Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ginza Tarafından Yapılan Yorumlar

24.01.2008

İlk kez bir şiir kitabından, çok iyi bir romandan aldığım zevki alıyorum. Böylece Nazım Hikmet'le de tanışmış oldum. Ben genelde romanı tercih ettim, romanda bilgi yoğun, şiirde duygu. Ama şiir okumanın da zamanı gelmiş demek.
24.01.2008

Birinci cilde yazdığım yorumdaki düşüncelerim aynen devam ediyor.
Bahsettiği dönem gerçekten ilginç, incelenmeli. O dönemden bahseden kitapların okurlara da topluma da faydalı olacağını düşünüyorum-günah çıkarma bir anlamda-eğriyle doğruyu ayırdetmek lazım. Sadece üzülmek yetmez, düşünmek de lazım.

Vedat Türkali gerçekten usta bir yazar. Kitabın kurgusu da çok sağlam-işkence bölümlerinde biraz dağılmış gibi geldiyse de sağlam. Aşkın sıkıntısını ve üzüntüsünü de-yani karanlık tarafını gerçekten hissederek ve hissettirerek anlatıyor-Kayıp Romanlar'da da dikkatimi çekmişti. Kitaplarını zevkle okudum.

Tabii bu kadar usta bir yazar olması, Vedat Türkali'nin bahsettiği sorunlara mantıklı hiç bir çözüm getirmemesini engellemiyor. Vedat Türkali'nin çözümlerinde eline silahı alan ölüyor öldürüyor. Türkiye için önerdiği iyi yolların hiç biri de bana iyi gibi gelmedi. Kendisiyle aynı siyasi görüşü paylaşan diğer entellektüellerin de böyle düşünüp düşünmediğini bilmiyorum-ama bir ülke için iyi olan bir yol, aynen alınıp uygulandığında bir başka ülke için iyi olamaz. Bunun üstüne bir de Türkali'nin Atatürk'e (her konuya olduğu gibi) aşırı tepkisel yaklaşımı konunca, kendisinin çözümlerini ciddiye almakta zorlanıyorum ben. Atatürk'ün putlaştırılmasına ben de karşıyım, tanrı gibi uzaktan bakılmasına ve yaptıklarının insanüstü görülmesine de-bunlar insanı tembelliğe itiyor çünkü. Ama Vedat Türkali'nin Stalin'le Atatürk'ü karşılaştırıp Stalin'in devrimini Atatürk'ün yaptıklarından üstün bulmasına da doğrusu hayret ediyorum-ve zeki ve engin bilgili bir insanın bu düşüncesinde yine kötü niyet arıyorum. İnsanın kendi ülkesinde tüm dünyanın örnek aldığı kendi insanına uygun, kendi kanıyla canıyla bedelini ödediği devrimini anlaması dururken başka bir devrimi örnek alıp onun getireceklerini özlemek niye acaba?
Madem düşündüğün çözümün ülkenin insanları için en mükemmel çözüm olduğuna inanıyorsun, burada kalıp sonuna kadar mücadele etmek varken Sovyetler Birliği'ne gidip hazıra konmak neden bir de? Sol görüş toplumcu değil midir?

