Atilla İlhan'ın okuduğum ilk kitabı. Ben yazarları yaşarken de takdir ederim aslında, ama Atilla İlhan'ı şu zamana kadar bir türlü okuyamadım. Tesellim, bu süre içinde boş da durmamış olmam.
Kitabı Atillla İlhan'ın ölümü dolayısıyla şimdi okudum, ama birazdan yazacaklarımın yazarın ölmüş olmasıyla alakası yok. Bir yazarı beğenirsem beğenirim; beğenmemişsem de ölmüş veya yaşıyor olması yazarlığı konusundaki fikrimi etkileyemez. Atilla İlhan'ı okumaya yeni başladım; ve her ne kadar onu okumadığım süre içinde başkalarını okumuş olsam da, çok şey kaçırdığımı hissettim. Bir kere bu kitap bir anlamda bir tarih kitabı; 27 Mayıs darbesini, öncesini ve sonrasını, diğer kitaplardan farklı ayrıntılara değinerek, sıkmadan anlatıyor. Ayrıca ilk 100-120 sayfada bir Kore Savaşı anlatımı var ki; ben savaşın anlamsızlığını böyle anlatan bir de film hatırlıyorum-Doğum Günü 4 Temmuz.
Kitabın diline ve üslubuna değinmemek de suç işlemek gibi olacak-özellikle piyasadaki, bu konuda zavallı durumda olan onbinlerce kitabı ve Türkçe'yi gerektiği gibi kullanmaktan aciz yazarları düşününce. Kitapta bir çok eski sözcük var. Ben eski sözcükler kullanan başka yazarlar da biliyorum ki, kelimeler yerli yerine oturmayınca komik oluyorlar. Atilla İlhan'ın yazı dili bana o kadar zevk verdi ki, yazar benim, hakkında pek fazla bir şey bilmediğim bir konuda, mesela demir işlemeciliği konusunda falan bile yazsaydı, zevkle okurdum. Keşke yazar diye geçinen bazı şahıslar Atilla İlhan'ın kitaplarını okuyup dilin nasıl kullanılacağını biraz inceleseler; ya da yazmayı bırakmaya karar verseler. Çünkü kitapta kullandığı dil doğru olmayan bir yazarın, okurların özellikle bazılarına-gençlere-zarar verdiğini düşünüyorum. Bu arada kitapta argoya karşı olduğum da zannedilmesin-ben dilin yanlış ve özensiz kullanılmasına karşıyım.
Sonuç olarak bu kitaptan çok büyük zevk aldım, bilgi aldım, Atilla İlhan gibi bir yazarımız olduğu için gurur duydum. İçimden de ruhu şad olsun demek geliyor.