Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

gok36 Tarafından Yapılan Yorumlar

22.10.2002

Kitap beş ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Japon dış siyasetine etki eden faktörler ve bu siyasetin özellikleri incelenmektedir.Diğer üç bölümde peryotlar halinde Japonya-Çin İlişkileri inclenmekte, son bölümde ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır. Japonya gibi gelişmiş ve Çin gibi süper güç olma iidası taşıyan ve Türkiye'nin dikkatle izlemesi gereken iki ülke hakkında akademil bilgi sahibi olamk için ideal bir kitap.
22.10.2002

Kitabın ilk bölümü 2. Abdülhamid'in dış politikası ve denizciliğe bakışını inceliyor. Japonya'nın Osmanlı Devletiyle ilişki kurmasının ve Japon-Rus Savaşı'nın incelenmesinin de anlatılmasıyla ikinci bölüme geçiliyor. Bu bölümde kitabın asıl konusu olan Ertuğrul Fırkateyni'nin hikayesi işleniyor.Geminin yolculuk hikayesi, Japonya'ya verışı, Japon gazetelerinin olaya nasıl yer verdiğini bu bölümün ikinci kısmında görüyoruz.Üçüncü bölümde ise geminin batış nedenleri irdeleniyor ve bu faciadan alınacak dersler inceleniyor. Üçüncü bölümün son kısmında Japon mucizesi ve bu başarının Türkiye için bir model olup olamaması durumu analiz edilmekte.Dördünü ve son bölümde Süleyman Nutku'nun yaşam öyküsüne yer verilmeltedir.
22.10.2002

Giriş ve sonuçla birlikte 15 bölümden oluşan kitap 1853 yılından bu yana Japonyanın önemli olaylarını içeren bir de kronolojiye yer veriyor. Günümüzün en gelişmiş ülkelerinden biri olan Japonya'nın bu yere nasıl geldiğini anlamak ve ülkemiz için dersle çıkarmak için mutlaka okunmalı.
22.10.2002

İkinci Dünya Savaşı'nın en önemli sonuçlarından bir tanesi, iki kutuplu bir dünya düzeni yaratmasıydı. Savaşın müttefik devletleri; ABD ile SSCB, dünyayı egemenlik altına alma yarışına girmişler, bozulan statüko, farklı politikaları ve tercihleri mecburî kılmıştı. İşte savaşın bitmesinden tam 4 yıl sonra, 14 Mayıs 1950 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yapılan ilk serbest seçimler sonucunda iktidara gelen Demokrat Parti, dış politikada bu yeni oluşan dengenin dayattığı tercihler arasında, Türkiye'nin bugüne değin devam edecek olan tavrının temellerini attı. Ana hatlarını Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği tarafsızlık politikasının uygulanması, iki kutuplu dünyada -özellikle SSCB'nin Türkiye'den toprak ve Boğazların güvenliğinin ortaklaşa sağlanması yönündeki talepleri yüzünden- imkansız hâle gelince, 1946'dan itibaren Türk dış politikasında yeni yaklaşımlar hâkim oldu.
ABD ile rekabete giren SSCB'nin Türkiye'ye yönelik hasmane tutumu, Türkiye'nin batı dünyası ile daha yakın ilişkiler kurmasına yol açtı. Nitekim bu politika değişikliğinin en somut göstergesi, Demokrat Parti iktidarında, 1950 yılında BM tarafından Kore'ye düzenlenen askerî operasyona Türkiye'nin de iştirak etmesiydi. Daha açık bir ifâdeyle Türk dış politikasında Demokrat Parti ile beraber yeni bir sayfa açılıyordu.
İşte Türk dış politikası açısından son derece önemli olan bu konu, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Hüseyin Bağcı'nın kaleme aldığı "Türk Dış Politikasında 1950'li Yıllar" isimli eserde inceleniyor. Türkiye'de dış politika üzerine yapılan dönem çalışmalarının öncülerinden birini yazan Bağcı, Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 tarihinden, 27 Mayıs 1960 tarihine kadar Menderes hükümetlerinin dış politikasını araştırıyor.

22.10.2002

Prof. Dr Fahrettin Olguner'in Türk-İslâm Düşüncesi üzerine muhtelif tarihlerde yazdığı makalelerden, verdiği tebliğlerden oluşan; "Türk-İslâm Düşüncesi Üzerine" isimli eser, kültür hayatımızdaki çok önemli bir boşluğu doldurma amacını taşıyor. Olguner, dünya tefekkür tarihini aksettiren literatürde Türklerin adının geçmediğine, ne Batı ne de Doğu medeniyetlerine ait eserlerde Türklerin bulunmadığına dikkat çekerek, şu soruyu soruyor:
"Neden olsun ki, buna önce biz kendimiz inanmamakta bulunuyoruz. Türk'e ait eserlerle meşgul olma durumunda olan müesseseler bunu yapmazsa, kim yapar?"
Gerçekten de dünyanın çeşitli yerlerindeki felsefe eğitim ve öğretimi yapılan kurumlarda Türk düşüncesi ile ilgili bir kürsü, bölüm yoktur. Hatta Türkiye'deki çeşitli fakültelerin felsefe bölümlerinde Türk Düşüncesi'nin yıllarca telaffuz dâhi edilmediğini, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde 1970'li yıllarda kurulan, Türk-İslâm Düşüncesi Kürsüsü'nün, birilerinin şahsî gayreti ya da hatırı sayılmaktan yıllarca kurtulamadığını, Olguner'in eserinden öğreniyoruz.
1980 sonrasında bâzı fakültelerde Türk-İslâm Düşüncesi Kürsüsü'nün kurulduğunu ancak bu düşüncenin yerden ziyade itibara ihtiyacı olduğunu vurgulayor yazar.