Bu konuda daha çok okumak lazım.
17.01.2008

Ben şu zamana kadar Vedat Türkali kadar taraflı yazan, ve bunu da bu kadar abartılı yapan bir yazar tanımadım.
Kitabın edebiyat kısmından uzunca bahsetmek isterdim ama diğer konu o kadar ağır basıyor ki, kısa geçeceğim burasını-kitap güzel okunuyor, olaylar ilgi çekici, karakterler de öyle. Yalnız ben tuğladan daha kalın olan ve yer yer takip edilmesi, anlaşılması zor, sayfalarca düz yazı olarak devam eden ve bazen sıkan bir kitabın, nasıl olup da hatırı sayılır sayıda okuyucu tarafından yorumunun yapıldığına (yani okunduğuna) şaşırdım. Başka bunca güzel ve çok daha kolay okunacak kitap varken Vedat Türkali'nin bu kadar popüler olması ilginç-okuyanı da okutanı da kutluyorum.
Bu ikinci kitabını da okuduktan sonra, Vedat Türkali'nin başka bir dünyada yaşadığına karar verdim. Onun dünyasında sadece kendisinin ideal olduğunu düşündüğü şeyler var-bunların gerçek dünyada mutlaka arkadan gelecek sonuçları yok. Bu şekilde düşünmezsem, Türkali'nin kötü niyetli olduğunu düşüneceğim- ama öyle olduğunu sanmıyorum. Kendisinin, kendi özel dünyasında yaşadığını düşünüyorum.
Yazar olarak inandırıcılığı yok. Türkiye'de yaşayanları (yaşamış olanları da) sevdikleri ve sevmedikleri olarak ikiye ayırmış - sevdikleri, eğitimli insanlar, hem batı müziği dinliyorlar hem Türk müziği, mercimekli bulgur pilavı yiyip tarhana çorbası içiyorlar, aşık oluyorlar, kendilerini ideallerine ve insanlığın kurtuluşuna adamışlar, son derece dürüstler, içtenler, bilinçleri açık ve diğerlerinin söyleyişiyle komonistler.
Diğerleri ise, (bunlar bu kitapta hükümet yanlısı olarak veriliyor-ve bu guruba devlet için çalışan herkes ile Türkali'nin sevmediği diğer insanlar giriyor) cahil, devlet için çalışan üst düzey kişiler bile olsalar, dilleri bir komünist kelimesine dönmeyen, halbuki komünistlerin peşinde olan, Almanya'ya Alamanya diyecek kadar eğitimsiz, diğer taraftan kahvaltıyı havyarla yapmayı seven, her tür düzenbazlığı ve sahtekarlığı severek yapan aşk nedir bilmeyen önlerine gelenle yatan, halkı hiç düşünmeyen, ya da sadece onu soymayı düşünen, işte böyle aptal, faydasız-hatta zararlı-ve eninde sonunda devletle bağlantısı olan tipler. Bu kadarı da komik olmuş.
Kitap zevk vermiyor demeyeceğim-çünkü Vedat Türkali usta bir yazar. Yalnız çelişkiler içinde kendisi ve bunu had safhada da hissettirmiş-yazarların daha zeki yazmalarından hoşlanırım. Vedat Türkali'nin yenemediği ve yaşına rağmen dizginlemeyi de başaramadığı bir öfkesi olduğunu düşündüğümü bu yorumumda da yineleyeceğim. Sadece yazarlardan değil, olgunluk dönemine girmiş herkesten nesnellik bekliyorum ben-olgunluk da bu demektir, yaşça büyük olanların fikirlerine bu yüzden önem verilir-diye düşünüyorum. Tabii Türkali'de öyle düşünemiyorum. Kendisi neredeyse bir asır yaşamış bir insan gibi değil, bir ergen gibi yazıyor-bu anlamda.
Bu arada Türkiye'nin güneydoğusunda Kürdistan varmış-Vedat Türkali öyle diyor. Kitabın sonunda-etkisi daha fazla olsun diye özellikle bu tartışmayı sona aldığını düşünüyorum-bu konuyla ilgili ilginç bir bölüm var ve orada Türkiye ülkesinin içinde Kürdistan ülkesinin olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Benim anlamadığım şu-Vedat Türkali ulusalcılıktan ve ulusalcılardan nefret ettiğini her fırsatta (abartılı) bir biçimde belirtiyor. Ulusalcılıktan neden nefret edilir? Kendini o ulustan görmeyenler kötü hissedeceği için, yani ayrımcılık olabileceği için. Peki Vedat Türkali her kitabında bu ayrımcılığın kralını yapmıyor mu-sevdiğim insanlar dürüst olur bulgur yer Türk kelimesini sevmez (ama diğer tüm ırklara bayılır), sevmedilerim devlet için çalışır, çalar çırpar havyar yer diyerek?
Daha ikinci cildi var-bakalım orada neler olacak?
Bir de yayınevlerinin kitapları bu kadar kalın basmalarını doğru bulmuyorum-fiziksel olarak zor oluyor okumak da taşımak da. Diğer türlü de fiyat mı artıyor?
07.01.2008

