Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ginza Tarafından Yapılan Yorumlar

02.11.2007

Nedense bir şekilde son zamanlada okuduğum kitapların çoğu aykırı ilişkilerden bahsediyor. James Baldwin de zaten aykırı ilişkilerin yazarı-ırklararası, hemcinslerarası ilişkilerin bunalımını (gerçi her ilişki bunalımlı) da hissettiriyor. Kendini beyazlardan aşağı görüp aslında öyle olmadığını kanıtlamaya çalışan zencilerin duygularını da gayet güzel aktarıyor (ki bu durum Amerika'da hala aynen devam ediyor). Zaten iyi yazarlığın bir kısmı duyguları ifade edebilmekte-James Baldwin de bunu iyi yapıyor, Attila İlhan da. Okuru olaydan koparmadan sonuna kadar okutan bir kitap daha...

Kitabın sonlarına doğru yazım hataları artıyor-neden acaba?
29.10.2007

Aslında psikolojik bir kitap ama okunması da kolay, üzerinde düşünülmesi de. Tabii kimin neyi ne kadar düşüneceği de, okuyanın cesaretine ve derinliğine kalmış. Paulo Coelho'nun en açık ve net anlaşılan kitaplarından biri bence; bu tür kitapları ilgi çekici hikayeler halinde sunmak da güzel bir fikir. İnce ama dolu bir kitap. Beni en çok etkileyen karakter Berta oldu...gerçek olgunluğa erişmiş insanlara duduğum hayranlıktan olsa gerek...ve böyle insanların moral bozacak kadar az oluşundan...
25.10.2007

Taner Akçam'ın bu kitabını 2005 Tüyap Kitap Fuarı'nda almıştım, okumaya başlaması bugüne nasip oldu. Bunu neden söylüyorum?...
Kitabın hanüz sadece önsözünü okudum, ve gerisini okumayı beklemeden yorumumu yapmaya karar verdim (içeriğini de gözden geçirdim elbette, o nedenle bu yorumu kitabı bitirmeden yapabileceğime karar verdim)
Taner Akçam geçmişimizle yüzleşmemizi, kendi sözleriyle 'Ermenilere yaptığımız soykırım'ın sorumluluğunu üzerimize almamızı istiyor. Bu şekilde tarihimizle barışır ve Ermeni toplumuyla sevgiye dayalı bir ilişki geliştirebilirmişiz. Yazar ayrıca Türk tarafının konuyu tartışmaktan kaçtığını da söylüyor. Ayrıca Sevr anlaşması'nın 230. maddesine göre , Osmanlı Devleti'nin, toprakları üzerinde savaş sırasında gerçekleşen toplu öldürmelerden sorumlu olan kişilerin Müttefik Devletleri'ne teslim edilmesi şartını da, bu anlaşmayı imzalayarak kabul ettiğini, ama 'bunun hiç bir zaman gerçekleşmediğini' söylüyor.

Yazarlık sorumluluk isteyen bir iştir-kitabı okuma ihtimali olan herkese, yani aslında dünyadaki tüm okur yazarlara karşı sorumludur yazar. Özellikle bu tür kitaplarda, bu sorumluluk had safhaya ulaşır. Ancak Taner Akçam adlı yazarımız için, anlaşılıyor ki sadece kendisine kitabı yazdıranlara karşı sorumluluğunu yerine getirmek önemli.

Tarih gerçeklere ve belgelere dayanmalı-ki bu konuyla ilgili yeterince belge de mevcut-ancak hafızam beni yanıltmıyorsa (yanıltmıyor) arşivleri açmaya ve bu konuya ilişkin tüm belgeleri Ermeni tarafıyla beraber inceleyip sonuca varmaya hazır olduğunu söyleyen Türk tarafına Ermeni tarafından gelen yanıt 'önce soykırım yaptığınızı kabul edin, sonra bakarız' olmuştu. Yani siz bu yalanımızı bir kabul edin hele, bize toprak, tazminat vb verme yoluna girin, sonra belgeleri inceleriz-soykırım olmadığı ortaya çıkarsa da...nasıl olsa ortaya çıkarmayız-zaten çıkarsa da artık kimin umurunda.

Ayrıca hatırladığım kadarıyla yine İstanbul'da bir üniversitede yapılan konuyla ilgili seminere, sadece 'Ermeni soykırımı vardır' savını savunanlar davet edilmiş, karşıt düşüncede olup da seminere katılmak isteyenlerin başvuruları reddedimişti.
Ayıca burada 3 kişinin katili bir teröristin, Belçika tarafından senelerdir bize geri verilmediği, bir başkasının bazı Avrupa ülkeleri tarafından saklanıp kaçırıldığını da hatırlıyorum...Sevr Anlaşmasıymış...

