Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
ginza Tarafından Yapılan Yorumlar
Eurydice, Orphee'nin peşinden bir kıyı kasabasına gelir. Ve orada her akşam yardımcısıyla onun evini gözetlemeye başlar. Gözetleme yerinde beline kadar toprağın üzerine çıkarılmış, ama kırılmasında korkularak belden aşağısı toprağın içinde bırakılmış, M. S. 76 yılının İmparator Hadrian'ıyla tanışır ve bir posta güvercini vasitasıyla mektuplaşmaya başlarlar. Ve bütün bunlar günümüzde geçer-işin içine bir de Eurydice'i takip ederek, bir kaç sokağıyla sahile taşınan Ankara girer. Kulağa masal kitabı gibi gelse de öyle değil, bu kitap büyükler için. Yazar geçmişle günümüzü kıyaslamanın ilginç bir yolunu tercih etmiş. İyi ki de etmiş, ortaya zevkle okunan ve düşündüren bir kitap çıkmış. Yalnız sonu hayal kırıklığı-özellikle son satırı son derece iğreti ve anlamsız bir bitişe neden olmuş. Ümit verici başlayıp heyecan verici devam eden bir kitabın böyle bitirilmesinin nedenini anlayamadım. İlginçlik olsun diye mi acaba?
Bu çok ince ama dolu kitapta, Osmanlı (daha çok 4. Murat) zamanında bir şekilde sivrilmiş, ve bu sivriliği daha sonra kendi lehine kullanmaya başlamış karizmatik kişiler ile; ne sivrilmiş ne de karizmatik olup, tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak olan zavallıların hikayelerini okumak mümkün. Bunların yanında, 4. Murat'ın kişiliği ve yaptıkları hakkında bayağı bilgi sahibi de olunuyor. Benim, içinde artık kullanılmayan Osmanlıca veya henüz kullanılmayan öztürkçe sözcüklerin geçtiği kitaplar için uygulanması gerektiğini düşündüğüm gibi, Koçu'nun kitaplarının arka sayfalarında Osmanlıca-Türkçe sözlüğü olması da kitaplarının okunmasını hem çok daha kolaylaştırıyor, hem de zevkli olduğu kadar pek çok yönden faydalı hale getiriyor.
Aslında çok işlenen bir konudan bahsediyor kitap, ama her şey çok açık ifade edilmiş. Edebi ifadelerle olay anlaşılmaz hale getirilmemiş. Yazarın homoseksüellik, biseksüellik hakkındaki fikirlerine katılıp katılmamak okura kalmış; ama yadsınamaz bazı gerçekleri kabul etmeme lüksüne artık sahip olmadığımızı düşünüyorum. Hep hayatımızda, çevremizde olan bazı konulara farklı açılardan bakabilmeye alışmamız gerekiyo artık. Bu kitap bir yere kadar bunu sağlıyor bana göre. Kitapta anlatılanlar hazmedilmesi zor şeyler olabilir (ki öyle), ama bunların olduğu da bir gerçek. Kafalarımızı kumdan çıkaralım artık.
Kitaptaki dil sade, akıcı, konu ilginç. Burada Türk dilinin avantajını da yaşamış yazar-ve bize de zevkini ve heyecanını yaşatmış; Türkçe'de, bir çok dilde olan farklı dişi ve erkek takıları olmadığı için, bahsedilen insanın kadın mı erkek mi olduğu olduğunu, yazar anlamamızı isteyene kadar anlamamız mümkün olmuyor. Bu durum yazarların işlerini bazen zorlaştırıyordur mutlaka ama bu kitaba ayrı bir tat vermiş. Sonuç olarak bir kaç saatte okunabilecek kadar akıcı yazılmış; ama bahsettiği konu üzerinde düşünmeyi gerektiren ve okunmaya değer bir kitap.
Tüyap Kitap Fuarı ve bir arkadaşımın tavsiyesiyle tanıştığım Reşad Ekrem Koçu'nun kitaplarını herkese tavsiye ediyorum. Tarih hep korkulan bir konu olagelmiştir; ortaokul ve lisede, tarih ders kitaplarımızdaki bütün olayları tam tarihleriyle, hiç bir şey anlamadan ezberlemek zorunda olmamız, aksi takdirde dersi vermemizin genellikle hayal olması nedeniyle. Ben sayısı az olan şanslı öğrencilerdendim; konularına gayet vakıf olan ve seven, ayrıca öğretme yeteneği olan çok iyi iki tarih öğretmenim sayesinde; öğrencilik yıllarımı tarihin tadını alarak, olayların nedenleriyle birlikte, eğlenceli ve hüzünlü detaylarını da öğrenerek geçirdim. Ve sonraki yıllarda da tarih sevgim artarak devam etti. Ama okul hayatında benim kadar şanslı olmayan bir çok insanın tarihi sevmeye başlaması için Reşad Ekrem Koçu'nun kitaplarını ideal buluyorum. Gayet eğlendirici ve farkettirmeden öğretici kitaplar. Bu kitabında, adından da anlaşılacağı gibi; kadınların pek çok haktan mahrum oldukları dönemlerde, bazı şeyleri erkek kılığına girerek yapmaya çalışan kadınlardan bahsetmiş. Her hikayede bir erkek kız olmasının yanı sıra, o dönemin padişahı ve diğer bir çok devlet yöneticisi de rol almış.Tarihi sevenler tarih kitabı diye okusunlar, sevmeyenler öykü kitabı diye okusunlar. Nasıl olsa sonuç aynı olacak-öğrenme.
Kitapların ilk basımları değil de, daha sonraki basımlarını okumanın daha yararlı olduğuna karar verdim. Ilgaz Zorlu'nun kitabında olduğu gibi bu kitapta da sonraki basımlarda eklemeler yapılmış-ve bu eklemeler de genellikle, kitabın konusu tartışma ve gündem yaratacak gibiyse çok ilginç oluyor. Kitaba gelince...Bu bir araştırma kitabı. Bütün alıntıların kaynakları dipnot şeklinde verilmiş-dolayısıyla bu kitabı okuduktan sonra başka bir sürü kitabı okumayı istemek söz konusu (zaten araştırma kitaplarının amaçlarından biri de bu olmalı herhalde) Yazar önsözde mümkün olduğu kadar tarafsız olmaya çalışacağını; ama tarafsızlığı tamamen sağlamasının mümkün olamayacağını da bildiğini söylemiş ve kitabın ona göre değerlendirilmesini istemiş. Zaten bu bütün araştırma kitapları için geçerli bence-kitabı yazanın tarafsız olamaması; ve çok da normal. Eğer yazanların yorumu olmazsa, araştırma kitapları sadece belgelerden ibaret olur, ve bu da çok sıkıcı olur. Sonuç olarak bu kitap okunmaya değer ve bilgi verici bir kitap; yorumu da okuyana kalmış. (Yalnız dili gençler için biraz ağır olabilir; Osmanlıca, Arapça sözcükler var. Kitaplarda bu tür şeyler yapılabilir mi bilmiyorum ama ben yine bu tür çok kullanılmayan sözcüklerin kitabın başında veya sonunda sözlük şeklinde verilmesini önereceğim-veya dilin sadeleştirilmesini)