Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ginza Tarafından Yapılan Yorumlar

04.10.2007

Yine tadını damağım bırakan bir kitap...Bu kitapta 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin durumu anlatılıyor-Dersaadet'te Sabah Ezanları'ndan tanıdığım Ahmet Ziya da başrolde.

Benim Attila İlhan'ın farklı dönemleri (1920, 1940, 1950, 1960 ) anlatan kitaplardan anladığım kadarıyla, bu memleket her zaman kurtlar sofrası olmuş. Ve hem kitaplardan, hem tarihten, hem bugünden çıkardığım sonuç da, hep öyle olacağı. Böyle bir ülkede önemli olan geçmişi unutmamak, ders çıkarmak ve hep dikkatli davranmak. Şu ana kadar böyle yapamamışız ki bugünlerdeyiz, bundan sonra umarım aklımızı başımıza toplarız..

Attila İlhan'ın kitaplarının bitmesinden korkuyorum, diğer taraftan da yutar gibi okumaktan kendimi alamıyorum. Biraz fazla sayıda Osmanlıca kelime varsa da (Dersaadet'te Sabah Ezanları dışında benim için problem olmadı, o kitapta bazı kelimeleri hiç anlayamadım) cümlenin gelişinden bir çok kelime anlaşılıyor. Şimdi bir başka kitabına başlıyorum, yine bitmesinden korkarak...
29.09.2007

İşte okularda okutulması gereken kitaplar bunlar-Gazi Paşa, Kutsal istan, Kutsal Barış...Kuru kuru aklımızda kalan Erzurum Kongresi şu tarihte yapıldı, Sakarya Muharebesi bu tarihte, sadece bu isimlerin aklımızda kalması açısından fayda sağlıyor. Hele de tarih öğretmenleri konusunda benim kadar şanslı olmayanlar için tarih ezberlenecek, sıkıcı, iç bunaltıcı bir okul işkencesi sadece...

Bu kitapta kısa bir dönemin olayları anlatılmış-ama ne anlatım...Atatürk'ü bütün okul hayatımız boyunca bize mitolojik bir kahraman gibi tanıttılar-çünkü kendileri de öyle biliyorlardı büyük ihtimalle (bu da hocaların ayıbıdır, öğretmeye soyunduysan, önce işin doğrusunu öğrenecek, inceleyeceksin, çünkü sorumluluğun çok büyük) Bu da kafamıza neyi yerleştirdi-Atatürk anlaşılamaz bir dahidir, onun yaptıklarını veya benzerlerini yapmayı aklımızdan bile geçirmemize gerek yok, çünkü beceremeyiz. O zaman ne yapalım? Atatürke hayran olalım, yaptıklarını incelemek ve anlamaya çalışmak yerine ne kadar şanslı olduğumuzu düşünmekle yetinelim, ve oturup bekleyelim bir Atatürk daha çıksın da bizi tekrar düze çıkarsın diye.

Bu kitapta ve sözünü ettiğim diğerlerinde, Atatürk'ün de başardıkları için çok çalıştığı anlatılıyor...Evet O bir deha, O'nun gibisi sık gelmez, ama bizim de elimizden hiç mi bir şey gelmez yani? Herhalde 'Ah Atatürk aaah' diye iç geçirip bir yenisini beklerken gözümüzün önünde olanları seyretmekten daha fazla bir şeyler gelir..gelmeli de...
Çok etkileyici bir kitap-tüm Attila İlhan kitaplarının olduğu gibi-ve sıkıcılıktan son derece uzak. Dil düzgün, anlatım lezzetli...Attila İlhan'ı herkes okumalı...Bir çok nedenden dolayı...
18.09.2007

Serinin 4. kitabıymış ama ben sıralı okumadım bu kitapları. Attila İlhan da zaten sıranın mühim olmadığını söylemiş-benim tek tavsiyem Yaraya Tuz Basmak'ı Kurtlar Sofrası'ndan sonra okumanız.
Bu kitapta 1919 yılı İstanbul'undan bahsediliyor. Şehrin çektiği acıyı, milletin maruz kaldığı aşağılanmayı iliklerime kadar hissettim. Ve bir kez daha karar verdim-bir insanın yapabileceği en büyük hata, karşısındakinin kendisinden daha aptal olduğunu düşünmesidir. Bir milletin ve devletin yapabileceği en büyük hataysa, düşmanını küçümsemektir. Bu kitapta Türkler'in nasıl küçümsendiğini görünce hem içim sızladı, hem de şükrettim. Ama dünyanın bir daha aynı hataya düşmeyeceğini bilelim. Hataları ders almadan tekrarlayan biziz. Olaylara tek yönlü bakan, hemen gaza gelen, sonunu düşünmeden fevri davranışlarda bulunan...Son yıllar bunun en dikkat çekici kanıtı değil mi?

