Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
ginza Tarafından Yapılan Yorumlar
Etkileyici bir kitap ama klasik olacak, hakkında bu kadar konuşulacak bir eser değil. Savaşın şeytaniliğini falan anlatan en etkileyici kitaplardan biri de değil. Ustaca yazılmış, üslubu güzel-tabii çevirisi de-gerçi yine bazı hatalar vardı ama kabul edilebilir hatalardı- ama kurgusunda bir fevkaladelik yok.
Anlattıkları insanı etkiliyor, savaşın çocuklar üzerinde yaptığı tahribat, ama duygulara derinden nüfuz etme, yarattığı etkinin uzun süre orada kalması gibi bir durum söz konusu değil. Kitabı bitirdiğimde hemen bir başkasına başlayabildim-beni çok etkileyen kitapları bitirdikten sonra en azından bir kaç saat, bazen bir kaç gün o kitap hakkında düşünürüm, yenisine konsantre olamam-hatta bazen (nadiren) haftalarca kafamı o kitaptan alamam. Bu kitabı okurken özellikle iğrenme duygusunu yoğun yaşadım, öfke duydum falan ama kitap bittiğinde bunların hepsi de bıçakla kesilmiş gibi bitti. Anne Frank'in defteri çok daha fazla etkilemişti. Okunası bir kitap, ama fazla şişirilmiş bence. Yazarın kitabın arkasındaki savunmasının dili de, bence suçlamaların çok da yersiz olmadığını gösteriyor olabilir. Yoksa neden bu şekilde kendini savunmaya gerek duysun ki? Her neyse, okunabilir.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Yazarın yazdığı da ilk kitabı yanılmıyorsam. Diğer kitaplarını okumadan bunu söylemek ne kadar sağlıklı olur bilmiyorum ama (belki tarzı budur-ama bu kadar beğenildiğine göre herhalde değildir) bu kitabın kurgusu dili falan bana biraz zayıf geldi. Pek fazla iz bırakmadı. Ama bir ilk roman olarak çok ümit verici olduğu da bir gerçek. Benim bu romandan en çok aklımda kalan, Kıbrıs'ın yapay olarak Yunanlılaştırılmaya çalışılması, buna rağmen (en azından o zaman, 50 ve 60larda) bir kısım Kıbrıslı Rum'un "ben Yunanlı değilim, Kıbrıslıyım" demesi oldu. Kıbrıslının ayrı bir ırk olduğunu ve Yunanlıyla alakası olmadığını (hatta Yunanlının da eski Yunanlıyla çok fazla alakası olmadığını vs) herkes biliyor-mu? Kıbrıs hakkında bazı gerçekleri öğrenmek için okunabilir.
Çok ama çok hoş bir kitap. Yalnız Yorum Yok'un yorumundaki gibi burada dört kişinin aşkı falan söz konusu değil (okumadan mı yorum yaptı acaba diye düşündürtüyor) iki kişinin başlarda aşkımsı olup daha sonra yavaş yavaş-ama çok yavaş-aşka dönüşen ilginç ilişkisi var-ve bu arada aşk dışındaki ilişkiler de tabii. Bu kitap beni umutlandırdı-hayatla ve gelecekle ilgili. Yalnız sonu çok klişe bitti. Sondeyiş bölümü olmasaydı-ve perondaki sahne de bir sayfa önce sona erseydi, "işte bu!" diyecektim. Hüzünlü sonları sevdiğimden değil, ama bir kitabı bitirdiğimde sevinç, hüzün her ne hissediyorsam, onu şiddetli hissediyor olmayı seviyorum. Sonu bu kitabın hissettirdiklerinin şiddetini azalttı. Yine de bu durum, bu kitabın insana okudukça mutluluk verdiğini ve "yaşam o kadar da zor olmayabilir" diye düşündürttüğü gerçeğini değiştirmiyor. Okunası.
Fena değil. Zaman geçirmek için okunabilir. Ama Maeve Binchy hakkında düşündüklerim her kitabında biraz daha perçinleniyor-Jean Christophe Grange gibi-insan zengin olmak için baştan savma kitap yazmaya devam ettikçe, yeteneği varsa bile köreliyor. Bu dostumuzun başına gelecek olan da budur. İnsanlar hayal kurma ve yazı yazma kabiliyetlerini nasıl bu kadar hoyratça harcarlar aklım almıyor doğrusu. Bu kitabı yazarın diğer üç kitabıyla aynı zamanda okumuştum-ama yorum yazamamıştım, çünkü o zaman sitede bulamamıştım. Boşverin siz Maeve Binchy'yi, Jane Austin okuyun diyorum.
Kitap çok durgun geldi bana, olaylar çok yavaş ilerliyor. Yani aslında bir kitaba 16 yıl falan sığdırmışlar ama bu 16 yılın sadece başı ve sonu var. Tasvirler sıktı-tasvirde sıkıcı olmak çok kolay zaten-olmamayı başarmak için eline kalemi alıp yazmaya başlamaktan daha fazlası gerekiyor demek ki. Kötü bir kitap değil-kötü ne demekse-ama okunmaması çok şey kaçırttırmaz. Bence yazarlar yazın dünyasında yer edinmek adına sıkıcı olma yolunu seçmemeliler. Böyle işte.