Offf nasıl üzülüyorum Attila İlhan'ı ölmeden önce keşfedemedim diye...Okudukça üzülüyorum, daha çok okuyorum daha çok üzülüyorum. Hiç olmazsa bir kaç söyleşisini izlerdim, tvde gördüğüm yerde kaçırmazdım, belki de tanışmaya çalışırdım valla. Bu kitabı ben yazsam düşüncelerim %95 böyle olurdu-kendisine katılmadığım bir kaç nokta var sadece. Kitaplardan alıntı yapmayı pek sevmiyorum, kolaycılık gibi geliyor bana ama bazen de yapmadan duramıyorum. Buraya almak istediğim tüm satırları yazsam kitabın da özetini yapmış olurum, onun için, daha yeni Vedat Türkali'nin Kayıp Romanlar kitabını bitirmiş biri olarak, şarkı türküyle ülke olunabilineceğini sanıp oyuna gelenler için şu alıntıyı yapacağım sadece: Senegalli aydın Diop der ki: 'sömürgeci bu, sömürdüğü ülkeyi uygarlaştırıyorum der, bunu o ülkeye kendi kültürünü ve teknolojisini aşılayarak yapar, öyle ki sen bağımsızlığını elde ettiğin anda, birdenbire ekonomik ve kültürel olarak kıyamete kadar ona bağlanmış olduğunu fark edersin: Üstelik, bu arada ulusal kişiliğini yitirdiğinden, bir uşağın efendisine bağlılığına benzer bir bağlılıktır bu' Düşündürücü değil mi?...

Söylediklerinin şu anda bir çok insanın dilinde olması, onu daha okunur kılıyor bence. Ve kaç kişi bu kadar sağlam bir alt yapıyla, bu kadar dibini kazıp bu kadar derin bilgi vererek yapıyor bunu? Konuşuyoruz konuşuyoruz ama ne biliyoruz biz? Duyduklarımızı tekrarlıyoruz, papağan gibi. Ülke olarak içinde bulunduğumuz durumun nedeni ne, ne zaman ve nasıl girdik bu yola-kaç kişi merak edip araştırıyor acaba?

Bu kitapta çok ders var, daha fazla okumasını ve anlaşılmasını diliyorum. Attila İlhan'ı çok takdir ediyorum ve büyük zevk alarak okuyorum. Ve özeniyorum...
06.01.2008

Kadının neredeyse erkeğin önünde durduğubir kitap, hem de 1958 yılında yazılmış-ilginç. Müstehcen diye yasaklanmış-tabii 2008 yılında bize hiç de müstehcen gelmedi ama basıldığı yılı düşününce olabilir. Toplumun düzenini bozacak aşırılıkta yayınlara ben de karşıyım-sansür yanlısı değilim ama her üyesinin aynı seviyede eğitimli ve kültürlü olmadığı bir toplumda-yani her toplumda-kitlelere ulaşacak yayınların, tvnin vs kontrol altında tutulması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunun derecesi çokiyi ayarlanmalı ve mükün olduğunca hafif tutulmalı. Bir çok kitapta köylerde cinselliğin garip bir serbestisi olduğunu okudum-bu kitapta da öyle. Ama böyleyse de böyle-durum buysa kitaplara da geçebilir, saklamanın anlamı yok, aksine ülkenin bazı yerlerinde olan biteni, ülkenin başka yerlerinde farklı hayatlar yaşayan insanların da öğrenmesinin zararı değil yararı var bence. Ben bu kitabı çok beğendim, düşüncelerimi tam olarak toparlayıp yazamıyorum ama herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edilebilecek, ve herkesin de zevkle-ve üzüntüyle-okuyabileceği bir kitap bu. Bu ülkede hala bu kadar azla yaşayan insanların yaşıyor olması utanç verici bizim için.