Yalnız bir şey dikkatimi çekiyor-Attila İlhan nedense aşkın şairi diye tanınmış. Daha önce kitabını okumamış hangi erkeğe tavsiye ettiysem bana alaycı bir gülümsemeyle baktı, hatta bir tanesi işi 'biz gay miyiz' demeye kadar vardırdı. Ben aşkı Attila İlhan kadar hissederek ve hissettirerek anlatan başka bir yazar tanımadım, ama bu yeteneğinin kitaplarının diğer özelliklerini gölgelemesi büyük haksızlık. Bu kitaplar yaşadığımız günlerde mutlaka okunması gereken kitaplar-ders alana.

Ama Attila İlhan'ın tek özelliği aşkı anlatabilmesi olsaydı bile erkekler tarafından da tutulması gerekmez miydi? Ne de olsa aşk iki kişilik bir olay değil mi-iki tarafı var; kadın ve erkek-ve bu tarafların ikisi de aşık olabiliyor-yanılıyor muyum?
Belki de yanılıyorum...
16.09.2007

Bu kitapların bütün ciltleri hakkında yorum yapmaya niyetim yoktu aslında-çünkü benim için Kutsal İsyan ve Kutsal Barış serileri bir bütün. Ama içinde bulunduğumuz şu günlerde, kitap yorumlarını okumaya zaman ayıranlar için tekrarlamak istedim:Bu kitapları sindire sindire okumak lazım. Ve içinde yazanları bir masal, efsane gibi almayıp, üzerinde düşünmek de lazım. O zaman olanlar mucize değil, her şeyi biz gerçekleştirdik-atalarımız gerçekleştirdi. Ayrıca o kadar da tat veriyor ki bunları okumak, masal gibi okunsa bile insanı heyecanlandıran, duygulandıran kitaplar bunlar. Lise sonda okudum-aradan 13 yıl geçmiş-hala okurken hissettiklerimi hatırlıyorum. Okuyun ve okutun. Hem büyük zevk, hem herkesin görevi bence.
14.09.2007

Uzun zamandan beri ilk kez bir kitabı okurken satırların altını çizdim. Bu kitap aslında anlatılmaz, okunur. Ama okumaya niyetlenip de kalınlığı yüzünden karar veremeyenler için, karar vermeyi kolaylaştırmaya çalışabilirim. Gerçi hislerimi nasıl yazıya dökebileceğimi bilemiyorum...Herkes Atilla İlhan değil ki...

Kitap son derece kalın ama inanılmayacak kadar akıcı. Serinin herhalde ya ilk kitabı ya da ilklerinden biri, çünkü burada 60 darbesi değil, darbeden önceki dönemden bahsediliyor. Cumhuriyet yönetimine geçmiş ama bunu sindirememiş bir toplumun her kesiminin yaşadığı bunalımı taa yüreğinizde hissediyorsunuz okurken...(Tabii asıl acıtan tarafı, bu durumun hala devam ediyor olması) Kitapta Atatürk'ün sözlerinden alıntılar var. Atilla İlhan'în Mahmud Ersoy'un ağzından söyledikleri var-ve şunu buraya aktarmadan yapamayacağım: "Sanki 1919 hareketi doğrudan doğruya bizi, geçmişimizi olduğu kadar geleceğimizi ilgilendiren; esaslı dayanak noktaları veren bir toplum davranışı değil, çocukluğumuzda dinlediğimiz heyecanlı bir masal...Kimbilir belki bu yüzden, kurtuluş ümitlerimize daima hazır ve yabancı reçeteler arıyoruz" Kitabın yazılışından 50 yıl sonra bu lafın doğruluğunu içimizde hissetmiyor muyuz? Hele bir de kitaptaki son cümle var ki...

Aslında çok yazdım ama yazmadan da duramıyorum. Bu kitabı, özellikle içinde bulunduğumuz dönemde herkes okumalı-sindire sindire. Herkese göre bir şeyler var kitapta. Atilla İlhan aşkı da öyle iyi anlıyor ve anlatıyor ki...Daha çok yazmak istiyorum ama yeter. Okuyun bu kitabı-sonra bir daha okuyun, sonra bir daha...Ve üzülün, neden Mahmud Ersoy gibi adamların sayısı bu kadar az diye...