Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ginza Tarafından Yapılan Yorumlar

03.01.2008

Son zamanlarda tesadüfen aşkı ve acısını çok güzel anlatan yazarları okuyorum. Ya da belki ben bahsedilenleri daha iyi anlıyorum. Ama bu kadar aykırı aşk hikayelerine arka arkaya denk gelmem mutlaka tesadüf. Bu kitabın filmi de vardı-ben tamamını seyretmedim ama yaşlı ve hasta bir adamın genç ve güzel bir erkek çocuğa olan tutkusunu anlattığını hatırlıyorum. Thomas Mann en hüzünlü olayları bile biraz sivri ve alaycı bir dille anlatıyor ama bu kitap hakikaten muhteşem. Kısa bir öyküye bu kadar felsefenin, böyle akla ziyan bir aşk hikayesiyle sığdırılması ilginç. Okuduğum usta yazarların kitaplarında ister kadın olsun ister erkek, 20 yaşında veya 80 yaşında, ister karşı cinse aşık olsun ister hemcinsine, aşık olanı anlıyorum ve yaşadıklarını yadırgamıyorum, acı çekiyorsa onun kadar üzülüyorum. Dünyada bir kaç duygu var galiba, aslında hepimizin yaşadıkları aynı. Kahramanlar değişiyor. Okunası bir kitap.
02.01.2008

Öyle haksız bir kitap ki bu...Okurken zaman zaman sinirlendim, şimdi sadece üzülüyorum... Vedat Türkali iyi bir yazar belli ki, ben tasvirlerden de zevk aldım, öykü biraz aykırı olmasına rağmen, ondan da. Ama...neden yaptı bunu acaba? Para için mi, yaşına rağmen yenemediği öfkesinden mi, yoksa dünyada değil uzayda yaşadığından mı? Kitapta teröristlere övgüler düzüyor-terörist diyorum, çünkü dağa çıkanlarla şehirde temiz yaşayanlar arasında hiç bir ayrım yapmamış. Teröriste bir kere bile terörist dememiş, ölen teröristlerin acısını anlatıp ağıtlar düzmüş, onların öldürdüklerini, sadece sorguya çekilirken bir görevlinin ağzından 'şehit aileleri var, parayı onlara bağışlayın' diye, benim de okurken içimi kıpırdatmayan ve hiç bir şey hissettirmeyen bir cümleyle anmış. O kültürü yaşatmanın gerekli olduğunu söyleyip, bunun için de insanları alışveriş merkezlerine, metrolara koydukları bombalarla katletmelerini haklı bulmuş. Onların ölümlerine ağlıyor Vedat Türkali, ama farkında değil ki onlar var olma savaşı veriyorlarsa, bu millet de kurtlar sofrasının en sıcak noktasında yok olmama savaşı veriyor...Kültürler yok olmasın yaşasın, ama dünya böyle güllük gülistanlık değil malesef. Verelim, isteyene toprak verelim, siz bilmem kaç bin yıl önce buralardaydınız, alın burası sizin olsun diye. Önümüze sürülen her yalanı kabul edip her isteyene toprak verelim. Sonra biz birilerinin maymunu olalım, bizim kültürümüz yok olmaya başlasın, bu sefer de biz mi dağa çıkalım? Tabii bu ali veli Vedat Türkali meselesi değil, bunun kültür yaşatmayla falan da alakası yok. Neyle alakası olduğu belli.
Kitabı okudum Türkiye'den soğudum neredeyse, biz ne ülkeymişiz de buradaki doktorları bir kanser ameliyatını bile yapamayacak kadar yetersiz görmüş Vedat Türkali, tüm ameliyat edilecek hastalar yurtdışına götürülüyor, kitapta kendisinin Türk diye bahsettiği herkes kapıları kırarak içeri giriyor, sorguya çekiyor, işkence yapıyor. Türk olduğu üzerine basılarak vurgulanan herkes gri ve siyah, diğerleri rengarenk, türküler söylüyorlar, haklı olarak adam öldürüyorlar, haksız yere öldürülüyorlar. Nesnellikten bu kadar uzaklaşılır, pes yani.