Artık tüm dünya Türkiye'yle ilgili bir komedi oynandığıın farkında. Bizim için uygun gördükleri çifte standartlılığı artık diplomasiyle saklamaya bile çalışmayan bu ülkeler, Kuzey Irak'a, PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyona hazırlandığımız şu günlerde, belki de bugün kabul etmiş bulunacakları sözde Ermeni Soykırımı tasarılarının geçirilmesini engellemiş durumdalar. Eğer ortada gerçekten Taner Bey'in iddia ettiği ve bu iddiasını göz yaşartıcı anılarla, Ermenistan'daki soykırım anıtına hepimiz çiçek koyalım, tarihimizle yüzleşelim, Ermeni toplumuyla bu yalanı kabul ederek barışalım gibi önerilerle desteklediği gibi bir soykırım varsa, bu ülkelerin, bizim ülkemizi ve kendimizi koruma kararlılığımızdan korkup geri adım attığı şu günlerde bile bu konunun üzerine gitmeleri beklenmez miydi? Eğer bu sözde Ermeni soykırımı saçmalığı ve artık yüz kızartan (ama bizim yüzümüzü değil) yalanı, bizim dünyaya 'gelin inceleyin' dediğimiz belgelerin bile incelenmesine gerek bırakmayacak kadar gerçek ve ortadaysa, bugün neden üzerine gitmiyorlar?
Bu konu artık tam bir komedi-hem de tüm bu malum ülkeler tarafından, Ermenistan da aslında kullanılarak oynanan bir komedi. Ne binlerce yıl beraber yaşadığımız Ermeniler bu oyuna gelmeli, ne de biz geliriz. Aslında hiç bir problemi olmayan ve hala da Türkiye'de beraber yaşayan bu içiçe geçmiş iki toplumun bu kitabın yapmaya çalıştığı gibi dolduruşa gelmemeleri lazım.
Önemli olan birilerinin ne istediği değil,gerçeklerdir. Ve bu söz konusu konuda gerçekler de ortadadır. Gerçekleri reddedip, bazı nedenlerle başka şeyleri benimseyen yazarlar da zamanlarını boşuna harcamış oluyorlar...Kitabı tamamlayıp tamamlamayacağımı bilmiyorum-yazar çok fazla yorum yapmış. Bu tür laflara da karnımız tok artık. Eğer hakikaten belgelere dayanarak bu yalanı kanıtlamaya çalışsaydı (belgelerle yalan kanıtlanmaz) okumaya değerdi-ama bu şekliyle değmiyor.
25.10.2007

Merakımı böylece gidermiş oldum-Attila İlhan'ın neden kitaplarında cinselliğin ilginç tarafından bahsetiğini anladım. Paris'te tanıştığı kadın ve erkek eşcinseller ve bu insanların okumuş, kültürü insanlar olup, konu üzerinde psikolojik tartışmalar da yapabilmeleri Attila İlhan'ın şansı olmuş. Gerçi İlhan'ın araştırmacı kişiliğini düşünülünce şansa da pek ihtiyacı olmadığını düşünüyorum-ama yol gösteren olmadan yolunu bulmak daha uzun zaman alır.
Hiç bir şeyin tabu olmaması gerektiğini ben de düşünüyorum. Attila İlhan ufkumuzu genişletmeye ve bizimki gibi kapalı, ahlakçı (güleyim bari) toplumların cinsellik ve özellikle farklı cinselik konusundaki gelenekçiliği ve hoşgörüsüzlüğünü biraz olsun yumuşatmaya çalışmış. Okuyanlar belki olaya farklı bir taraflardan yaklaşırlar diye. Nitekim ben daha önceki tüm kitaplarında kafama takılan şeyi bu kitapla çözmüş oldum-neden yazarın her kitabında lezbiyen eğilimli kadınlar var sorusunu.
Her konu tartışılabilir ve tartışılmalı da: benim fikrim. Bazı şeyleri yok saymakla onları yok etmiyoruz. Toplumun düzeninin korunması gerektiğini de düşünüyorum-özellikle çocuklar korunmalı, ne de olsa eşcinsellik nereden bakarsak bakalım normal değil. İnsanın doğasında var üremek ve bunun için de iki cinsiyet lazım. Dolayısıyla her şeyi tamamen serbest bırakalım, çocuklar arasında da eşcinselliğe özenen olursa yolu açık olsun gibi bir yaklaşım söz konusu olamaz. Ama var olan şeyleri yok saymak, sırf bizi rahatsız ediyor (ya da yaramıza dokunuyor) diye farklı insanları dışlamakla da doğru bir şey yaptığımızı hiç sanmıyorum. Herkesin mutlu olmaya hakkı var.
Dünyaya at gözlüğüyle bakmak hayattan alabileceklerimizi sınırlıyor. Attila İlhan'ın bu konudaki olumlu çabasını son derece takdir ediyorum-bayıldığım yazarlığı yanında.
16.10.2007

Serinin son kitabı da bitti...üzülüyorum hakikaten ama napalım, her güzel şeyin sonu geliyor.
Aynanın İçindekiler serisinin her kitabında Türkiye tarihinden bir kesit bulmak mümkün. Ben bu seriyi özellikle şu günlerde herkese tavsiye ediyorum-bir çok sefer söylediğiğm gibi, Kutsal İsyan ve Kutsal Barış kitaplarıyla beraber.
Kitaplarını okumaya başlamadan önce Attila İlhan'ın adı bile beni biraz korkuturdu, kitapları fazla ağır ve felsefiymiş gibi gelirdi ve o nedenden dolayı da ölümüne kadar bir tek kitabını almadım, okumadım. Bu yorumları da benim gibi düşünenlerin yanlış düşündüklerini, bu kitapların ağır değil, aksine okunması son derece zevkli, aynı zamanda zihin aydınlatıcı kitaplar olduğunu söylemek için yapıyorum ana olarak. Attila İlhan'ın kitaplarında entrika, aşk, savaş, seks (hatta şaşırtıcı seks), bir kitabın okunmasını her kesimden insan için zevkli kılacak her şey var. Bir de üzerine (bazen ağır olsa da) son derece lezzetli bir Türkçe-Osmanlıca ve kendi tarihimizden (şu sıralarda çok daha fazla önem kazanmış) kesitleri koyun-benim neden aylardır sürekli Attila İlhan'dan bahsetiğimi ortaya çıkar.
Bu kadar kitapta ilgimi çeken başka bir şey de, Attila İlhan'ın sürekli erkek gibi davranan, kadınlara ilgi duyan kadınlardan bahsetmesi oldu. Bu konuyu biraz aydınlatmak için bundan sonraki Attila İlhan kitabım 'Hangi Seks' olacak. Bakalım bu merakımı aydınlatacak mı bu kitap...