ahlaksızın mutlak bencillikle harmanlanmasından ortaya çıkan kötücül benliğinin cezadan ve acıdan başka bir şeye hak etmediğinin vurgulanması... Ve bu kötücül benliğin ceza ve acıya kavuşmasını bekleyen okura bunun yavaş yavaş sunulması...
Roman, adına yakışır biçimde baş karakter yaşlı gazetecinin yaşamı boyunca birlikte olduğu orospularla dolu. Yazar, anlatmak istediği “yaşlılığın bilincine varmanın insan psikolojisi üzerindeki etkisi”ni öyküsüne orospuları, pezevenkleri doldurarak aktarmak yerine daha düzgün bir yol seçseydi çok güzel bir yapıt diyebilirdim. Ama o böyle bir yol tutmuş... Üstelik doksan yaşında bir adamın on dört yaşında bir kıza ilgi duyması da pedofiliden başka neyle açıklanabilir?
Bunun yanında Márquez insanın yaşlandığını kabullenmesinin zorluğunu, kabullenip kavradığında da bir “aşk”ın onu tazeleyebildiğini, yaşlılık anlarında geçmiş günlerin akla gelmesiyle yüreğin nasıl burulduğunu etkileyici bir dokunaklılıkla anlatmış. Romandaki karakterlerden yetmiş üç yaşındaki eski fahişe Casilda Armenta’nın şu sözleri hem vurucu nitelik taşıyor, hem de durumu özetliyor: “Yaşlandık bile. Sorun şu ki, insan öyle olduğunu içinden hissetmiyor, ama dışarıdan bakan herkes bunu görüyor.”
Kitap Göktürkler’in (Aşınalar’ın), geniş anlamda ise Türkler’in, bağımsızlıklarını kurmak üzere Cücenler’le olan uğraşlarını, bu uğurda neler yaptıklarını anlatıyor; Göktürk Devleti’nin kurulması ile de sonlanıyor.
Roman Göktürk Devleti’nin kuruluş öncesini ve kuruluş dönemini tarihin çizgisinden pek fazla sapmadan aktarıyor (elbette küçük farklar var) ve ana tema “Türk birliğinin sağlanması.” Ama bu düz bir tarih romanı değil. Yazar fantastik unsurları da serüvene yedirmiş: Kamlar (şamanlar), kamların yaptıkları büyüler ve karşı büyüler, kadim Türkler’in geçmişini anlatan yitik kitap, insan gövdesine giren karanlık tinler (ruhlar), gölgeleri (karanlık ruhları) öldürebilen pusatlar (silahlar) vs. Dolayısıyla tarihsel gerçekler fantastik unsurlarla harmanlanıp okuyucuya bir tür alternatif Göktürk tarihi sunulmuş. Ama yukarıda da değindiğim gibi genel tarih çizgisinden aşırı ölçüde sapmıyor.