Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
ginza Tarafından Yapılan Yorumlar
"Demek sadece ben değilmişim" dedirten bir kitap daha. Kitabı elinize alıp sayfalarını şöyle bir karıştırdığınızda ağır, psikolojik bir kitap izlenimini verebilir. Ben yine de bir Selim İleri kitabı okuyayım diye almıştım. Ama sayfalar ilerledikçe şaşırdım, ve büyük bir zevkle bitirdim. Bodrum'a tatile giden 3 arkadaşın, kendilerine sonradan katılanların ve orada tanıştıklarının bir kaç gününü okuyacaksınız-ama yaşadıklarından çok hissettiklerini ve düşündüklerini. Bodrum Dörtlemesinin ikinci kitabını okumak için sabırsızlanıyorum. (Yalnız Selim İleri mümkün olduğu kadar öztürkçe kullanmaya çalışmış-kitapta anlayamadığım kelimeler oldu. Belki kitabın arkasında veya önünde bu kelimeler sözlük şeklinde anlamlarıyla verilseydi daha iyi olurdu.)
Akıcı ama karanlık bir kitap. Konu ilginç, kurgu daha da ilginç. Okuyan pek çok kişi kitabın ortalarında katili tahmin ettiklerini söylediler; ben edemedim. Yani benim için sonu sürpriz oldu. Ayrıca eski bir Türk-Osmanlı sanat türünden bahsetmesi de çok hoş. Özellikle ünlü nakkaşlar uzun yıllar çalıştıktan sonra kör oldukları için, sonra gelen nakkaşların da usta sayılmak için körlüğü özlemeleri ve kitaptaki baş nakkaşın kendisine yaptığı şok edici. Sembolizm hatırı sayılır derecede mevcut. Ama benim favori Orhan Pamuk kitabım değil.
İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanan insanlık dışı olayı anlatan bir çok kitap var. Anne Frank'in Hatıra Defteri olayı başka bir açıdan gösteriyor. Bir kız çocuğunun küçücük bir tavan arasında bütün ailesiyle saklanırken; ergenliğin doğal olan fiziksel ve ruhsal değişimiyle birlikte, hiç de doğal olmayan bir ölüm ve sevdiklerini kaybetme korkusuyla genç kızlığa adım atışına izliyoruz kitapta. Kitap Anne Frank'in bulunan defterinin birebir aynısı mı, (ya da böyle bir defter gerçekten var mıydı) yoksa biraz değiştirilmiş hali mi bilmiyorum ama aslında farketmez de. Bu güzel ve hüzünlü bir kitap.
Otuz Beş Yaş şiiri Herhalde Türkiye'de en çok bilinen bir kaç şiirden biri. Bu kitap lisede elime geçti. Daha sonra Cahit Sıtkı'nın hayatı ve şiileri hakkında yaptığım sunumda, kitaptaki şiirleri ezbere okumaya başladığımda (ve öğretmen de "Cahit Sıtkı akraban mı?" diye sorduğunda) tarzının beni ne kadar etkilediğini anladım. Cahit Sıtkı ölüm korkusunu şiirlerinde öyle işliyor ki; bu şiirleri okuyup da ölümden korkmak mümkün değil bence. En sevdiğim şairlerden biri kendisi; belki de en sevdiğim. Herkes Cahit Sıtkı'yı tanımalı.
Lisedeki edebiyat öğretmenimin bahsettiği Dorian Gray'i hikayesi ilgimi çektiği için okumaya başlamıştım. O sıralar okuduğum kitaplarda beğendiğim, anlatılanda kendimi gördüğüm veya bahsedilen şeyin hayata geçirilmesi gerektiğini düşündüğüm satırların altını çizme alışkanlığım vardı. Kitabı bitirdiğimde bir baktım ki altı çizili olmayan satır neredeyse kalmamış. Çok güzel, çok yakışıklı, çok saf Dorian Gray ile; onu çok yakışıklı, çok güzel ve çok saf bulan (ve aslında ona aşık olan), onun görünüşünün değişmesinden kendisi korkutğu için zamanla bu korkuyu Dorian'a da empoze eden erkek ressam Basil'in hikayesi. Dorian Gray'in ruhunda başlayan değişimle portresi de değişmeye başlar. Oscar Wilde eşcinselliğin tabu olduğu bir dönemde yaşadığı sıradışı hayatı da bu kitapla dışa vurmuş bir anlamda. Dorian Gray anlatılmaz, okunur.