İkinci Dünya Savaşı'nın en önemli sonuçlarından bir tanesi, iki kutuplu bir dünya düzeni yaratmasıydı. Savaşın müttefik devletleri; ABD ile SSCB, dünyayı egemenlik altına alma yarışına girmişler, bozulan statüko, farklı politikaları ve tercihleri mecburî kılmıştı. İşte savaşın bitmesinden tam 4 yıl sonra, 14 Mayıs 1950 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yapılan ilk serbest seçimler sonucunda iktidara gelen Demokrat Parti, dış politikada bu yeni oluşan dengenin dayattığı tercihler arasında, Türkiye'nin bugüne değin devam edecek olan tavrının temellerini attı. Ana hatlarını Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği tarafsızlık politikasının uygulanması, iki kutuplu dünyada -özellikle SSCB'nin Türkiye'den toprak ve Boğazların güvenliğinin ortaklaşa sağlanması yönündeki talepleri yüzünden- imkansız hâle gelince, 1946'dan itibaren Türk dış politikasında yeni yaklaşımlar hâkim oldu.
ABD ile rekabete giren SSCB'nin Türkiye'ye yönelik hasmane tutumu, Türkiye'nin batı dünyası ile daha yakın ilişkiler kurmasına yol açtı. Nitekim bu politika değişikliğinin en somut göstergesi, Demokrat Parti iktidarında, 1950 yılında BM tarafından Kore'ye düzenlenen askerî operasyona Türkiye'nin de iştirak etmesiydi. Daha açık bir ifâdeyle Türk dış politikasında Demokrat Parti ile beraber yeni bir sayfa açılıyordu.
İşte Türk dış politikası açısından son derece önemli olan bu konu, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Hüseyin Bağcı'nın kaleme aldığı "Türk Dış Politikasında 1950'li Yıllar" isimli eserde inceleniyor. Türkiye'de dış politika üzerine yapılan dönem çalışmalarının öncülerinden birini yazan Bağcı, Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 tarihinden, 27 Mayıs 1960 tarihine kadar Menderes hükümetlerinin dış politikasını araştırıyor.