Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
epsilondelta Tarafından Yapılan Yorumlar
Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı. Tarihi kişiler ile harmanlanıp yazılmış olan bu kitabı ortaokul öğrencileri için güzel buldum. Tarih ve polisiye iç içe güzelce ele alınmış.
Bu kitapta da Hafıza Koleksiyoncusu kitabında olduğu gibi çok fazla tekrarlanan “şifre bilimci” ve “Engin Ar” beni rahatsız etti. Ama genel itibari ile çocuklara okumayı sevdirmeyi amaçlayan, belki de bu yüzden bu tekrarları yapan, başarılı bir kitaptı.
Yazarın okuduğum 3. kitabıydı. Daha önce okuduğum Sultan’ın İntikamı ve Pera Palas’ta Gölge Oyunu kitaplarına göre daha derli toplu bir kitaptı ve kesinlikle daha güzeldi. Yazar kitabı yazarken çok fazla araştırma yapmış.
Diğer kitaplarında zaman zaman rahatsızlık duyduğum “şifre bilimci” ve “Engin Ar” tekrarlamalarını azaltmış, belki de bu yüzden daha hoşuma gitmiş olabilir.
Şaka bir yana diğer iki kitap daha çok ortaokul öğrencilerine hitap ederken bu kitap ortaokul öğrencilerine, lise öğrencilerine ve okumayı seven büyüklere de hitap ediyor. Bir yandan bir polisiye hikayesini okurken bir yandan İstanbul hakkında bilgiler, tarih, kültür sanat gibi ekstra şeyleri de öğreniyorsunuz. Kitapta günümüzün teknolojisi de konunun içine başarılı bir şekilde katılmış. Ben kitabı beğendim. Yazarın diğer kitaplarını da okurum.
Uyurgezer bir başkomiser: Geceleri geziyor.
Acımasız bir katil: Geceleri avlanıyor.
Ankara’da işlenen seri cinayetler, eli kesilmiş cesetlerin yanına bırakılan şiirler, katilin peşindeki başkomiser ve zeki katilin hikayesi ustaca anlatılmış.
Bu kitabı yabancı bir yazar yazmış olsaydı eminim daha fazla okunurdu. Ben kitabın genelini çok beğendim. Sadece kitabın sonlarına doğru 2 yerde yapılan isim karışıklığından ötürü biraz puan kırdım. Onun haricinde olayların örgüsü, katilin işlediği cinayetlerdeki sebepleri ve motivasyonu, sonlardaki sürprizler, kısaca polisiye kitaplarında istenilen her şey vardı.
Günay Gafur’un diğer kitaplarını da okuyacağım.
1930 da yazılmış bu minik bilimkurgu hikayesi Matrix filmine benzerliği ile hafızamda hoş bir tat bıraktı. Keşke daha fazlası yazılsaymış. Makinelerin hayatımızı kolaylaştırıp bize daha fazla boş zaman vermesi ilk başta iyiyken, bir yandan da bu kadar boş zamanı iyi değerlendiremeyen insanlığın başına gelenlerin o kadar kötüye gitmesinin hikayesi. O tarihten geleceğe dair yapılan tespitlerin bir kısmının gerçekleşmiş olması, bir kısmının filmlerde karşımıza çıkmış olması, bir kısmının ise yapılmaya çalışılıyor olması kitabın çekiciliğini arttırırken, ister istemez beni korkuttu. Özellikle tiyatronun evrimi (şimdinin sineması gibi düşünelim) o kadar benzer ki… Koku efektleri, su fışkırtılması, koltukların sallanması falan birebir gerçekleşmiş durumda. Sanal gözlükler de yavaş yavaş hayatımıza giriyor. Kitaptaki gelecekte makinelerin ve sanal yaşamların insanlığı nasıl hızla yok ettiği anlatılıyor. Günden güne de oraya doğru gidiyoruz. Başarılı bir kitaptı, beğendim.
Canı sıkılan şeytan dünyaya gelir ve insan kılığına girer. Sonra olaylar olaylar… Ama insanın artık şeytana ihtiyacı yoktur. Şeytana pabucunu ters giydirir.
İlgi çekici bir hikaye gibi göründüğü için okumaya başladım ama oldukça sıkıldım. Çok hoşuma gitmedi. Ağır ilerlemesi mi diyeyim, üslup mu diyeyim, insan olmaya çalışan şeytanın beceriksizliği mi diyeyim bilemedim. Beni etkilemedi.