Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

İşbaraalp Tarafından Yapılan Yorumlar

05.10.2008

Öncelikle kitap bir roman. Bunu bilerek kitabı almanızda fayda görürüm. Kitapta gerçek bilgiler roman tadında anlatılmış. Enver paşanın gözünden olayları görmeyi bu kitapla birlikte deneyebilirsiniz. Kitabın 1935 yılında, yani paşanın şahadetinden 13 yıl sonra yazılmış olması da olayların hala sıcak olduğu o günlere ilişkin bilgilerin gerçek olabileceğini güçlendiriyor. Esasında paşanın hayatı gerçek anlamıyla roman olabilecek bir yaşam.. Ömrünün son 15 yılını o kadar değişik olaylar içerisinde geçirmiş ki, 42 yıllık bu ömrün son 15 yılı birkaç ciltlik bir romanı dolduracak kadar hareketli geçmiş. Bu kitabında hacim olarak zayıf kaldığını, sadece Türkistan anılarının okuyucuda doyum sağlayacağını düşünüyorum. Romanda paşanın çocukluk döneminden, Pangaltıda ki harbiye yıllarına değin bugüne kadar çokta göz önünde bulunamamış dönemlerine de değinilmiş. Elbette ki Trablusgarp ile başlayan fiili mücadelesi ve bugünkü Tacikistan’ın Abı-Derya köyünün Çegan tepesinde Rus mitralyöz kurşunlarıyla son bulan yaşantısı paşanın yaşamında en çok göz önünde bulundurulan dönem olduğu aşikardır. Bu kitapta özellikle paşanın Türkistan mücadelesi ve o günlerde yaşadığı zorluklar detaylı olarak anlatılmış. Aslında Enver paşanın kendi yakınında bulunan 20-25 kadar adamı ile Çegan tepesinde kendilerine baskın veren Rus birliğine karşı taarruza geçmesi, son kurşunlarına kadar çarpışmaları ve kurşunları bitince yalın kılıç düşmana saldırmaları hazin bir öykü olarak tarihte yerini almıştır.

Enver paşa ile ilgili kitaplara meraklı olanlar için değişik bir tecrübe olacağına inanıyor ve okunmasını tavsiye ediyorum.
17.09.2008

Kitap klasik bir hatırat niteliğinde. Hatıratların geneline sirayet eden tarih karşısında kendini savunma durumu bu kitapta da var. Kitabın içeriğine değinirsek; Sabit Sami bey milli mücadele döneminde bir süre Trabzon da bir sürede Kars ve ahalisinde Kazım Karabekir’in himayesinde görev yapmış. Milli mücadele döneminde Enver Paşa ile ilgili anıları da sadece Trabzon da Enver Paşanın adamı Kayıkçılar Kethüdası Yahya Kaptan ve onun çevresinde ki insanlarla olan mücadelesi şeklinde tecelli etmiş. Enver Paşa ile ilgili olarak çok fazla bir bilgi bulamayacağınızı ifade etmek isterim. Ekseriyette Enver Paşa ve amcası Halil Paşa(Kut) arasında ki yazışmalara kitapta yer verilmiş. Anıların sahibi Musul’u almak üzere ordusuyla görevlendirildiğini, fakat yolda iken emrin iptal edildiğinden de sitemkar bir şekilde bahsetmiş. Kendisi mebusluk için aday olmak istemiş fakat mebusluğuna onay verilmeyerek Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi ettirildiğinden de bahsetmiş. Kitapta aşağı yukarı bu tarihlerden sonraya ait bir anı yok.

Kitap sıkıcı değil, ben içeriğini beğendim. Fakat kitabın baskı ve kağıt kalitesi çok kötü, kitapta bir önsöz bile yok! General Sabit Sami Karaman kimdir, ne görevler almıştır, yaşantısı nedir bu bile kitapta yer almıyor. Arka kapakta bir resim var, bu resimde Halil Paşanın Kut'ül Amare zaferinden sonra kurmay heyetiyle çektirdiği fotoğrafına çok benziyor. İnternetten yaptığım araştırmada Sami Sabit Paşayla ilgili bir bilgiye de ulaşamadım, dolayısı ile bu fotoğraf kendisimi yoksa Halil Paşamı ondanda emin olamadım.
07.09.2008

Kitabı üniversite yıllarımda okumuştum. Yılmaz Öztunanın eseri olması hasebiyle ilgilimi çekmişti. Kitap akıcı, bir günde bitirdiğimi hatırlıyorum. Lakin anlatılan anılar öyle uzun boylu değil... Kitabı okurken hiç bitmesin istiyorsunuz ama Kaptan-ı Deryanın hatıları ne yazıkki yaşadığı dönemde uzun uzadıya yazılmamış. Tarih meraklılarına kesinlikle tavsiye edebileceğim kaliteli bir çalışma...
07.09.2008

