Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
gok36 Tarafından Yapılan Yorumlar
Fransız asıllı Protestan bir ailenin çocuğu olan Jean Jacques Rousseau, hayalperest bir saatçi olan babasının ilgisizliği nedeniyle başıboş bir çocukluk dönemi geçirir. 1741 yılında Paris’e giden Rousseau, Vincennes hapishanesine, dostu Diderot’yu görmeye giderken Dijon Akademisi tarafından açılan bir yarışmanın konusunu okur: “Bilim ve sanattaki ilerlemenin ahlâkî yükselişe katkısı oldu mu?" Bu yarışmaya sunduğu tez, akademi tarafından ödüllendirilince, Rousseau’nun şöhreti günden güne artmaya başlar.
Avrupa Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, iç savaşlar, sömürge savaşları, deniz ve deniz gücü savaşları... Son iki yüzyılın askerlik ve askerî güce ilişkin fikir ve uygulamaların yanı sıra askerî tarih yazınının da konu edildiği bir kitap; Modern Çağda Savaş Sanatı.
Askerlik ve savaşla ilgili, kuramda ve uygulamada hemen her şey başlangıçta çok sâde ve değişmezdi. 1840’larda bile Fransız piyadesi 1770 tasarımı tüfekler kullanıyordu. 1870’de bir Fransız süvari generali, coğrafya ve topografyadan küçümseyerek söz ediyordu. Prusya topçusu öylesine isabetsiz atışlar yapıyordu ki, çevre yollardan geçenleri bir nöbetçiyle uyarıyorlardı.
Savaş anlayışı ve teknolojisinde değişim 19. yüzyılda başladı. Savaş gemilerinde buhar enerjisinden yararlanmaya başlayınca çok güçlü zırhlara ve büyük toplara sahip dretnotlar savaş sahnesine çıktı. Kara savaşları için çok daha isabetli ve seri atış yapabilen toplar üretilmeye başlandı.
Yazarın çok belirgin bir amacı var: Anadolu Rumlarının, Anadolu'dan mübadele ile Yunanistan'a giden göçmenlerin soy kökenleri.Ancak yayınevinin amacı ne bunu anlamak zor. Yazar Türk- Yunan ilişkilerine genelde tarafsız yaklaşmış ve objektif olmaya çalışmış ancak kitabın arkasında "1922'deki Türk mezalimi yüzünden kurban vermiş bir aileden gelen yazar" diye bir ifade var. Yunan asıllı yazar bile böyle bir iddiada bulunmazken, yayınevinin böyle yazması niyetlerinin ne olduğu konusunda şüphe uyandırıyor.
'60'lı yıllarda ilk kez Aclan Sayılgan'ın 'SSCB ve Sultan Galiyev' adlı çalışması sayesinde Türk okurlarıyla tanışan Galiyevizm fikri, daha sonraları hem anti-komünist özellikleriyle öne çıkan yabancı yazarlar hem de değişik ideolojik formasyonlardan gelen Türk yazarlar tarafından defalarca ele alındı.Kakınç bu kitabın hazırlık sürecinde, Sovyet arşivlerinin açılmasından sonra 1997-98 yılları arasında Tataristan ve Başkurdistan'da yayına hazırlanan yaklaşık 1000 sayfalık Galiyev külliyatını satın alarak, çevirilerini yaptırarak, kitabını bu bilgiler üzerine inşa etmiş. Kakınç kitabında, bu kaynaklardan faydalanarak hem Türkiye'de ve Türki Cumhuriyetlerde bir mit seviyesine yükseltilme potansiyeli taşıyan Sultangaliyev'in insani yanı ağır basan gerçekçi bir portresini çizmeye hem de bugüne kadar polemik konusu olmuş fikirlerini ortaya koymaya çalışıyor.
Roman, bir devlet hastahanesi odasında başlıyor; geçirdiği trafik kazası sonucu belleğini yitiren, adını,nereden gelip nereye gittiğini, üzerinden çıkan bol haneli rakamlı çeki ve bir tutam saçı hatırlamayan bir adam, kötü kaderin azizliğine uğramış ve Gülyazı kasabasında açmıştır gözünü. Bu kasaba tam anlamıyla mahrumiyet içinde, sosyal yaşamın olmadığı, kışın her tarafla irtibatın kesik olduğu tuhaf bir yerdir.Burada adların hepsi "Abdül"le başlamaktadır. insanların ruh hallerini doğa ve mekân tasvirleriyle bütünselleştiren güzel bir roman