28 yaşındaki bir kadınla 78 yaşındaki bir adamın aşkını biraz yadırgadıysam da, öyle hoş anlatmış ki, okurken zevk aldım. İnsanı ümitlendiriyor bu kitap bu anlamda-aşkın gerçekten yaşı yok galiba. Beklenen sonla bitti, ama o açıdan da çok üzücü oldu doğrusu...Vedat Türkali bir İstanbul hayranı belli ki, İstanbul'u da öyle güzel anlatmış ki...canım Piyer Loti'ye gitmek istedi kitabı okurken.
22.12.2007

Bence bu sayfada kitabın içeriğinden yapılmış olan alıntı, kitabın vasat bir bölümü. Bu kitabın da yarısına gelene kadar paramın pek de yerini bulmadığını düşündüm, hatta Aziz Nesin'in böyle özensiz bir eser ortaya çıkardığına şaşırdım, herhalde o da para için bir kaç bir şey yazmış, bend e bula bula bunu buldum alacak dedim. Ama yarıyı geçince düşüncem değişti. Özellikle Yolunu Şaşıran Kurt hikayesi bomba, 50-100 yıl sonrasının Amerika-Türkiye vaziyetini bu hikayeyi okuyarak gözümüzün önüne getirmemiz gayet mümkün. Ders çok da, çıkarana...
21.12.2007

Kitap yarısından sonra tat vermeye başladı bana. Attila İlhan'ın ne demeye çalıştığını o zaman farkettim. Roman olarak Aynanın çindekiler serisinin kitapları kadar tatmin edici değil, ama bu kitapta zaten başka bir şey yapmaya çalışmış yazar. Attila İlhan'ın da acısını çektiği dönem nasıl bir dönemmiş ki, hakkında kitaplar yazıla yazıla bitirilemiyor, bir dönemin insanını yemiş bitirmiş bu dönem. Uğruna çaba harcadıkları şeye ne kadar inanmışlar ki hayatlarını bu davaya adamışlar, Memleketlerinden, sevdiklerinden, işlerinden, her şeylerinden vazgeçmişler...İnanmışlığın gücüne bakar mısınız...
Kitaptaki şu paragrafı da buraya almak istedim: 'Sözler
düşünceler, fikirler, olayları şu ya da bu yönden ışıklandırıyor; bazen şöyle, bazen böyle gösteriyordu. Bazen çiçek, bazen kuş diyorduk. Bazen çiçek olması daha akla yakın görünüyordu, bazen kuş olması. İşin aslında, onun ne olduğunu gerçekten bilen birisi, galiba yeryüzüne gelmemişti. Yoksa biz, kıyamete kadar, soru işaretlerinin çilesini çekmeye hüküm giymiş, lanetli ruhlar mıyız?'
10.12.2007

Aynı Hangi Seks. Bence bu kitaplardan birine gerek yokmuş-birinden biri biraz daha kalın basılabilirdi.
Kesinlikle ilginç-zaten konu ilginç. Attila İlhan da bayağı araştırma yapmış bu konuyla alakalı. Edebi'nin yorumuna bir anlamda katılıyorum, eşcinsellik veya çoğunluğun kabul etmediği türden herhangi bir cinsellik bilinçli bir seçim değil, benim kendisinden ayrıldığım nokta bu olabilir. Bilincin değil bilinçaltının yaptığı bir tercih bu. Diğer psikolojik bozukluklar gibi tedavisi vardır mutlaka-ama bozulan her şeyi düzeltmek zordur. Psikolojikse ekstra zordur. Hele cinsellikle ilgiliyse herhalde çok ama çok zordur. Zaten herkesin aynı olması gerekmiyor dünyada-ama insan düzeltilmesi çok zor olan ve aslında kendisinin tercihi olmayan bir...durumdan dolayı acı çekiyorsa...bu gerçekten çok üzücü oluyor...