Kitabın tam anlamıyla Mevlananın yaşantısını anlattığını ifade etmek zor... Kitap daha çok Mevlananın felsefesini anlatmakta. İşin garip yanı ise bir yabancının bizim içimizden çıkan bir alimi ve felsefesini bu derece derinlemesine bilebilmesi... Bu şunun çok kesin bir delilidir ki; biz millet olarak yabancı kültürlerin 2. ve 3. sınıf taklitleri ile uğraşa dururken, yabancılar bizim hazinelerimizi çıkartıp işlemekte. İşin en hayıflanacak yanı ise bunun tarihin son bir kaç yüz yılında hep bu şekilde tekerrür etmesi. Biz yabancı taklitçiliği ile uğraşmaya, derin bir kültür barındıran kendi geçmişimize eğilmeden ve çaba göstermeden kısa yoldan sadece eser vermek gayesini güttükçede bu değişmeyecek vesselam..
01.09.2008

Kitabın konusu bir çok kişiyi cezp etmiş, besbelli... 350'nin üzerinde yorum bunu gösteriyor.... Kitabın eleştirilecek yanları yok mu? Elbete var, bunlar için II. Abdülhamidin hayatını ve o devri anlatan farklı kitaplardan faydalanmak gerekecektir. Lakin tarih sahnesinde hep olumsuz yönleri ön planda tutulan, bu yapayalnız sultanının felsefesi bir nebzede olsa okuyucuya ulaştırılmış.
Kitaptan bazı bölümler;
İstanbul’da sürgün hayatı yaşayan sabık padişaha başkentin düşebileceği, bundan ötürü payitahtın Anadolu’ya nakledileceği, kendisinin de güvenliği için İstanbul’dan Anadolu’ya geçmesi gerektiği söylendiğinde verdiği ibretlik cevap;
Konstantin teslim olmaktansa çarpışarak ölmeyi tercih etmişti. Onun kadar da mı cesaretimiz kalmadı? Bana bir tüfek verin, tek başıma düşmanla savaşmaya hazırım. Hiçbir yere gitmiyorum.

Buna ilave olarak II.Abdülhamiti bu dönemde Konyaya gitmesi için ikna etmek gayesi ile Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın görevlendirildiği, Beyler beyi sarayında yapılan görüşmeden çıkan ve saray muhafızlarının odasında dinlenerek kahve içmekte olan Enver Paşaya “ Paşam sabık hakanı nasıl buldunuz?” sorusuna sadece “ Yazık etmişiz” şeklinde cevap verdiğini, görüşmeden sonra Enver Paşayı nasıl bulduklarını sordukları II. Abdülhamidden ise “Fena adam değil, kullanılır” cevabını aldıklarını…

Tarih sahnesinde despot ve kan dökücü olarak bilinen padişahın saltanatı boyunca sadece 11 kişinin idam hükmünü onaylamış olması(onlarında bir çoğunun adi suçlu olduğu)

1897 yılında Osmanlının son büyük zaferlerinden olan ve Yunanistan’a karşı kazanılan Teselya savaşı sırasında padişahın her gün sırasıyla bir hastaneye gittiğini, gazilerle ilgilendiğini, burada askerlere bir istekleri olup olmadığını soran padişaha askerlerin hep bir ağızdan “padişahın çok yaşa” diye karşılık vermelerinden ötürü sultanın sinirlendiğini, “ bunların benim sağlığımdan başka şeylere de ihtiyacı olmalı, bunu kimden öğreneceğiz” diye titizlendiğin, bu soruşturmalardan birisinde savaşta bacağını kaybeden bir gazinin her nasılsa savaşta bacağının koptuğuna değil, saatinin kırıldığına üzüldüğünü söylemesi sultanı ağlatmasıve o akşam hastanedeki tüm askerlere birer saat hediye edilmesi… Bununla da yetinmeyip sultanın savaşta bacağını kaybeden bu askere kendi eliyle bir baston yaptığı ve bu askere hediye ettiğini ve buna benzer sizi şaşırtacak bir çok bilgiyi kitaptan öğrenebileceksiniz…

Bence tarihe meraklı kimselerin dipnotlarında da derinlemesine yararlanabileceği, tarih merakı olmayanların ise günümüzde popüler bir konu sayılmasa da ( bununla birlikte her geçen gün daha da ilgi çekmekte!) entelektüel kapasitelerine kıymetli bilgiler ekleyebileceği enteresan bir kitap…